19 Ekim 2014 13:01

'Adım atılmazsa yeni çatışmalar kaçınılmaz'

Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) çağrısıyla düzenlenen 2. Demokrasi ve Barış Konferansı, çalışma gruplarında yapılan tartışmalarla devam etti. Konferansta konuşan Prof. Dr. Mithat Sancar, çatışmanın nedenlerini ortaya kaldırmaya yönelik yeni adımlar atılmazsa çatışmalı ortama dönüşlerin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Paylaş

Elif Ekin SALTIK
Ankara

Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) çağrısıyla düzenlenen 2. Demokrasi ve Barış Konferansı, çalışma gruplarında yapılan tartışmalarla devam etti. Konferansta konuşan Prof. Dr. Mithat Sancar, çatışmanın nedenlerini ortaya kaldırmaya yönelik yeni adımlar atılmazsa çatışmalı ortama dönüşlerin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Akademi, emek mücadelesi, inançlar, kadın, ekoloji, eğitim gibi birçok eksende barışın tartışıldığı konferansta bilim insanlarından eğitimcilere, aydınlardan kitle örgütü yöneticilerine kadar pek çok kesim bir araya geldi. Konferansta dün  “Barışı Tehdit Eden Bölgesel Etmenler”, “Barış ve Yeni Siyasal Düzen”, “Onarıcı Barış İçin Kültürel ve Sosyal Haklar” ve “Barış Mücadelesinin Sürekliliği İçin Örgütlenme Önerileri” başlıklarıyla oluşturulan 4 çalışma grubunda tartışmalar sürdü.  

BARIŞIN NEGATİF VE POZİTİF HALİ

“Onarıcı Barış ve Kültürel Sosyal Haklar” çalışma grubunda konuşma yapan Prof. Dr. Mithat Sancar barışı “negatif barış” ve “pozitif barış” olarak iki ana eksende tarif etti. Negatif barışın çatışmasızlık hali olduğunu ifade eden Sancar, bu dönemin çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmaya dair adımlar atıldığı bir dönem olması gerektiğini söyledi. “Yeni adımlar atılmazsa çatışmalı ortama dönüşlerin olması kaçınılmazdır. Bu dönem uzatıldıkça, risk artar” diyen Sancar, negatif barıştan pozitif barışa geçilebilmesinin en temel şartlarının haklar olduğunu, yaraların da hakların tanınmasıyla onarılacağını belirtti. Pozitif barışın ise sadece fiziksel değil, yapısal şiddeti ortadan kaldırdığını dile getiren Sancar, “Pozitif barış bir toplumun, mevcut olan haklar ile potansiyel haklar arasındaki farkın kaldırılmasıdır. Bu mesafe azaltıldıkça yapısal şiddet tehlikesi ortada kalır” diye konuştu. Her barış sürecinin aynı zamanda bir yeniden inşa süreci olduğunu belirten Sancar, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmayı hedeflemenin doğru olduğunu, ama bunu sadece Kürt hareketinin sürdürdüğü müzakere sürecinden beklemenin de yanlış olacağını vurguladı.

‘ANA DİLİNDE VE KAMUSAL EĞİTİM’

Prof. Dr. Fatma Gök de yaptığı konuşmada eğitim üzerinde durarak kapitalist sistem içinde eğitimin sınırlarının sermaye tarafından belirlendiğini ifade etti. Kürdistan’da ana dilinde eğitim hakkı için ciddi mücadeleler verildiğini hatırlatan Gök, diğer yandan eğitimde yoğun bir gericileşme yaşandığına da dikkat çekti. Gök, “İmam hatip liseleri etkinleşiyor. Eğitim artık dini eğitim temelinde şekilleniyor. Ayrıca dünyanın hiçbir yerinde ana dilinde eğitim alabilmek için açlık grevine gidilmiyor. 1800’lerde Anadolu’da 3 dilli eğitim veren Ermeni okulları deneyimi mevcut. Devletin özel okullarda ana dilinde eğitim dayatması bir tuzak. Neoliberal sosyal politikalardan biri özel eğitimdir. Herkes, ana dilinde kamusal eğitimde ısrar etmelidir ve biz  bu sürece müdahale etmeye kararlıyız” dedi.

‘EMEKÇİLER ŞOVENİZME KARŞI BARIŞA KAZANILMALI’

 “Yoksullukla mücadele, terörle mücadele deyimi gibi geliyor” diyen Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu yoksulların, işçi sınıfının, emekçilerin hak istediği zaman devlet tarafından terörist görüldüğünü ifade etti. Yoksulluğu ortadan kaldırmak için temel sorun olan eşitsizliği çözmenin gerektiğini belirten Müftüoğlu, devletin 90 yıldır emekçileri milliyetçilikle, ırkçılıkla bölmeyi, ayrımcılık yapmayı bir politika haline getirdiğini söyledi. “Barışı sağlarken, eşitsizlikleri de ortadan kaldırmak gerekir. Bunun için ayrıcalık elde edenler ayrıcalıklarından vazgeçmeye ikna edilmelidir. Ermeni, Kürt, Alevi olmadığı için ayrımcılık elde edenler  aralarındaki imtiyazı gidermeye ikna olmalıdır. Bu emekçilerin sendikaları açısından da önemli bir sorundur. Kürt olmayanların kaçı, Roboskî’yi, Kobanê’yi bilir. Bunların kaçına barışı, demokrasiyi anlatmamız gerekir. Barışın toplumsallaşmasının yolu emekçilerin şovenizme karşı barışa kazılmasıyla mümkündür” diyen Müftüoğlu, sendikaların rolünün barış için belirleyici öneme sahip olduğuna dikkat çekti.

SIĞINMACI İŞÇİLER

Emek Partisi (EMEP) GYK Üyesi Döndü Taka Çınar da kentlere ve doğaya verilen tahribatın önemli bir mücadele alanı olduğunu belirterek, “HES’lere, RES’lere, nükleer santrallere karşı mücadele alanı çok geniş” dedi. Suriye'de yaşanan savaştan kaçarak Türkiye'ye gelen sığınmacıların karşı karşıya kaldığı ırkçı saldırılara da dikkat çeken Çınar, göçmenlere dair ulusal ve uluslararası düzenlemelerin yetersiz olduğunu belirtti. Çınar “Konferansımız bugünden, göçmenlere eşit haklar çağrısını yapsa iyi olur. Geçmişte fabrikalarda, işyerlerinde Kürt olan, Alevi olan işçiler itilip kakılırken bugün Suriyeli işçiler ucuz emek gücü olarak kullanılıyor. Bu işçiler yaşamlarını yitirerek, yakılarak iş cinayetlerine kurban gidiyor. Êzidi, Kürt vb. ayırmaksızın bu kesimlere eşit haklar talebini yükseltebiliriz diye düşünüyorum” dedi.

'DEMOKRASİ İÇİN ORTAK MÜCADELE'

Demokrasi meselesinin barış meselesinden ayrı düşünülemeyeceğini söyleyen Çınar, hükümetin Meclis gündemine getirdiği ve kolluk güçlerinin yetkilerinin arttıran yasa tasarılarına dikkat çekti. Toplumsal gösteri ve protesto hakkını bile ortadan kaldırabileceği uyarısında bulunan Çınar, barışın inşası kadar demokratik hakların korunmasının da önemli olduğunu vurguladı. Çınar “Konferansımızda bunun çağrısını da yapalım. Önümüzdeki dönem hem demokrasi güçlerinin hem barış güçlerinin hem de çok vurgulanmayan emek güçlerinin bir arada olacağı mücadele zeminini oluşturması konferansımız sonuç bildirgesinde olması gereken bir çağrıdır” dedi.

 

ÖNCEKİ HABER

İstanbul Barosu’nda başkan değişmedi

SONRAKİ HABER

ÇHD davasında 6 avukatın cezası kesinleşti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa