Bu seçim başka seçim

Bu seçim başka seçim

         Seçim süreci kadınların her birinin hikâyesinin başka hikâyelerle zenginleştiği bir dönem oldu. Benim için de öyle. O kadar çok kadınla yüz yüze gelmek, insanı öyle besliyor, insanın fikrini öyle açıyor ki! Si

Esen Aktaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Seçim süreci kadınların her birinin hikâyesinin başka hikâyelerle zenginleştiği bir dönem oldu. Benim için de öyle. O kadar çok kadınla yüz yüze gelmek, insanı öyle besliyor, insanın fikrini öyle açıyor ki! Sizinle paylaşacağım hikâyeler bir yandan tebessüm yaratırken yüzünüzde, bir yandan da eşinizin, dostunuzun, kendinizin burukluklarını hatırlatacak. Bende öyle oldu.

Bir Kürt olmama kızmasa!

Avcılar Denizköşkler Mahallesi Hacışerif Seçim bürosuna elinde bir poşetle telaşla içeri giren kadın sessizce selam verip oturdu. Bir bardak çay eşliğinde hoş beş derken anlatmaya başladı: “Ben Iğdırlıyım, Kürdüm, eşim Kürt değil ve benim buraya geldiğimi bilmiyor. Buraya yakın bir dükkânım var, kahvaltılık malzeme falan satıyoruz. Bu benim ikinci evliliğim, aslında eşim çok iyi biri, tek sorun benim Kürt olmam. Bir tek Kürt olmama kızıyor. Akrabalarımla Kürtçe konuşmamı istemiyor, Kürtçe müzik dinlememe de kızıyor. Gerçekten çok iyi biri... Bir de Kürt olmama kızmasa... İkinci evliliğim olmasa, ben ona yapacağımı bilirim, ama işte sesimi çıkartamıyorum.” Sonra alelacele elindeki poşeti masaya bırakıp, “Bunu buraya getirdim gelenlere ikram edersiniz, eşim beni burda görmesin” diyerek çıkıp gitti.

Asıl şimdi bilinçlendim

Asya abla, 9 yaşında gelin, 13 yaşında anne, 40’ında seçim bürosunun en çalışkan ismi oldu. Akrabalar istediğinde annesi “küçük” demiş ya, babası “akrabadır, hayır denmez” deyip razı gelmiş. İlk bebeği yaşamamış, o daha çocukmuş hamile kaldığında, bedeni nasıl taşısın! Şimdi üç çocuğu, bir torunu var.

Seçim çalışması sırasında hikâyesini dinlediğimizde şaşıranlar da vardı, kendi hikâyesine benzetenler de. Canla başla çalıştı Asya abla. 9 yaşındaki kızının asla kendi kaderini yaşamasına izin vermeyeceğini söyleyerek, sorumluluk alıp yapmayanlara kızarak, başörtüsü yüzünden kendisini AKP’li zannedip yüzüne kapıyı kapatanların ziline ısrarla basıp, neden AKP’ye oy vermemek gerektiğini anlatarak, daha çok kadını kendisiyle beraber ev ev dolaşmaya zorlayarak çalıştı.

“Eskiden böyle değildim” dedi bir keresinde. Oysa canını dişine takmış çalışır halini görenler sanırdı ki Asya abla ezelden beri böyle. “Ben Kürdüm diyordum, yok canım değilsindir diyorlardı. Meğer Kürt diye bir şey varmış kafalarında. Yok ki onların kafasındaki gibi bir Kürt hâlbuki…” Hiç saklamamış Kürtlüğünü ya, “asıl şimdi bilinçlendim” diyor. Ona göre bilinçlenmek, inandığı şey için çalışmak.

‘Keşke’ değil ‘bir daha asla’

Göçü yaşamayanlar, zorla bir yerden başka bir yere gitmenin ne demek olduğunu, her bir Kürt kadınının kızından, oğlundan, kendinden, yakınından bahsederken gözleri dolduğunda anladı. “Çocuklar Türkçe bilmiyordu geldiğimizde” dedi, bir kadın bir gün. Küçük kızı öğretmenin söylediği hiçbir şeye tepki vermediğinden, öğretmen de bir süre sonra onunla ilgilenmeyi bırakmış. Bir gün okuldan eve gelen kızı ağlıyor, “Öğretmen yoklamada herkesin ismini söylüyor, benimkini söylemiyor” diye. Ertesi gün gitmiş okula, öğretmene demiş ki “Mizgin, siz onun adını söylemiyorsunuz diye çok üzülüyor. Yoklamada adını söyleseniz.” Şaşırmış öğretmen “Mizgin beni anlıyor muymuş?” diye. Onu anladığının bile farkında değil yani! Mizgin şimdi çok tepkili her şeye, “Benimle Kürtçe konuşmayın” diyormuş. “Keşke böyle olmasaydı” demiyor annesi, “Bir daha asla, hiçbir Kürt çocuğu bunu yaşamasın” diyor, hırsla asılıyor çalışmaya…

Hangi birini anlatsam?

Öyle çok hikâye var ki, hangisinden devam edeceğimi bilemedim. 4-5 yaşındaki Kürt çocuklarının “bizim oyumuz size” demesini mi, seçim aracı geçerken zafer işareti yaparak “selam verenlerin” selamı görülüp karşılık verilmemişse seçim bürosuna gelip “biz selam verdik, görmediler” diye üzüntülerini bildirmesini mi, “ben abdestliyim” deyip kimseyle tokalaşmayan, Abdullah Levent Tüzel’i gördüğünde boynuna sarılınca “n’oldu senin abdest” diye soranlara “olsun, bir daha alırız abdesti” diyen teyzeyi mi…

Sadece çalışmanın içinde sabahtan gece yarılarına çalışan kadınlar değil, bütün kadınlar için bu seçim başka bir seçimdi. Pazarda bildiri dağıtırken, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok kadın katılımını duyan kadınların uzattığımız bildiriyi “eşlerine rağmen” hemen almaları bunu gösterdi. Kadınlar için “kadın” kelimesi sihirli bir kelime gibi adeta, aldıkları bildiriden kendileri için bir şeyler yazılı olması bir çözüm, bir çıkış ve bir umut arayışıydı belki de.

www.evrensel.net