Bir Varmış Bir Yokmuş… Bir kadın bakanlığı varmış… Bir kadın bakanlığı yok olmuş…

Bir Varmış Bir Yokmuş… Bir kadın bakanlığı varmış… Bir kadın bakanlığı yok olmuş…

“Kadın aile içinde var olduğu sürece ve ancak bu konumu ile kabul ediliyor ve önemli görülüyor. Oysa kadın, tıpkı erkek gibi istihdamda da, toplumsal ve siyasal yaşamın içinde de, eğitimde de var ve daha çok olması için de çalışılmalı. Bunun için özel önlemler alınmalı, düzenlemeler yapılmal

Aylin Okutan

“Kadın aile içinde var olduğu sürece ve ancak bu konumu ile kabul ediliyor ve önemli görülüyor. Oysa kadın, tıpkı erkek gibi istihdamda da, toplumsal ve siyasal yaşamın içinde de, eğitimde de var ve daha çok olması için de çalışılmalı. Bunun için özel önlemler alınmalı, düzenlemeler yapılmalı. Bakanlığın isminden kadının yok edilmesi, aslında kadının aile dışındaki konumunun da reddedilmesi ve bu alandaki sorunlarının da görmezden gelineceği anlamına geliyor.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AKP seçime az bir zaman kala Meclisten geçirdiği Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini kullanarak bir dizi değişikliği karara bağladı. 8 Bakanlığın kapatılıp yerine 11 yeni Bakanlığın kurulacağı şeklinde özetlenen ve duyurulan bu projenin elbette değerlendirilmesi gereken çok yönü var. Bu yazıda kadınlar açısından sürecin kimi yönlerini değerlendirmeye çalışacağız.

Neresinden tutsak elimizde kalıyor…

Hani bazı şeyler için "neresinden tutsan elinde kalır" derler ya, aslında bu proje için durum aynen öyle. Konunun gündeme gelişinden başlayarak ilerleyen sürecin her bir anı için bu söz söylenebilir.

Konu ilk kez Mayıs ayının ortasında Bugün gazetesinde çıkan bir haber ile gündeme gelmişti. Kimi duyumlar vardı öncesinde belki, ama adı üzerinde "duyum" işte… Kimse gerçekten ne olacağını bilmiyordu. Çünkü değişikliği yapanlar kimseye sormuyor, kimseye danışmıyordu.  Ve birkaç paragraflık bir haberle hangi bakanlıkların kapatılacağı, yerine hangi bakanlıkların açılacağı duyuruldu sadece.

Bu haberle birlikte anlaşılan ve aslında gerçekleşmesinden korkulan şeylerden biri, kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlığının kapatılarak yerine aile ve sosyal politikalar bakanlığı kurulacak olmasıydı. Tabii bu bilgi hızla kadınların gündemine girdi. Hem öfke hem de endişe ile.

Kadınlar öfkeli idi ve bunun çok haklı gerekçeleri vardı. Çünkü kadınların yıllardır verdikleri mücadele ve zorlaması ile kurulmuş bir bakanlığın geleceği, aslında bakanlığın geleceğinden de önemlisi kadınlara yönelik devletin politikasına dair bir karar kimseye duyurulmadan, kimseye sorulmadan, danışılmadan sessizce veriliyordu. Kadınlar öfkeliydi, çünkü onlar var olan bakanlığın yetersizliklerini ve eksikliklerini sürekli gündeme getirip daha iyisi için uğraşırken, AKP kapalı kapılar ardında var olanı da ortadan kaldırıyordu. 

Haber üzerine hemen harekete geçen kadınlar elbette durmadılar. Tepkilerini gösterdiler, bir araya geldiler, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı değil, Kadın Erkek Eşitliği Bakanlığı” kurulmasını istiyoruz dediler. İmzalar topladılar, görüşmeler talep ettiler, sadece Türkiye içinde değil, diğer ülkelerdeki kadınlara ve örgütlere de ulaşmaya çalıştılar. Ancak AKP kadınların sesine kulak vermedi. Karar çoktan verilmişti.

Dahası, sadece kimseye danışmama, fikir almama da değil bu süreçte yaşanan. Zaten AKP’nin demokrasisinde böyle bir şey yok. Ancak kendini onaylayacakların fikrini alıyor AKP. Bu konu gündeme geldiğinden beri, yapılacak değişikliklerin nasıl olacağı konusunda bir muğlaklık ve belirsizlik var. Düşünelim, sadece kadınlar açısından değil, devletin temel hizmetlerine ilişkin çok önemli değişiklikler yapılıyor ve kararlar veriliyor, ama ne bundan etkilenecek kesimler, ne bu alanda yıllardır çalışan insanlar hala ne olacağını net olarak bilmiyor. Varsayımlar, olasılıklar üzerinden değerlendirmeler yapılıyor.

AKP’li kadın vekiller bile bilmiyor

Aslında bu süre içinde TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Güldal Akşit'in Birgün gazetesinde yer alan ve konuya ilişkin açıklaması bile tablonun vehametini yeterince gösteriyor. Akşit, kurulacak bakanlığın isminin önemli olmadığını iddia ediyor ve kadın örgütlerinin tepkilerine ilişkin şunları söylüyor: “Nasıl bir yapılanma olacak, kadın konularını nasıl ele alacak, bu belirsizlik onları rahatsız etmiş olabilir. Ama rahatsız olmamaları gerektiğini düşünüyorum, çünkü bu tür bir yapılanmayla inanıyorum ki kadın konuları daha etkin bir şekilde ele alınacaktır. Tahminler ve çıkan haberler üzerinde konuşmak çok doğru değil. Acele etmeden biraz daha beklenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben eleştirilerin aksine KSGM’nin daha etkin bir noktaya geleceğine inanıyorum. Çünkü SHÇEK bünyesindeki sığınmaevleri vs. yapıların da KSGM’ye bağlanacağını düşünüyorum” diyor. Yani AKP’li bir kadın vekil, üstelik kadın konusunda önemli bir komisyonun başkanı bile, yapılan düzenlemeye dair somut bir fikre sahip değil, sadece "inanıyor" ve savunuyor.

Seçimlerin hemen arkasından yapılacak değişiklikler bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklandı. Bu elbette daha ayrıntılı bir açıklamaydı. Ama hala kaygılar ve bilinmezlikler azalmadı, aksine üzerine yenileri eklendi. Hala tam olarak ne ile karşılaşacağımızı bilemiyoruz.

Kadın sadece ailenin bir parçası olarak önemli

Biz dönelim kadın bakanlığının kapatılıyor olması mevzusuna. Doğrudan Kadın bakanlığı yerine "Aile ve sosyal politikalar" oluşturularak, kadın aile içinde var olduğu sürece ve ancak bu konumu ile kabul ediliyor ve önemli görülüyor. Oysa kadın, tıpkı erkek gibi istihdamda da, toplumsal ve siyasal yaşamın içinde de, eğitimde de var ve daha çok olması için de çalışılmalı. Bunun için özel önlemler alınmalı, düzenlemeler yapılmalı. Ama burada kadın isminin yok edilmesi, aslında kadının aile dışındaki konumunun da reddedilmesi ve bu alandaki sorunlarının da görmezden gelineceği anlamına geliyor. Kadın erkek eşitliği konusunda tek görevli (yaptırımı olmaması, gücünün az olması, bakış açısı vb. bir dizi sorunu ile güçlü bir kurum olmasa da) kurum olan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ‘nün (KSGM) bundan sonra nasıl yapılanacağı da bir muamma olunca, kaygılar artıyor. Ayrıca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görev çerçevesi çizilirken kadının da yardıma muhtaç kapsamında değerlendiriliyor olması yarı bir sorun oluşturuyor.

Düzenleme ile kadının aile dışında varlığının yok sayılması aslında bir yandan çok şaşırmadığımız bir adım. Düzenlemenin temel aktörü AKP’nin sadece 2011 seçim bildirgesine bile baktığımızda, kadına yönelik aynı bakış açısı ile dolu olduğunu görüyoruz. Kadın ancak güçlü aile, güçlü toplum başlıklarında kendine yer bulabiliyor ve kadınların toplumsal rollerinin dönüştürülmesi, kadının her alanda eşitliğinin sağlanması vurgusu yerine kadınların “korunması” ve geleneksel rollerin kuvvetlendirilmesi vurgusu öne çıkıyor. Hal böyle olunca, yeni bakanlığın da ne yapacağını kestirmek de güç olmuyor. 

SHÇEK ne olacak?

Yapılan bu düzenlemenin içinde elbette sadece kadın bakanlığı konusu yok. SHÇEK'in kapatılıyor olması, yani açıklandığı şekliyle taşra teşkilatının il özel idarelere devredilmesi, merkez teşkilatın ise lağvedilmesi söz konusu. Bu elbette başlı başına bir tartışma konusu. SHÇEK'in 81 ile dağılmış kurumlarına ne olacak ve onların birbirleri arasındaki koordinasyonu nasıl sağlanacak örneğin?

Sadece kadınlar, hatta sadece kadına yönelik şiddetle mücadele açısından bakalım. Malum, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda hız kesmeden ilerliyoruz. Sığınmaevleri bu açıdan çok önemli. Sığınmaevlerinin ortak bir veri tabanı yok, bu nedenle hayati tehlikesi olan bir kadının güvenli bir sığınmaevine yerleştirilmesi pek kolay olmuyor. Alanda çalışanların en çok zorlandıkları konulardan biri budur o nedenle. Bir belediyenin danışma merkezine başvurduysa örneğin kadın, saatlerce telefon görüşmesi yapılır başka belediyelerle ve sığınmaevleriyle ve tabii SHÇEK ile. Neresi uygundur, nerede yer vardır, kim bu kadını kabul eder diye… Bazen bir yer bulunamaz günlerce. Bu açıdan en olanaklı kurum SHÇEK'tir. Kendi içinde bir veritabanı ve kurumsal bir iletişimi vardır. Şimdi demek oluyor ki, SHÇEK sığınmaevleri de artık böyle olmayacak. Bir kadın başvurduğunda, başka bir ile gitmesi gerekiyorsa, önce bunun için uğraşacak bir vali, sonra bunu kabul edecek ikinci bir vali gerekecek. Yani il özel idarelerindeki yetkililerin duyarlılığına sıkışacak kadınların güvenliği. İhtiyaç olan, tüm sığınmaevleri arasında ortak bir işleyiş ve izleme iken, var olan sınırlı olanaklar da ortadan kaldırılıyor.

SHÇEK, birçok konuda olduğu gibi, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda da özel sorumluluk yüklenen bir kurumdu. Birçok çalışmanın uygulanmasında koordinatör kurum olarak görevlendiriliyordu. SHÇEK'in bütçe eksiği, hizmet yetersizliği, personel ve politika yetersizliği vs. gibi bir çok nedenle görevini yeterince yerine getirmediği sıkça gündeme gelmiştir ve bunun için SHÇEK'in güçlendirilmesi konusunda öneriler ve baskılar bu alanda mücadele edenler tarafında yapılıyordu. Ancak mevcut değişiklikle çok daha geri bir noktada olacağa benziyoruz.

Her il özel idaresinin bütçesi ve gücü birbirinden farklı. Var olan bütçenin de nereye kullanılacağı bakış açısına göre değişiyor. Ayrım gözetmeden ülkenin her tarafına aynı anda ve aynı standartlarda hizmet götürülmesi (şimdi de olduğu söylenemez ama) hedefi ve imkanı  tamamen rafa mı kalkmış olacak? Her bölge, kendi il özel idaresinin imkanları ve zihniyetine terk edilmiş olmayacak mı? Örneğin kaç ilde bütçeden kadınlara yönelik hizmetlere pay ayrılacak? Sığınmaevleri olmayan illerde sığınmaevleri, danışma merkezleri açılması için kim ve ne zorlayıcı olacak? Var olanların açık kalmasının garantisi olacak mı? Olanların nasıl çalışacağını kim denetleyecek? Ortak bir hizmet standardı belirlenmesi ve bunun zorlanması nasıl mümkün olacak? Bu ve daha çoğaltabilecek soruların cevapları olmadan, biz Güldal Akşit'in yaptığını yapamıyoruz, her şeyin iyi olacağına inanamıyoruz.

 

Son olarak, burada yazılanlardan, bu değişikliklerden önceki durumun çok iyi olduğunu söylemeye çalıştığımız düşünülmesin. Ama yapılan yeni bir düzenlemeyi, var olanı ilerleteceği mi yoksa daha mı geriye götüreceği üzerinden değerlendirmeye çalışıyoruz. Ve bu son düzenlemede görünen odur ki, adımlar daha geriye gitmek için atılıyor.

www.evrensel.net