Özgür basının bisikletli dağıtımcısı

Özgür basının bisikletli dağıtımcısı

Bugün tıpkı 90lı yıllarda olduğu gibi bir cinayet yaşandı Adana’da. Azediya Welat Gazetesi Dağıtımcısı Kadri Bağdu, haince arkasından silahla vurularak katledildi.

Av. Sevil Aracı BEK*

Bugün tıpkı 90lı yıllarda olduğu gibi bir cinayet yaşandı Adana’da. Azediya Welat Gazetesi Dağıtımcısı Kadri Bağdu, haince arkasından silahla vurularak katledildi.
Ne garip, daha dün Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir şiirinden başlayan çağrışımlarla Namık Tarancı’yı hatırlamıştım. 13 Ekim, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölüm yıl dönümüydü. Cahit Sıtkı’nın yeğeni Namık Tarancı ise, 20 Kasım 1992’de, Gerçek Dergisinin Diyarbakır temsilciliğini yaparken tıpkı Kadri Bağdu gibi vurularak katledilmişti.

KADRİ BAĞDU BİR SİMGEYDİ

Kadri Bağdu’nun katli, tesadüfü bir seçim değildi kanımca. Kadri Bağdu bir simgeydi. Kadri Ağabey ben kendisini bildim bileli hep aynı işi yapardı; gazete dağıtımcılığı. Kürt özgürlük hareketinin o dönem hangi yayınları varsa hepsinin dağıtım işinde yer alırdı. Yaptığı iş nedeni ile defalarca başı derde de girmişti. Cezaevinde yattı çeşitli kereler. Hatta her seferinde yanında aileden biri daha olurdu. Bir keresinde eşiyle, bir keresinde de oğluyla birlikte hapis yattılar. Bir ara da 80 yaşındaki annesi Fatma Bağdu’yu tutuklamışlardı. 7den 70e mücadeleci bir ailesi vardı.
Tam bir görev insanıydı. Yaptığı iş fiziken de çok yorucu bir iş olmasına rağmen bir kez olsun of dediğine şahit olmadık. Kadri Abi her türlü zorlu işi hep aynı sadelikle, aynı mütevazı tavırla, hep kolay bir iş yapıyormuşçasına yapardı. Yakınmazdı, sızlanmazdı, yorulmak bilmezdi.
Uzun boyu, yere sağlam, sert basan adımları, tokalaştığında sıkıca saran kocaman elleri ve gülüşü ile insana güven verirdi. Görüşmelerimizde, tokalaştığımız zaman ellerim onun büyük elleri arasında kaybolurdu, her defasında şaşırırdım, etkilenirdim. İşte bu kocaman ellerdi her gün halklara gerçek haberleri taşıyan…
Ona dair gözümün önünde beliren en eski hatıra bir cezaevi ziyareti. Müvekkilimizdi aynı zamanda. İçeride yatan kişilerin genelde sıkıntılı bir ruh hali olur. Özellikle de F Tiplerinde tecrit koşullarında kalanlar doğal olarak bunalırlar biraz. Kadri Ağabey’de hiç bu haller olmazdı. Mahkeme gününü söylesen, “İyiymiş, ben daha geç bekliyordum” derdi. Kendisi için çok fazla dert etmezdi içerde olmayı, “Ne cezalar alanlar var, biz de biraz yatar çıkarız ne olacak” derdi hep.
Bilen bilir, gazete dağıtım işi meşakkatlidir epey. Pek çok insan bunu yapabilir, ama Kadri Ağabey gibi her gün, kesintisiz ve yıllarca yapan yoktur sanırım. İşte o yüzden diyorum bir simgeydi o. Özgür basının bisikletli dağıtımcısı… Şakirpaşa’dan Küçükdikili’ye kilometrelerce yolu her gün bıkmadan usanmadan kat etmek, her gün insanlara haber taşımak, kolay değildi elbet.

‘90 LI YILLARA GÖNDERME

Kadri Bağdu biliyordu muhtemelen böylesi bir dönemde ilk hedef alınacaklardan birinin kendisi olacağını. Bunu yapan katiller de muhtemelen ‘90’lı yıllardaki Hizbu-kontra cinayetlere gönderme yapmak istediler. Tıpkı o dönemlerde yaptıkları gibi pusu kurarak, haince vurdular onu.
Vuruldu haberinin yanında bir fotoğraf yayınlandı. Yere devrilmiş bisikleti ve dağılmış gazeteler. Yıllarca koltuğunun altına sıkıştırarak gezdirdiği gazeteler ve bisikleti nasıl da mahzun duruyordu o fotoğrafta. Ve ‘90’lı yıllarda ne zaman Hizbu-Kontra güçler gazete dağıtımcılarına saldırsa bu şekilde saçılırdı gazeteler yerlere…
Bu fotoğraf aynı zamanda Hrant Dink’in vurulduğunda yerde yatarken çekilen görüntüsünü çağrıştırıyordu. Hrant’ın ayakkabısı yoksulluğun, mazlumluğun bir simgesi gibi nasıl öne çıkıyorsa o fotoğrafta, Kadri Ağabey’in de bisikleti öyleydi sanki. Sonraki bir karede ise polis arabasına konmuştu emektar bisiklet. Ne de olsa suç ortaklığı yapmıştı yıllarca üzerinde taşıdığı devrimciye. Kadri Ağabey’in bisikleti Don Kişot’un Rosinant’ı gibi hiç ayrılmamıştı onun yanından. Ne Kadri Bağdu bir gün olsun bırakmıştı onu, ne de bisiklet Kadri Bağdu’yu. Ve bisiklet de mahzun ve kahramandı tıpkı Rosinant gibi…

DON KİŞOT

Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
Ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına
Bir Temmuz sabahı fethine çıktı
Güzelin, doğrunun ve haklının:
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
Altında mahzun ve kahraman
Rosinant’ı.
Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine,
Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
Yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok,
Yel değirmenleriyle dövüşülecek.
                          (Nâzım Hikmet Ran)

Bu ülkede hapse giren, mezara giren gazeteci çok. Kadri Bağdu da basının sonsuzluğa uğurlanan, ölümsüz neferleri arasına karıştı. Keşke böyle olmasaydı, keşke bu kez ıskalasaydı katiller.
Şimdiyse sana borcumuz, katillerinin bulunması ve cezalandırılması için vereceğimiz mücadeledir. Aramızdan çok erken ayrıldın, ışıklar içinde uyu Kadri Bağdu…

*Emek Partisi Adana İl Başkanı

www.evrensel.net