26 Ekim 2014 10:00

Öğretim Üyesi Melda Yaman'la 2015 Bütçesi'ni konuştuk

2015 bütçesi görüşülürken açıklanan rakamlarda Savunma Bakanlığına ayrılan payın 22 milyar dolar civarı olarak belirlenmesi önümüzdeki dönem için “Bir savaş bütçesi ile mi karşı karşıyayız?” sorusunu akla getirirken, kadın odaklı bir bütçe olmayacağının da somut verileri ortaya çıkmıştı.

Paylaş

Gülşah İMREK

2015 bütçesi görüşülürken açıklanan rakamlarda Savunma Bakanlığına ayrılan payın 22 milyar dolar civarı olarak belirlenmesi önümüzdeki dönem için “Bir savaş bütçesi ile mi karşı karşıyayız?” sorusunu akla getirirken, kadın odaklı bir bütçe olmayacağının da somut verileri ortaya çıkmıştı. Peki hükümetin 13 yıla yaklaşan iktidarı boyunca gerçekleştirdiği yapısal dönüşümün somut hali bütçe görüşmelerine nasıl yansıdı? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ayrılan pay kadınlara dönük hizmetler açısından işe yarayacak mı? Kadın odaklı bütçeden ne kastediliyor? Sorularımızın tümünü Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Melda Yaman’a sorduk. İşte bütçe görüşmelerinden kadınların payına düşenler...

Her yıl yapılan bütçe görüşmelerinde genel olarak kadınlara pay ayrılmadığını vurguluyoruz ama geçen yıllardan farklı olarak 2015 bütçesi kadınlara ne sunuyor?
Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yaklaşımının amacı, kadın erkek eşitliğini güçlendirmek ve eşitsizlikleri azaltmaktır. Bu amaçla, bütçe sürecinin tüm aşamalarında kadın erkek eşitliğinden hareket edilmesini, kamu harcamalarının ve hizmetlerinin toplumsal cinsiyete duyarlı hale getirilmesini ve kadınların özgül ihtiyaçlarının kamu harcamaları planlanırken ve yapılırken gözetilmesini içeriyor. Kadınları güçlendirmek, kadınların bakım yükünü azaltmak, toplumun her alanında kadınların konumunu yükseltecek tedbirlerin hayata geçirilmesini ifade ediyor. Bu çerçevede yeni bütçenin kadınlar için önemli bir kaynak ayırdığını söylemek güç görünüyor.

AKP Hükümetinin ekonomi politikaları ile bütçeden kamuya ayrılan gitgide azaldı. Peki nasıl gerçekleşti bu süreç ve bunun kadınlara yansıması ne oldu?
Evet, kamu yatırımlarına, kamuya ayrılan bütçe payı azalıyor ancak, AKP uzun zamandır beri “sosyal yardım” adı altında ciddi bir bütçe de ayırıyor aslında. Yani, Hükümet bir yandan sermaye için yeni kaynaklar yaratırken başka kaynakları da tamamen yoksulluğu yönetmek için kullanıyor. Şöyle tarif etmek olanaklı; işsizlik büyür ve kayıt dışı istihdam, esnek işler yaygınlaşırken, AKP, işsizliği ve artan yoksulluğu bu sosyal yardımlarla baskılıyor ve aslında sosyal yardımları bir istihdam stratejisi olarak kullanıyor. Türkiye’deki sosyal yardımlardan faydalanan kişi/hane sayısının 10 milyonu geçtiği söyleniyor. Nazır Kapusuz’un belirttiği gibi, bu yardımlardan faydalanmanın yasal bir dayanağı yok, yardım alacaklar iktidar partisine yakınlıkla belirleniyor. Buna karşı, bütçe kaynaklarının sosyal yardım adı altında dağıtılması yerine, herkesin eşit biçimde faydalanacağı bir sosyal politika olarak yapılandırılması gerekir. Öte yandan hükümet, hane içinde sakat ve yaşlı bakımı için kadınlara para yardımı yapıyor; bu gibi politikaların kadınları güçlendirip güçlendirmediğini iyi tartışmak gerek. Ne var ki, yoksul haneler için bu gelirler çok önemli.  

Bunun istihdam alanına da iki türlü yansıması oluyor herhalde. İşsizliğin artması ya da güvencesiz, esnek çalışmanın yaygınlaşması. Bu yansıma nasıl gerçekleşiyor peki?
Son dönemde işsizlik çok yüksek boyutlara ulaştı. Özelleştirmeler ve tarımın kapitalist biçimde dönüşümünün bunda payı büyük kuşkusuz. Topraktan kopanların alternatifi fazla değil; ya kentlere göç etmek ya da başkalarına ait topraklarda ücretli işçi olarak çalışmak zorunda kalıyorlar. Tarımda ücretli işçilik de kentlerde onları bekleyen işler de güvencesiz işler. Öte yandan, sanayi üretiminin sunduğu iş olanakları da hayli sınırlı. En yüksek işsizlik üniversite mezunu genç işsizliği. Bu kesimde işsizlik yüzde 30’lara yakın. Genç işsizliği yüzde 15-16 civarında iken, üniversite mezunu gençler arasındaki işsizlik oranının bunun iki katı olması hayli manidar. Bu da bize şunu gösteriyor, “Güvencesiz koşullarda, uzun saatlerde, düşük ücretli işleri kabul ediyorsan gel çalış” deniyor gençlere. Kadınlar için durum çok daha vahim görünüyor. 2011 yılında istihdama katılan her iki kadından biri kayıt dışı sektörde iş bulmuş örneğin. Ayrıca istihdam da giderek esnekleşiyor ve esnek işler giderek norm halini alıyor. Son dönemde kadın istihdamında kıpırdanma olduğunu söylemek gerek. Esnek işler bunun nedeni olabilir. Ancak, sorun basitçe kadın istihdamını fetişleştirerek, sadece artırmayı hedeflemekle sınırlı kalmamalı. “Nasıl bir istihdam?” sorusu çok önemli; sosyal güvencenin bulunduğu, iş güvencesinin sağlandığı, bir istihdamı talep etmek gerekiyor.

Çalışma yaşamını düşündüğümüzde, bütçeden kamuya ayrılan payın azlığı ile, iş yaşamındaki esneklik, güvencesizlik arasında nasıl bir bağ var?
Son yıllarda kamu istihdamı daralıyordu ancak kamu politikalarının ve kamu reformunun, beraberinde şimdiye dek “güvenli” iş olanakları sunan kamunun yapısını da değiştirdiğini görüyoruz. Yani, artık kamu hem sınırlı istihdam sunuyor hem de kamu istihdamı giderek güvencesiz hale geliyor. Kamu sektörü devletin kâr hesabı gütmeden, kamu yararı için sunduğu hizmet olmaktan çıktıkça, bütçe de bu mantığa göre hazırlanıyor; kamu böylelikle bütçeden sınırlı pay aldıkça da kamu istihdamı güvencesizleşiyor.  

Bir yandan Savunma Bakanlığına 22 milyar dolayında bir rakam ayrılırken, eğitime, sağlığa ayrılan bütçe gitgide azalıyor. Kadınları bekleyen bütçe, savaş bütçesi diyebilir miyiz?
2015 yılı bütçe tasarısı, Orta Vadeli Programın (2015-2017) hedefleri ve öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmış. Bütçe gelirlerinin büyük bölümü, başta silah ve ilaç tekelleri olmak üzere ülke içi ve yabancı sermaye çevrelerine gidiyor. Dolayısıyla bu saptamada haklısınız.

AİLE BAKANLIĞININ BÜTÇESİNDEN KADININ PAYINA DÜŞEN NE?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ayrılan pay 18 milyar gibi bir rakam. Çok küçük bir bütçe olduğunu söyleyemeyiz. Bakanlığın bütçesi kadınlar açısından neyi gösteriyor? Kadınlar için sığınma evleri, kreşler, kadın sağlığı merkezleri kurulması gerekirken bu bütçeden ayrılan pay ile işlevsiz ŞÖNİM’ler, Aile İrşat Merkezleri şimdi uygulamaya konulan “Diplomalı Anne” hizmetiyle annelik eğitimi veren kurumlarla karşı karşıya değil miyiz?
Bakanlık değişen adından da anlaşılacağı üzere, kadının güçlenmesine yönelik politikaları hayata geçirmek yerine, aileyi güçlendiren politikaları yürütüyor. Belediyelerin “Güçlü Aile Güçlü Toplum” projesi, AKP’nin “Yerel Yönetimler ve Aile” sempozyumu, belediyelerin açtığı “Evlilik Okulları” aileyi güçlendirme projesinin bileşenleri olarak birer birer gündeme geldi. Belediyelerle üniversitelerin birlikte düzenlediği “Anne Üniversitesi” kursları sonrasında sertifikalar veriliyor. “Üç yahut beş çocuk doğurun” sözleri bu projenin temel politikalarından birine işaret ediyor. Ne var ki bu çocuklara erken çocukluk bakım ve eğitim hizmetlerini sunacak kurumlara dair bir politika söz konusu değil. Ne özel şirketler, ne yerel yönetimler ne de kamu kurumları yeterli bir hizmet sağlıyor. Ancak kamu kurumlarında varolan veya açılabilecek kreşler zaten yasa gereği 6 yaş altı çocukları kapsamıyor. Kamu kurumları kreşleri; son yıllarda hem hükümetin hazırladığı 2014 Bütçe Kanun Tasarısı’nda yer alan  tasarruf tedbirleri kapsamında kamu hizmetlerinin ödeneklerinin sınırlandırılması yoluyla, hem de 2013 tarihinde Maliye Bakanlığının yayınladığı “Kamu Sosyal Tesislerine İlişkin Tebliğ’” ile kreşlere kamu bütçesinden harcama yapılmasına engel oluşturularak, kamudaki daralmadan nasibini aldı.
Kamu kurumlarındaki kreş sayısı hızla düşüyor. Varolan sınırlı sayıdaki kurum da ücretsiz değil, Maliye Bakanlığınca belirlenen rakama göre hizmet veriyor.  Ancak bu noktada bir kamu kurumu olarak Diyanet İşleri Başkanlığının İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Diyarbakır, Antep, Adana, Samsun, Erzincan ve Rize’de pilot olarak başlattığı  “Kur’an Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi”ni akılda tutmak gerek.

EŞİTLİĞİN BİR YOLU DA BÜTÇEDEN GEÇER

Kadın odaklı bir bütçelemeden neyi kastediyoruz, gerçek anlamda bir eşitlikten söz edebilmemiz için nasıl bir bütçeleme anlayışı olmalı bugünden farklı olarak?
Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin her aşamasında kadınlar, kadın grupları, feministler gruplar yer almalı, ve onların talepleri dikkate alınmalı. Cinsiyet eşitsizliklerinin giderilmesi hedefine yönelik olarak, kadınların farklı ihtiyaçlarına göre bütçe yapılandırılmalı. Kreşlerin, yaşlı bakım kurumlarının sayısı artırılmalı ve ücretsiz erişime açılmalı. Kadın istihdamını artırmaya yönelik kota benzeri tedbirler alınmalı. Sığınakların kapasitesi artırılarak, sayısı çoğaltılmalı. Sığınaktan yeni çıkmış kadınlara barınma desteği sağlanmalı. Hukuksal, psikolojik ve istihdamla ilgili danışmanlık desteği veren kadın danışma merkezleri açılmalı. Karanlık sokak, cadde ve parklar aydınlatılmalı.

TBMM Genel Sekreterliği “Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme” uyarısı yaptı ama hakim anlayış buna izin verir mi sizce?
TBMM Başkanlığı ilk kez  2013-2017 Stratejik Planı’nda, “Kurum bünyesinde kadınların çalışma hayatındaki sorunlarına ilişkin duyarlılığı ve farkındalığı artırmayı gözetmek” ilkesine yer verdi. Ancak, bunu toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin bir sonucu olarak görmek olanaklı değil. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme kadını güçlendirmeyi hedefleyen politikalarla ve uygulamalarla hayata geçebilir. Bu da, kadın istihdamından, kadınların iş yerindeki konumunu güçlendirmeye, kadınların bakım yükünü azaltmaktan, kreş ve bakım kurumlarının sayısını artırmaya, kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik tedbirleri hayata geçirmekten sığınma evlerinin sayısını artırmaya kadar pek çok sayıda düzenlemeyi gerektirir. Bunları göremeyince, bu uyarılar sadece görünürde kalıyor. Neoliberal politikalar zaten buna izin verecek gibi değil. Öte yandan, hükümetin muhafazakar politikaları da kadını güçlendirmeyi değil, eve kapatarak bakım yükünü artırmayı hedefliyor. Dolayısıyla, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme dillendirilse de, uygulamaya geçmesi hayli zor görünüyor.

SERT POLİTİKALARI BASKILAMAK İÇİN TAMPON GÖREVİ KADINLARA VERİLDİ

Neoliberalizm kendisini nasıl bu kadar güçlü ve görünür kıldı? Kadın emeği bu noktada nerede duruyor?
Neo-liberal politikalar bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük yapısal değişiklikleri getirdi. Kamu harcamalarının daraltılması bu politikaların öne çıkan bileşenlerinden biri oldu. Bunun sonuçları ilk olarak istihdama yansıdı. Kamu istihdamı hem doğrudan azaltıldı hem de devlet işletmelerinin özelleştirilmesiyle dolaylı olarak düştü. Sağlık, eğitim gibi başlıca kamusal hizmetlerin meta ilişkilerine çekilmesi bir yandan bu hizmetlere erişimi güçleştirirken, öbür yandan artan işsizlik ve yoksullukla baş etmeye çalışan haneleri ek gelir kaynaklar yaratmaya yöneltti. Bu koşullarda, daha önce ücretli bir işte çalışmamış kadınlar iş aramaya başladı örneğin. Kadınların verili koşullarda bulabildiği işler de güvencesiz, düşük ücretli ve genellikle hizmet sektöründeki işler oldu. Yani bir yandan hanelerin temel ihtiyaçlarını karşılaması için (örneğin sağlıkta katkı payı gibi) ek gelir ihtiyacı doğarken, öte yandan işsizlik büyüdü, istihdam olanakları güvencesiz ve esnek işlere doğru bir yönelim izledi. Öte yandan, kadın emeği bu sert politikaları baskılamak için tampon görevi üstlenmek durumunda kaldı. Basit bir örnek olarak şunu verebiliriz; hastanelerde bakım hizmeti azalırken, kadınlar hane içinde ilaç tedavisinden sonda takmaya ek bu gibi işleri üstlenmek zorunda kaldı. Bu süreç, neoliberalizmle ataerkinin işbirliğiyle yürüyor kuşkusuz. Karşılıksız bakım işi kadın işi olarak görüldüğünden, bu işler kadınlara yüklendi.


Kaynaklar
http://www.bianet.org/biamag/kadin/155058-kresten-daha-onemli-islerimiz-var
http://www.toplumsol.org/kidemle-alip-sadaka-ile-vermek-iktidarin-istihdam-nufus-stratejisi-nazir-kapusuz/

ÖNCEKİ HABER

Brezilya sandık başına gidiyor

SONRAKİ HABER

Avesta Yayınları'nın bir kitabı yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa