26 Ekim 2014 17:53

Baro ve birbirini güçlendiren kutuplar

Paylaş

 Yıldız İMREK*

Ekim ayı, barolarda genel kurul gündemiyle yüklü. Dünyanın en büyük 10 barosu içinde sayılan ve Türkiye’nin en büyük metropol barosu olan İstanbul Barosunda 18-19 ekim tarihlerinde toplanan genel kurulda, iki dönemdir baro başkanlığı yapan Ümit Kocasakal’ın listesi, büyük bir çoğunlukla seçimleri kazandı.
Hakim ve savcı; yargılama süreçlerinde erkin temsilcisi konumunda iken, avukat, halkın temsilcisidir. Hukuk, toplumsal mücadelelerin ve toplumsal güçlerin birbiri ile ilişkileri kurallarının bütünüdür. Avukat ve Baro, hukuk olarak şekillenen toplumsal mücadelelerde, halkın-emekçilerin-ezilenlerin hak mücadelesinin temsilcisi olmalıdır. Baroların toplumsal mücadelelerin bir başka boyutu olan siyasetle ilişkisi kaçınılmazdır. Mesele hangi siyasetin takip edileceği sorunudur. Dolayısı ile, Baroların meslek örgütü olarak, avukatların ekonomik-mesleki haklarının takipçisi olması yanında, Anayasa ve yasaların şekillenmesinde, uygulanmasında demokrasi mücadelesinde yer alması bir çelişki değil, zorunluluktur. Avukatın mesleki-ekonomik haklarının iyileştirilmesi mücadelesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesinden, emek mücadelesinden bağımsız değildir. Avukatlar, bu süreçte, çok ciddi siyasal baskıya uğradı ve KCK-ÇHD soruşturmalarında çok sayıda avukat uzun süreli tutuklamaya, işkenceye maruz kaldı. Gezi direnişinin hüküm sürdüğü Haziran günlerinde avukatlar yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı, özel yetkili mahkeme salonlarından robokoplarla dışarı çıkarıldı. Adli soruşturma kararları ve baro levhasına yazılmada Adalet Bakanlığının vesayeti, avukatlık mesleğinin bağımsızlığına ve avukat güvencelerini içeren Havana kurallarına aykırı. Avukatlar hem yargılama süreçlerinde ve hem de Adliye binasının kullanımında yasal ve fiili olarak hakim ve savcılarla eşit koşullarda değil.Avukatlık mesleği aynı zamanda neo-liberal, tekelci, piyasacı ekonomik ilişkilerin kuşatması altında. Emekçi haklarının baskılandığı koşullarda genç avukatların büyük bölümünün işçileştiği, yoksullaştığı, sosyal güvence ve sağlık haklarından yararlanamadığı koşullarda; piyasa ve tekelci ekonomik kuşatmanın; mesleğin özgün/bağımsız karakterini başkalaşıma uğrattığı bir süreçte, bu kapitalist ekonomik politikalara ve otoriter siyasi gelişmelere karşı tavır almadan, avukat haklarının savunulması ve korunması da mümkün değildir.

BAROLAR DEVLETİN BİR UZANTISI GİBİ

Barolar, mesleki/ekonomik/demokratik hakların yanında, toplumsal hak mücadelelerinin, dillerin ve halkların tam hak eşitliğini de kapsayan barış hakkının, askeri veya sivil yöntemlere dayanan otoriter yönetim anlayışının karşısında bireyin, halkın haklarını, kapitalist sömürü ve talan politikasının karşısında emekçinin, kentlinin, köylünün, doğanın, hayvanların haklarını, kadın özgürlük mücadelesini, tekçi ve dinci yönetim anlayışı karşısında doğrudan demokrasiyi, inanç özgürlüğü ve eşitliğine, yasanın-eğitimin-bilimin-sanatın dinden bağımsızlığına dayalı özgürlükçü laiklik mücadelesinin hukuksal yansımasının kürsüsü olmalıdır.
12 Eylül Anayasası, otoriter devlet yönetimi ve resmi ideolojiyi toplumsal hayatın bütün alanlarına taşıyarak ve kuşatarak, devletin baskı aygıtının devamlılığını garanti altına almıştır. Özellikle, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri Barolar ve Odalar devletin bir uzantısı olarak kurgulanmıştır. Resmi devlet törenlerinin, devlet protokolünün bir unsuru olarak Baro ve odalarda resmi ideolojinin tüm ritüelleri tekrarlanarak yeniden üretilmiştir. 1988-1996 süreci, öğrenci gençliğin, işçi hareketinin, Kürt halk hareketinin 12 Eylül cenderesinden silkinerek, kendisini kitle eylemleri olarak dışa vurduğu tarihsellikte, İstanbul Barosu başta olmak üzere, barolar evrensel bireysel insan haklarının ve kısmen sosyal hakların dillendirildiği kurumlar olmuştur.Bu dönem, askeri diktatörlükten rahatsız geniş bir yelpazenin ortak yönetimi olmuştur. OHAL, faili meçhul cinayetler, düşük yoğunluklu savaş konseptine karşı cezaevi direnişleri, emekçilerin ve Kürt halk hareketinin yükseldiği 1996-2002 döneminde ifade özgürlüğü,  örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü, kadın hakları gibi toplumsal hakların İstanbul Barosunda kurumsal yankılanması gerçekleşmiştir. CMK, Kadın Hakları Merkezi, İnsan Hakları Merkezi, Çocuk Hakları Merkezi, Avukat Hakları Merkezi, Staj Eğitim Merkezi gibi kurumsallaşmalarla, toplumsal hak mücadelelerinden yana taraf olma, savunmanın bağımsızlığı ve etkinliği mücadelesi verilmiştir. CMK da, yeni Avukatlık Kanunu da, Ceza kanunu ve Medeni kanunun kadın aleyhine hükümleri de bu dönemde değişmiştir. Bu yasal değişikliklerde İstanbul Barosu ve benzer yönde etkinlik gösteren metropol baroların yönelimi etkili olmuştur. Avukatların mesleki kazanımlarının, Adliyelerde avukat odalarının, yargıç ve savcı ile eşitlik yönündeki gelişmelerin, savunmanın yargılamaya etkin katılımının da en üst seviyesine ulaştığı dönemdir bu.

DEVRİMCİ-DEMOKRATLAR DIŞLANDI

2002’den itibaren İstanbul Barosu, devrimci-demokratları dışlayarak ulusalcı-sosyal demokrat çizgiye oturmuş; Muammer Aydın dönemiyle devlet memuru zihniyeti, Kocasakal dönemiyle askeri vesayete dayalı eski statükonun aktif savunuculuğu ve Kürt sorunu karşısında inkarcı/asimilasyoncu geleneksel şoven devlet çizgisi, Baronun hukuk siyasetinin de temeli olmuştur. Baro merkez ve komisyonları işlevini yitirmiş, bürokratik mekanizmalar haline gelmiştir. Avukatlar ve yurttaşlar hak ihlallerinde, hak mücadelelerinde yalnız bırakılmıştır. Parlatılan tek şey Kocasakal kimliği ve Ergenekon davası olmuştur.
İstanbul Barosu seçimleri, ülke gündemindeki siyasi pozisyonlara benzer pozisyonlarla bir seçim yaşadı; bu da kaçınılmazdı. İstanbul Barosu yönetimi, AKP Hükümetleriyle paralel, ama sonuçları itibariyle çaprazda kalan bir siyasal tarihe sahip. 2002 seçimlerinde AKP hükümeti kurulurken, İstanbul Barosunda da özgürlükçü-demokrat-ezilen kesimlerle ilişki çizgisini savunan Çağdaş Avukatlar Grubu yerini, “Önce İlke ÇAG” adı altında toplanan sosyal demokrat- devletçi- ulusalcı çizgiye terk ediyordu. Kazım Kolcuoğlu,  Muammer Aydın ve  Ümit Kocasakal başkanlığında baro yönetiminde yer alan Önce İlke ÇAG grubu, AKP’nin otoriterleşme ve muhafazakar çizgiyi devletleştirmesine paralel olarak ulusalcılıktan askeri vesayet savunuculuğuna evrilen çizgiyi takip ediyordu. Hükümette RTE, İstanbul Baro yönetiminde Ümit Kocasakal şahsında iki kutup; birbirini karşılıklı güçlendiren ve birbirini taklit eden tek adamcılıkla, birbirini de yeniden üreten bir işlev görüyor.

UMUT

İstanbul Barosu Genel Kurulu; demokratik hukuk mücadelesi ve avukatın haklarının tartışılması dışında birer sanal kahraman yarışmasının arenasına dönüşmüştür.
AKP yanlısı HÜP, alternatif olmaktan çıkmıştır. İlk kez seçime giren Milliyetçi Avukatlar grubu adına yapılan konuşmalardaki şoven, faşizan içerik; İstanbul Barosu açısından tarihinin en kaygı verici görünümlerinden biri olmuştur.
Bu seçim sürecinde, demokratik hak mücadelelerinin, özgürlükçü hukuk anlayışının, halkların, kadınların, emekçilerin, ezilen toplumsal kesimlerin hukuk mücadelesinin yanında, işçi avukatlardan kamu avukatlarına, avukatın sosyal haklarını, kadın eşitliğine güçlü vurgular yapan; Roboski’den Soma’ya, Gezi’den Kobanê direnişine hak mücadelelerinden, insan hakları ve kadın hakları mücadelesinden gelen, polis devletine, istihbarat cumhuriyetine karşı mücadele yürüten avukatların yer aldığı ÖDAV, Baro seçim grubu olarak genel kurulda etki ve heyecan yaratan, genç ve kadın ağırlıklı ama 4 kuşaktan mücadeleci avukatları buluşturan yelpaze genişliğiyle, samimi ve dayanışmacı tutumuyla değişim enerjisi yaratan ve umut veren grup oldu.
Demokrasi ve özgürlük savunusundan etkin mesleki haklar mücadelesini birlikte yükseltecek, Baro yönetiminde somut bir alternatif olmak için güçleri biriktirme ve birleştirme süreci yaşayacağız.

* İstanbul Barosu Özgürlükçü ve Demokrat Avukatlar Grubu Eş Başkan Adayı

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İnsanlık onurunun kurtuluşu Kobanê’dedir

SONRAKİ HABER

Adana’da cezaevindeki kadınlara dayanışma kartları atıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa