26 Ekim 2014 20:00

Suriye ve Irak'ta tarih risk altında

Paylaş

Graham BOWLAY

İslam sanatı ve mimarisi uzmanı Yasser Tabbaa, Irak’ın kuzeyinde, Musul’da bulunan, İmam Awn al-Din’e adanmış olan bir 13. yüzyıl tapınağına yaptığı ziyaretlerini hatırlıyor. Bu yapı havanın ve zamanın yıkıcı etkileri bir yana, Moğol istilasında ayakta kalan birkaç yapıdan bir tanesi. Tapınağın arı kovanına benzeyen baş döndürücü, tonozlu bir tavanı var.
New York Üniversitesi’nin Abu Dhabi kampüsünde akademisyenlik yapmış olan ve Michigan eyaletinin Ann Arbor kentinde yaşayan Bay Tabbaa, “Dicle nehrinin kenarında, güzel, piramitsi bir kule” diyor.
Fakat bu yaz, internetteki bir videoda tapınağın militan grup IŞİD tarafından patlatılıp toza dumana karıştığını görünce derin bir üzüntüye gömülmüş.
“Gitti” diyor, sesi azalarak.
Suriye ve Kuzey Irak’ın kültürel zenginliklerini takip etmek arkeologlar ve antikacılar için iç dağlayan bir görev haline geldi. IŞİD’in Kuzey Irak’a ilerleyişinden sonra bölgede tahrip edilen, zarar verilen ve yağmalanan yapıların listesi gün be gün büyüdü. IŞİD gibi Sünni ekstremistler ve diğer gruplar tapınaklar, heykeller, camiler, mezarlar ve kiliseler gibi putperestlik olarak gördükleri her şeyi yok ediyorlar.
Notre Dame Üniversitesi’nde Yeni Ahir ve erken dönem Hıristiyanlığı profesörü Cadida Moss, “Bu bölge, tarihin sayfalarına geçmiş bütün büyük imparatorlukların merkezi olmuştur” diyor. “Burada bahsettiğimiz şey ardarda gelen nesillerin tek bir yerde toplanmış olan ve tümüyle yok edilen tarihi.”
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Eylül sonlarında Metropolitan Müzesi’nde yaptığı konuşmada eyleme geçileceği sözünü verdi. “Mirasımız şu anda tam anlamıyla tehlike altında ve hemen harekete geçmenin zorunlu olduğuna inanıyoruz” dedi. “Bunu liderliğimizin, Birleşik Devletler’in liderliğinin bir fark yaratabileceğinin farkında olarak yapıyoruz.”
Savaşın devam ettiği son üç senede, uluslararası gruplar binlerce insanın öldüğü bir çatışmaya müdahale etmek için güçlerinin ve becerilerinin son noktasına kadar geldiler. Pek çok vakada, tarihi yerlerin güvenliği, kültürel miraslarını korumak için büyük riskler alan yerli halka bırakıldı. Yıkımları teyit etmenin de ötesinde, tarihi eser koruyucuları kendilerini şu soruyu soruyorlar: Tehlikeye karşı alarma geçmek mi, militanların hedefi olmamak için sessiz kalmak mı?

KAYIPLAR NELER?

Yetkililer nelerin yok edildiği sorusunun bir kaç tam ve kesin cevabının olduğunu söylüyorlar. Savaşın getirdiği kaos tam bir hesaplamayı engelliyor. IŞİD sık sık fetihlerini abartmak için sahte duyurular yaparken, başka gruplar uluslararası sempati kazanmak için aynı yola başvurabiliyor.
Fakat bakanlıklar ve Suriye hükümeti hasarı kayda geçirmeye çalışıyor. Batılı, Iraklı ve Suriyeli bilim insanları uydu fotoğraflarından araştırmalar yapıp müzeciler, arkeologlar ve diğer kimselerle güvenli olmayan telefon hatları ve e-posta servislerini kullanarak iletişim kuruyorlar.
Kaybolan veya zarar gören tarihi eserler erken 20. yüzyıl minarelerinden başlayıp yüzyıllar öncesine ait hazinelere kadar gidiyor. Bazı uzmanlara göre en büyük tahrip antik bir ticaret merkezi ve Suriye’nin en büyük kenti olan Halep’te 17. yüzyıldan kalma dükkanların bulunduğu, ihtişamlı bir labirenti andıran Merkez Çarşısı’nın çoğu, alevlere kurban oldu. Şehrin ticari merkezi olan bu bölge insanların Ortaçağlardan beri nasıl yaşadığını anlamak için oldukça önemliydi.
Hükümet güçleri ve karşıtları arasında yaşanan çatışmalar Suriye’nin en eski camilerinden biri olan ve kütüphanesinde binlerce değerli dini el yazması bulunan Halep Camii’ni tahrip etti. Binlerce yıl ayakta kalan minaresi devrildi. Kaya çıkıntılarının üstüne inşa edilmiş, dünyanın en eski kalelerinden ve kazı alanlarından biri olan Halep’in ikonik kalesi de hedeflerin arasındaydı. Hükümet güçleri tarafından üs olarak kullanıldı ve roketler tarafından vuruldu. Batılı uzmanlar bölgede yeni bulunan Bronz Çağ’dan kalma Neo-Hitit tapınağına ne olduğuna dair kararsızlar.
Penn State Üniversitesi’nde Ortadoğu tarihi eserleri uzmanlığı yapan, aynı zamanda da bölgedeki zararı teyit etmeye çalışan uzmanlardan biri olan Charles E. Jones, “Halep’te, tarihi yaşanmışlığıyla ve bütün karmaşasıyla bulabilirdiniz” dedi.
“Zararın bir kısmı tamir edilebilir. Fakat, yine de eskisi gibi olmayacaktır” dedi. “Bir binayı yıktığınızda, geri dönüşü yoktur.”
Savaş daha güneyde Ortaçağ mühendisliğinin bir harikası olan, aynı zamanda İslam ve Hıristiyanlık kültürünün kesişimini sembolize eden, dünyanın en büyük ve en iyi korunmuş Haçlı kalelerinden biri olan Crac des Chevaliers’e de zarar verdi. Halep’in tarihi bölgeleri de, buna benzer şekilde, hükümetin isyancı bölgelerini bombalamasıyla tahrip edildi. Fakat bazı uzmanlar tamir çalışmalarının başladığını söyledi.
Suriye’deki arkeolojik bölgelerin yağmalanması IŞİD veya buna benzer suç örgütleri tarafından yürütülmüş veya teşvik edilmiş olabilir; fakat hem hükümet güçleri hem de militanlar bu durumdan çıkar sağlıyor gibi görünüyor.
En çok hasar gören yerlerden biri ise Batı Suriye’de bulunan sıralı sütunları ve meşhur mozaikleri ile dünyanın en büyük ve en iyi korunmuş Bizans ve Roma yerleşimlerinden biri olan Epemiye. Kuşbakışı görüntülerden bölgeyi inceleyen uzmanlar, büyük boyutlardaki yağmalamalardan dolayı bölgenin Ay’ın yüzüne benzediği belirtti.
Suriye üzerinde uzmanlaşan bir miras danışmanı olan Emma Cunliffe “Epemiye’yi almak dört ya da beş aylarını aldı” diyor. “Yeri yerinden oynatacak aletler kuşanmış pek çok yağmacı var.”

DURA-EUROPOS’TAKİ YAĞMALAMALAR

Bundan daha ciddi olan belki de Suriye’nin doğusundaki Dura-Europos’taki yağmalamalar. Fırat Nehri’nin yukarısındaki bir platoya kurulan ve Roma İmparatorluğu’na ait istihkamlı bir karakol olan Dura-Europos, 13. yüzyıldan kalma sinagogu ve erken dönem Hıristiyan mimarisinin bir örneği olan “ev-kilisesi” ile arkeolojik ve kültürel bir hazine değerinde.
Suriye’nin pek çok arkeolojik bölgesi gibi, Dura’nın büyük bir kısmı hâlâ keşfedilmemiş. Fakat yağmalamalar ve verilen zararlar bir kenara, uzmanları IŞİD militanlarından daha çok korkutan bir şey yok. Metropolitan Müzesi’nden Bayan Canby “Irak’ta Moğollar ile boy ölçüşecek bir hızla ilerliyorlar” dedi. “Korkunç.”
IŞİD ve diğer aşırı gruplar şirk ve putperestliği cezalandırma fikriyle hareket ediyorlar. Buna bağlı olarak, Şii ve Sufi bölgelerini, şairlerin heykellerini, Asurya ve Babil’den kalma Mezopotamya’ya ait eserler ve dar görüşlerinin dışarısında kalan Sünni ibadethanelere saldırılar düzenlediler.
IŞİD bu yıkımları güçlerini gösterip, ideolojilerinin reklamını yaptıkları ve uluslararası güçlerin dikkatlerini çektikleri bir propaganda olarak kullanıyor.
Bu ideolojik savaşta, aşırı gruplar “İsa’nın dili” olarak da bilinen Aramaik’in konuşulduğu son yerlerden biri olan eski Hıristiyan kenti Maaloula’daki kiliselere saldırdılar. Bir İslam devleti olan Kuzey Suriye’deki eski kent Raqqa’da sanat eserlerine ve 8. yüzyıldan kalma Asur aslanı heykeline zarar verdiler. Bu yıkımları kendi gazeteleri olan Dabiq’te yayımladılar. Geçen ay, Doğu Suriye’deki Deir al Zour’da bulunan bir Ermeni Kilisesine de saldırdılar.

HAÇI DA ALDILAR

Kuzey Irak’taki Musul’da, militanlar ufak Sufi ve Şii ibadethanelerine, mezarlarına ve camilerine de saldırdı. Londra’da yaşayan Iraklı Arkeolog Lamia Al Gailani Werr’in iddiasına göre, Osmanlı döneminden kalma binalara zarar verdiler. Hıristiyan ve Êzidi topluluklara işkence ettikleri yetmiyormuş gibi, St. Ephrem Katedralindeki haçı da aldı ve Kutsal Bakire Meryem’in heykeline zarar verdi. En kayda değer kültürel zararın, Haziran ayında tahrip edilen ve içerisinde hikayesi üç semavi dinin de parçası olan Hz. Yunus’un mezarının olduğuna inanılan camide meydana geldiği söylenebilir.
Werr daha önce hakkında hiç araştırma yapılmamış Yunus Camii’nin Ortaçağ’a dayanan ve diğer çağlarla da bağlantısı olan bir kökü olduğunu belirtti. Buna örnek olarak 1924 yılında inşa edilen minaresini gösterdi. Fakat Musul’un Nineveh bölgesindeki bu alan, bir Hıristiyan kilisesinin ve Asur tapınağı ile sarayının kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Londra’daki tarihi eser araştırmacısı Sam Hardy “Bu oldukça saygı duyulan bir şeydi” dedi.

NE YAPMALI?

Uzmanlar haritalar üzerinde göz gezdirdikçe sonraki hedefin ne olacağı hakkında endişeleniyor, fakat krizin nasıl çözüleceği hakkında fikir ayrılıklarına düşüyorlar.
Irak’taki arkeologlarla düzenli iletişimde bulunduğunu söyleyen Werr “Buradaki arkeologlar herhangi bir şeyin, özellikle antik şeylerin yerinin saptanmaması için yalvarıyorlar” dedi. “IŞİD’in dikkatini çekmek istemiyorlar.”
Bu bilim insanlarına göre, Batı’dan gelecek itirazlar IŞİD’i provoke edebilir.
Erbil, Irak’ta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu’nda çalışan May Shaer, 2001 yılında Afganistan’da Taliban tarafından yok edilen heykellere atıfta bulunarak “Bu durum Bamyan Budaları gibi” diyor. “Uluslararası itiraz oldukça fazlaydı ve buna rağmen kasıtlı olarak, böyle bir şeyi yapabileceklerini göstermek için yaptılar.”
Fakat diğer bilim insanları aynı fikirde değiller.
Bay Tabbaa “Onlara bilmedikleri bir şey söylemiyoruz” diyor. “Bu bölgeler herkes tarafından biliniyor ve tehlike altındalar.”
Bir tarafta da bu tarihi eserleri kurtarmak için dünyanın neleri riske atmayı göze alacağı sorusu var.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulmuş uluslararası anlaşmaların amacı şiddetli çatışmalar sırasında kültürel mirasların korunmasına yardımcı olmak.
Ama uluslararası bir anlaşmanın Suriye ve Irak üzerinde bir etkisi olacağını düşünmek güç. WMF Başkanı Bonnie Burnham yapılan ana anlaşmanın (1954 yılında imzalanan Lahey Konferansı: Silahlı Çatışmalar Sırasında Kültür Varlıklarının Korunması) uygulanışının zayıf ve ekonomik desteğinin olmadığını söyledi. UNESCO, Smithsonian, Penn Cultural Heritage Center gibi küçük programlar Suriyeli müze müdürlerini ve tarihi eser korumaları yetiştiriyorlar. Suriye Miras Girişimi’nin haftalık rapor yayınlama planları var. Ayrıca internet sitelerinden anonim olarak zarar raporları yayınlıyorlar.
Suriye’den yağmalanıp kaçırılan eserleri satmaya çalışanlara karşı adımlar atılıp, müzayedeciler, sanat camiasındaki katılımcılar ve gümrük görevlileri alarma geçirildi.
Ama sorumluluğun büyük bir kısmı Iraklı ve Suriyelilere düşüyor.
Haziran ayında Musul halkı IŞİD’in Hz. Yunus’un ibadethanesini yok etmesinin ardından şehrin bir diğer simgesi olan 12. yüzyıldan kalma eğik al-Hadba minaresini havaya uçurmasından endişe duyuyorlardı.
Werr militanlar bölgeye geldiklerinde yerli halkın direnişiyle karşılaştıklarını söyledi.
“Mahalledeki kadınlar bölgeye gittiler ve orada uyudular” dedi. “Militanlara, ‘burayı patlatmak istiyorsanız, bizimle birlikte patlatacaksınız’” Militanlar bunun üzerine bölgeden ayrıldılar.
IŞİD’e karşı gelmenin tehlikeleri gerçek ve büyük.
Şam’daki müze ve tarihi eser genel müdürü Maamoun Abdulkarim üç personelini kaybettiğini söyledi. Personellerden birisi keskin nişancı kurbanı olurken, biri de bomba saldırısında hayatını kaybetti. Sonuncusu ve belki de en rahatsız edici olanı da Deir al-Zour bölgesindeki kazı alanlarında bekçilik yapan 34 yaşında Abdullah al-Hamaid’in infaz edilmesiydi.
Profesör Abulkarim Şam’dan açtığı telefonla Abdullah al-Hamaid için “İyi bir bekçiydi” dedi.
Birleşik Devletlerin liderliğinde yürütülen hava saldırıları yeni bir tehdit oluşturuyor. İçerisinde Mavi Kalan Komitesi’nin de bulunduğu büyük kültür mirasları grupları Amerikan ordusunun hassas bölgelere dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Pentagon’un bir branşı olan Kültür Mirasları Hareket Grubu askeri operasyonlar sırasında kültür miraslarını korumaları için hava ve kara personeli eğitiyor.
Pek çok kişi bu baskılar altında IŞİD’in bu saldırganlığının azalacağını umut ediyor.
WMF başkanı Bayan Burnham “Şu an IŞİD’in yapacak başka işleri var” dedi. “Bu kimselerin her geçen gün artan baskı altında kaldıkça, endişe duymaları gereken diğer durumlar olacağını umut ediyorum.”

New York Times’tan çeviren: Barış Deniz

ÖNCEKİ HABER

Hong Kong’da ‘Ayaklar baş olursa’ korkusu

SONRAKİ HABER

Örgütsüz ve kuralsız çalışma işyerinde taciz ve şiddeti artırıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa