Çengelli İğne - Bezelyeler, halılar ve boykot

Çengelli İğne - Bezelyeler, halılar ve boykot

             Masanın üzerinde yığınla bezelye, ayıklanıp torbalayıp dolaba kaldırılmayı bekliyorlar. Bu sıkıda neden bu işe kalkıştım diye kendi kendime söyleniyorum. Eli işte gözü oynaşta vaziyetlerde evin içinde boş boş dolanmaktayı

Ayla Belek

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Masanın üzerinde yığınla bezelye, ayıklanıp torbalayıp dolaba kaldırılmayı bekliyorlar. Bu sıkıda neden bu işe kalkıştım diye kendi kendime söyleniyorum. Eli işte gözü oynaşta vaziyetlerde evin içinde boş boş dolanmaktayım. Arada bir mutfağa girip bezelyelere bakıp, çıkıyorum. Yerlerinden kıpırdamamışlar. Pazardan getirip, torbasından boşalttığım gibi duruyorlar. Belki beş, belki onuncu kez ben onlara baktım, onlar bana, yine ellemeden kaçtım yanlarından. Yatak odasına geçtim. Havalandırılıp düzeltilmiş, yatağımı dört köşesinden bir kere daha çekiştirdim. Kırışık bile yok. Elimle üstüne pat pat vurdum, kırıştı. Yastıkları dövdüm, dövdüm, yerine koydum. Örtüyü tekrar düzelttim. Baş ucumdaki kitapları, iki itelemeyle duvara bitiştirdim. Gidecek yerlerinin kalmadığına emin olup, iki büklüm gövdemi dikleştirerek, elimi çeneme dayadım, hafifce de uzaklaşıp hizalarına baktım. Gereken yerde durduklarına emin olup, odadan çıktım. Her odada dövülüp iteklenecek eşya bularak saatlerce dolandım. Salonun kanepesini karşı duvara taşıdım, televizyonu bulunduğu yerin kırk beş derece kuzeyine getirdim, kendi koltuğumu, camın önüne yerleştirdim. Hiç birini beğenmedim, hepsini eski yerlerine geri taşıdım. Kanepeyi sürüklerken yeri çiziklemişim, bezle ovdum, ovdum geçmedi. Sinirimden çiziklediğim yerin üzerinde tepindim. Nefes nefese kaldım.

   Mutfağa geçtim, bezelyeler bana bakmaya devam ediyorlardı. Elimle şöyle bir harmanladım. Kabukları kuru, içleri dolu doluydular. Başka zaman olsa, ne de güzel seçmişim diye kendime öpücükler yollardım, ama şimdi hiç içimden gelmedi. Nefesim düzelmeye başlamıştı ki, canım kahve çekti. Telefona sarıldım. Aradığım herkes ağır ev işlerine dalmıştı. İçlerinde halı yıkayan bile vardı. Ben niye akıl edemedim diye hayıflandım. İki büklüm yere kapaklanmış, köpük köpük yaptığım halıyı, sert fırça darbeleriyle ovalasam, evin şeklini şemalini değiştirmekten çok daha fazla sinirimi atardım diye düşündüm. Bir an milleti aramaktan vazgeçip yapsam mı tereddütleri içinde bocaladım. Salaklaşma dedi iç sesim, bu gün yeterince salaklık ettin zaten diye devam etti. İç sesimle tartışmayı göze alamadım. Aradığım herkesi ellerindeki işi bırakıp bana gelmeleri konusunda ikna ettim.

   Yarım saat sonra mutfakta kahveleri fincanlara boşaltırken salondan gelen bağrışmaları dinlemekten mutluydum. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkes öfke dolu, haksızlığa uğramışlığın verdiği sinirle konuşuyordu. Bir müddet bağrışmaya devam ettik.

   'Kesin sesinizi, artık sözün bittiği yerdeyiz' dedi içimizden biri. Bağrışmalarımız şıp diye kesildi. Ne bekliyorduk, Osmanlı'da oyun çok bilmezmiydik. Dünya alemin hakkını verdiği bir çalışmayla, barajları yıkıp, vetoları yerle bir edip, otuzaltı mert insanı Meclise sokmuşuz, önlerine kırmızı halı serip, buyur etmeyeceklerini düşünemezmiydik.

   Kadınlar olarak bambaşka heyecanlar duymuştuk bu çalışmalarda. Kadınlığımıza edilen aşağılamaların hepsine cevap olacak toklatları atar gibiydik, Sebahat'in propagandasını yaparken.

   Bir anda öğrencilik yıllarımı anımsadım. Boykotlarda ki çocuklar gibi şenlendim, kahkahalarımı saklamayıp atarken herkes bana bakıp gülmeye başladı. 'Bezelyeler ayıklanır, halılar yıkanır nasıl olsa, şimdi boykot çalışmasını nasıl yapacağımızı düşünme zamanı' dediğimde hepimiz uslu kadınlar olmayı çoktan reddetmenin ferahlığı içindeydik.      

www.evrensel.net