24 Ekim 2014 06:00

Davutoğlu’dan ödül Arınç’tan ‘yumruk’

Hak-İş’in kısa film yarışmasında çocuk işçi ölümlerini anlatan filmiyle ödül alan Yönetmen Suat Eroğlu, Başbakan Yardımcısı Arınç’ı eleştirince salondaki biri tarafından saldırıya uğradı. Eroğlu’nun, saldırının sonrasında şikayet için gittiği karakolda saatlerce sorgulandığı ortaya çıktı.

Paylaş

Birkan BULUT
Ankara


Hak-İş’in kısa film yarışmasında çocuk işçi ölümlerini anlatan filmiyle ödül alan Yönetmen Suat Eroğlu, Başbakan Yardımcısı Arınç’ı eleştirince salondaki biri tarafından saldırıya uğradı. Eroğlu’nun, saldırının sonrasında şikayet için gittiği karakolda saatlerce sorgulandığı ortaya çıktı.  

Film salonda gösterilirken Arınç, genç yönetmenin filminin kısa kesilmesi, bazı sahnelerin buzlanmasını ve kesilmesini istedi. Yönetmen Eroğlu, Arınç’ın bu tutumunu kürsüden eleştirdi. Davutoğlu’nun salondan ayrılmasının ardından sahneye çıkan Arınç, yönetmeni hedef aldı. İddiaya göre bu esnada Arınç programın uzadığını belirterek tepki gösterdi.

Arınç’ın ardından Eroğlu, davette Hak-İş üyesi bir kişi tarafından yumruklandı. Gazetemize konuşan Yönetmen Eroğlu, ödülü “Tahammülü olmayan siyasetçiler yerine işçilerin kendi hikayelerini izlemesini isterdim” dedi.

SİYASETÇİLERE DEĞİL, İŞÇİLERE YER VERİN

Eroğlu, Arınç’ın küfürlü ve sigaralı sahnelere tepki gösterdiğini söyledi. Kullanılan üslubun, kibrin ve tahammülsüzlüğün yanlış sonuçlar doğurduğunu belirten Eroğlu, “Bu tutum, Başbakanın bulunduğu bir ortamda bile bu gibi fütursuzca saldırılara sebep olabiliyor. Törenden önce de ödül öncesi konuşmayacağımı, tek isteğimin filmin salonda gösterilmesi olduğunu söylemiştim. Tahammülü olmayan siyasetçiler yerine işçilerin kendi hikayelerini izlemesini isterdim. Biz sinemacılara bu ödüllerin işçiler veya sendika temsilcileri tarafından verilmesini isterdim” dedi.

SALDIRGANI DEĞİL YÖNETMENİ SORGULADILAR!

Eroğlu, “Ödül almadan önce beni ayakta alkışlayanların konuşmamdan sonra yerime otururken bana küfretmeleri garip bir duygu. İnsani yönümüzün zayıfladığının göstergesi. Bunun nedeni de siyasetçilerimizin kurduğu dil. Bu dili değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Filmimde çocuk işçilerin yaşantılarını anlattım. Filmi işçi sınıfının korumasız evlatlarına yani çocuk işçilere ithaf etmiştim”dedi.  

Saldırının ardından şikayetinin alınması için götürüldüğü karakolda kendisi ve film ekibinin gece yarısına kadar bekletildiğini anlatan Suat Eroğlu, saatlerce ayrı ayrı polisler tarafından ifadeye alındıklarını söyledi. Eroğlu, saldırganın kim olduğu, otele nasıl girip çıktığının araştırılmasını istedi.

HAK-İŞ: SALDIRIYLA İLGİLİ BİLGİMİZ YOK

Hak-İş Konfederasyonu ise saldırgana ilişkin herhangi bir bilgilerinin olmadığını iddia etti.  Saldırganın kimliğinin araştırılacağını belirten sendika yetkilileri, Yönetmen Eroğlu’dan da özür diledi.

FITRAT YUMRUK GİBİ FİLM

SİNEMA YÜZYILLIK BİRİKİMİYLE BU TOKATA KARŞI

Önder Çakar (Senarist): Faşizm, karış karış ülkemizin geleceğini karatmaya, halklarımızın umudunu yok etmeye, kendi sallanan iktidarını korumaya ne pahasına olursa olsun devam etmeye çalışmakta...

Festivallerde açık sansür, dağıtımcılar aracılığıyla süren gizli sansür, sanatçılarımızı sindirerek uygulanmaya çalışılan otosansür yeni bir boyuta geçti.. Artık açık darp tekme tokat başladı. Suat Eroğlu işçi sınıfı ideolojisini savunan birkaç cümle sarf etmesi üstelik bir sendikanın ödül gecesinde bile dayak yemenizi engellemiyor.
Dünyanın her kültüründe; 100 yıllık tarihinde sinemamızın en saygın günlerini yaşadığı günümüzde kendi ülkesindeki karşılaştığı vahşet sokaklarımızda, madenlerimizde, Kobane’de akan kanın en somut örneğidir...Asla, asla, asla yıldıramayacaklar.

Genç meslektaşımıza yapılanları sadece protesto etmiyor, karşı çıkmıyor, onların zulmünün karşısında dimdik ayakta olduğumuzu ve asla boyun eğmeyeceğimizi yüzyıllık birikimimizle dünya halklarına söz veriyoruz...

‘AGRESİF VE GEREKSİZ TAVIRLAR’

Kaan Müjdeci (Sivas Filminin Yönetmeni): Başbakanın veya iktidarın her eleştiriyi üzerine alıp buna karşı bir savunmaya geçmesini ve tepki vermesini saçma buluyorum. Sanatçının her işini izlemek de bir lütuf değil, belgeseli izlemediğini ifade edebilir. Beğenmediğine dair görüşünü söyleyebilir. İktidarın bu tür tavırlarını çok agresif ve gereksiz buluyorum.

‘BU KORKU NİYE’

Emel Çelebi (Külkedisi Değiliz Belgeselinin Yönetmeni): İçinde bulunduğumuz dönemde pek çok şey gibi özgür, yaratıcı düşünce de baskılanmak isteniyor. Fazıl Say’ın eserleri de yasaklandı... Bizim belgesellerimiz, filmlerimizi emanet ettiğimiz Antalya Altın Portakal festival yönetimince avukatlara izlettirildi, içinde suç unsuru arandı. Ben her şeyden önce özgür düşünceden bu korku niye diye sormak isterim.

SUAT’TAN YEDİKLERİ YUMRUKLA BAŞA ÇIKAMAMAMIŞLAR
Çağdaş Günerbüyük (Sinema Yazarı): Önce şunu söyleyeyim; Fıtrat yumruk gibi film. Kısacık süresinde seyircisini bir çocuk işçinin dünyasına sokup yontuveriyor. Sindiremezler tabii. Bir de bir işçi çocuğu, genç yönetmen çıkıp çatır çatır konuşunca çileden çıkmışlar. Kendini her şeyin hakimi sanan güruhtan bir zavallının yumruğu Suat’a bir şey yapmaz. Onlar da biliyor, Suat’tan yedikleri yumrukla başa çıkamıyorlar.

ELEŞTİRİ SANATÇININ EN DOĞAL HAKKIDIR

Fırat Yücel (Sinema Yazarı): Meselenin temelinde siyasi iktidarın hükmü altındaki sendika yapısı yatıyor. Başbakan “ben saygı göstermişsem herkes saygı göstermiştir” dediğinde, kendini toplum vicdanının yerine koyduğunda salondaki sendikacıların buna alkış tutması bunun göstergesi. Sivil toplumun iradesini yok sayan bu anlayış sonucunda yaşanan şey, yani yönetmene saldırı, zaten bu anlayışın ne kadar sorunlu olduğunun en açık kanıtı. O salonda, yönetmenin eleştirisine ve söylemine bir tutam saygı gösterilmiyor, asıl yüceltilen Başbakan’ın yoğunluğuna rağmen törene katılması. Saygı duyulan şey, ‘devlet baba’nın lütfedip oraya gelmiş olması; sanatçıysa onun şefkatine, merhametine sığınan önemsiz bir varlık. Bu ödül töreninde gördüğümüz türden manzaralar, bugün bu mantığın Türkiye’de hâlâ ne kadar baskın olduğunu ortaya koyuyor. Bülent Arınç’ın “El kaldırarak slogan atarak... Bunlar geride kaldı. Ben sözlerin altında kalmayacaktım” sözlerinin de nereye vardığı ortada. Bir yönetmenin yumruğunu kaldırıp Soma’da hayatını yitiren işçilere adaması dert edilirken, devletin kolluk güçlerinin ya da burada olduğu gibi kendine vazife çıkaranların yumrukları cezasız kalıyor. Şunu artık idrak etmek lazım: Eleştiri, devlet tarafından sanatçıya bahşedilecek ya da geri alınabilecek bir hak değil, sanatçının en doğal hakkıdır. Maalesef bunun idrak edilmemesinde kültür-sanat dünyası da büyük rol sahibi. Altın Portakal’daki sansüre karşı tepkisini ortaya koyan herkesin peşinen  slogancılıkla, prim yapma peşindeki olmakla, bozgunculukla vs. suçlandığı bir ortamda, bir yönetmenin ödülünü insanlık tarihinin en büyük işçi katliamlarından birinde hayatını kaybedenlere adaması da rahatlıkla slogancılık olarak yaftalanabiliyor.  

‘EMEK’ AĞIZLARINA YAKIŞMIYOR

Nazım Hikmet Kültür Merkezi: Emeği, emekçiyi hiçe saymanın, canına susamanın her alanda yaşandığı ülkemizde, sanat emekçileri, hor görülmeye, itibarsızlaştırılmaya karşı direnmelidir.

Genç yönetmenin suratına inen yumruk, gerçekleri görünür kılmıştır. Davutoğlu ve Arınç’ın diplomatik cümlelerinin ardındaki dinci gericiliğin şiddetle yoğrulmuş yüzü bir kez daha açığa çıkmıştır. Haziranın hıncı kalmıştır içlerinde, öfkeli ve korkaktırlar. AKP, ödülle kandıramadığı sanatçılarımızı sansürle, parayla ve şiddetle teslim almaya çalışmaktadır. HAK-İŞ ve AKP’nin ağzına “emek” kelimesi yakışmamaktadır.

ÖNCEKİ HABER

Erdoğan samimi değil, ona hiç güvenmiyoruz

SONRAKİ HABER

"Eren Erdem’in bir kulağı hiç duymuyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa