Alıştırılmışız hep başkası için yaşamaya

Alıştırılmışız hep başkası için yaşamaya

Kocaeli’nin emekçi mahallelerinde tartışmaların içeriği değişse de hayatlarında pek de bir şey değişmeyen kadınların evine konuk olduk. Sizinle tanıştıracağımız iki kadının söyledikleri aslında bütün kadınların yaşamının özeti. Niyetimiz sadece dert anlattırmak, dert dinlettirmek değil ama kadınlarla yaşamlarını konuşmaya

Hacer Yıldız

Kocaeli’nin emekçi mahallelerinde tartışmaların içeriği değişse de hayatlarında pek de bir şey değişmeyen kadınların evine konuk olduk. Sizinle tanıştıracağımız iki kadının söyledikleri aslında bütün kadınların yaşamının özeti. Niyetimiz sadece dert anlattırmak, dert dinlettirmek değil ama kadınlarla yaşamlarını konuşmaya başlayınca kendiliğinden “sorunlar”a geliyor laf.

Leyla abla bu yoksul mahallenin kadınlarından biri. Kocası belediyeden emekli Leyla ablanın ve üç çocuk okutuyor. Çocuklarını okutmak onun için çok önemli, çünkü okuyamamak da içinde ukde kalmış. “Çok isterdim okumayı. Bunun ezikliğini çok yaşıyorum. Kadınlar mutlaka okumalı” diyor. Çalışmamış olmak da canını sıkıyor Leyla ablanın: “Çalışmayı çok isterdim. Çalışmak bir kadın için çok önemli, çünkü hiçbir güvencemiz yok. Kocanın eline bakmak da çok zor.”

Alıştırılmışız ya hep başkası için yaşamaya, “kendimizden vazgeçmişiz” diye özetliyor Leyla abla yaşamını: “Ben çarşıya gittiğimde kendimden önce çocuklarım için alışveriş yapıyorum. Kendim için bir çöp bile aldığım yok. Bizim ev ekonomimiz hep kötüye gidiyor. Hele bir de çocuk okutunca hiçbir şeye para yetmiyor. Çocuklarımız okuyor da bir iş sahibi mi oluyor? Gençlerin çoğu işsiz. Çocuk okutmak kolay mı? Tayyip atıp tutuyor üç çocuk diye. Kendi çocuklarının gemicikleri var tabii...”

Kadınlar sorunlarını anlatmaya başlayınca evvela ekonomik sıkıntılarını anlatıyorlar, çocuklarını, eşlerini… Kendilerine dair olanları en sona bırakıyorlar, bazen hiç anlatmıyorlar bile. Zeliha sıkıntıyla anlatıyor, geçim derdini: “Eskiden dükkânımız vardı, kapatıldı. Eşim iki üç yıl işsiz dolaştı. Evde o dönem ne kadar yansıtmamaya çalışsak da huzursuzluk vardı. Ben de bir ay önce işe başladım. İki yaşlıya bakıyorum. İki çocuğum okuyor. Eşimin düzenli bir işi ve sigortası yok. Bu da bizi sürekli tedirgin ediyor.”

Okuyamamak Zeliha’nın da içinde kalmış hep. “En çok okuyup kendimi yetiştirmeyi isterdim. Eğer okusaydım çalışma hayatına daha rahat katılırdım” diyor.

Kadınlarla bir araya gelip seçim sonuçlarını konuşmamak olmaz. “Bağımsızlar boykotta, AKP’nin kadınlara yönelik politikalarını daha seçimlerden önce kendi aile danışmanı (Sibel Üresin) açıkladı zaten. Bunlar bu anlayışla nasıl çözecekler kadınların sorunlarını?” diye soruyor Leyla abla.

Zeliha söze giriyor: “Yeni hükümetten hiçbir beklentim yok, her şey daha da kötüye gidecek. Devlet kadınlara çalışabileceği yerler ve kurslar açmıyor. Ancak çocuk doğurup ev işlerini yapıyoruz. Ülkemizde eşitlik ancak lafta. Çok açık ayrımcılık yapılıyor. Tayyip’in zihniyeti belli: Evde otur, çocuk yap, yemek yap...”

Leyla ablanın isteği “her anlamda rahat bir yaşam”; çocuklarını rahat büyükmek, eve bir şey alırken on defa düşünmemek...

“Buradaki kadınların hepsi mutsuz” diyen Leyla abla, kadınların hep kendi aralarında konuşmaktan vazgeçip mücadele etmeleri gerektiğini düşünüyor. “Artık örgütlenip sokakta sesimizi duyurmalıyız. Güç olduktan sonra her şey aşılır. Şükürcü bir anlayışa sahibiz. Bu anlayışın mutlaka değişmesi lazım Kürt annelerinin mücadelelerine hayranlıkla bakıyorum. Her gün coplanıp biber gazı yiyorlar ama vazgeçmiyorlar. Ben bir anne olarak onların acısını paylaşıyorum ve her şeyden önce barış istiyorum.”

www.evrensel.net