19 Ekim 2014 09:28

Takavut

Davulun zurnayla ne alakası var? İğneyle ipliğin ne alakası var, tencerenin kapakla ne alakası var?” diye son zamanlarda duyduğum en mantıklı sözlerini bağır bağır bağırırken çiçeği burnunda Cumhurbaşkanımız, selefinin haberleri geldi. “Azarla barış dilinin ne alakası var? Yolsuzluğun duble yolla ne alakası var? Çevrecinin daniskayla ne alakası var?

Paylaş

Özge KURU

Davulun zurnayla ne alakası var? İğneyle ipliğin ne alakası var, tencerenin kapakla ne alakası var?” diye son zamanlarda duyduğum en mantıklı sözlerini bağır bağır bağırırken çiçeği burnunda Cumhurbaşkanımız, selefinin haberleri geldi. “Azarla barış dilinin ne alakası var? Yolsuzluğun duble yolla ne alakası var? Çevrecinin daniskayla ne alakası var? Sağlıkçının judoyla, karateyle ne alakası var? Güvenliğin çocuk çığlığıyla ne alakası var? Ya hadi hepsini geçtim senin cumhurbaşkanlığıyla ne alakan var?” diye cevap yetiştirirken ben, onu bıraktım “Al halefini vur selefine” dedim. Okuyunca sen de dersin bence sayın okur.

DİLE CİNDEN…

Lambadan Alaaddin’in cini çıksa, üç hakkınız var dese. Masal bu filan demeyiz, emekli olmayı dileriz biz ilk olarak. Sonra emekli maaşıyla geçinebilmeyi, başka bir işte çalışmak zorunda kalmamayı. Mesela  pazar sabahı bir karış ak sakalla suratımıza suratımıza söven İstanbul trafiğinde minibüs şoförlüğü yapmak zorunda kalmamayı. Fabrikada izin namına vardiyalar arası süreyi bilip üç kuruş mesai parasının yarısını o minibüse vermek zorunda olmamayı. Bacak ağrılarını hayat arkadaşımızın yorgun çizgilerini sevgi dolu izlerken unutmak yerine özel bir hastanenin sınırsız iş tanımına sahip ayakçısı olmamayı. Ortadoğu ve balkanların en çalışkan emeklisi olmamayı… Emeklinin olması gerektiği gibi yıllarca verdiğimiz emeğimizin keyfini sürmeyi. Son kez ayak sürüyerek geldiğiniz daireyi son mesai bitimin de terk ederken ne götürürsün yanında? Masadaki çiçeği, çok sevdiğin kalemliği… Hadi olsun da en fazla masadaki saat, kalem takımını filan. Sayın okur, ufkun ne kadar dar. Bir kokoreç bir de senin yüzünden giremiyoruz zaten Avrupa Birliği’ne. Senin önüne cin gelmiş, sen utanmasan ıstampayı alıp götüreceksin. Konfeksiyondan bilyalı baskı ayağını sökersin sen şimdi ya da iplik temizleme makasını kâr sayarsın herhalde.

Evet, dikkatli okur biliyorum senden kaçmıyor gerçekten. Üçüncü dileği kullanmadım. Duruyor o cepte.

SAYIN ABDULLAH’IN HAYAL DÜNYASI

İşte çok uzaklarda bulutların üstündeki beyaz köşkün Sayın Abdullah’ı o cini şişeden çıkarmış ama cin bu şişede durduğu gibi durmuyor. Sayın Abdullah istemiş, cin vermiş. “Emekli olayım” demiş. “Hay hay” demiş cin, tak emekli olmuş. Hatta sıkılmasın da boş zamanlarında gazetecilik oynasın diye yelek hediye etmiş bir tane de. “Sonra ben” demiş Sayın Abdullah, “çok yalnız kaldım, kimim kimsem yok artık. Oyundan attılar beni. Mahallenin kahvesine de gidemem. Yanıma üç beş arkadaş ver.” Cin biraz zorlanmış tabi. Hani altından taslar filan tamam da arkadaş öyle oluverecek bir şey değil ki. Neyse sonunda korumalar gelmiş aklına, bir iki korumayla işi kotaracakmış, aklınca cinlik yaparak. “Olmaaazzz” demiş Sayın Abdullah “Bir tane kapının önüne, bir tane arabamın önüne, bir tane bakkalın önüne (E adam haklı beyler bayanlar, ekmek almaya giden Berkin’i hatırladınız mı) bir tane bizim hanıma, bir tane Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ya…” derken derken 55 koruma istemiş. Çünkü karanlık ülkesinin efendisi iyilerin dostu, kötülerin düşmanı Sayın Abdullah’tan hiç haz etmezmiş! O yüzden de sayın selef attığı adım başına bir koruma düşsün istermiş. Oysa ki bilmez mi katil hep uşaktır.

İkinci dileğine virgül koya koya uzatan sayın Abdullah devam etmiş saydırmaya. 45 hizmet personeli, 18 araç…  Meğer sayın Abdullah küçüklüğünden beri bu gözünün gördüğü Kaf Dağı’na kadar her yerin, Çin’i Maçin’in sultanı olmak istermiş.

SON DİLEK

Cin hafiften kıllanmaya başlamış, ama napsın her mesleğin bir cilvesi var. Kaşını kaldırıp “Allahım sen çıkarttın, sen sok” diye tersten tersten dua mırıldanırken üçüncü dileği duyunca apışıp kalmış.Yazdıklarının her ay bir kez trend topic olma garantisi, her ay yeni takipçiler ve sınırsız İnternet paketi.

Cin şişeye girerken, sen kabadan satın aldığın inşaatın incesini bitirmeyi hayal ediyorsun biliyorum, oğlana bir düğün yapılsın da beyaz eşyalar taksitle de olsa alınır. Torunların diplomasına bir küçük altın veresin var belki, emekli maaşınla. İşte küçüksün sayın okur, küçük. Hiç başkanına yakışır bir cumhur değilsin. Hayır, cinle inşaatın kabasının, küçük altının ne alakası var? Düğünle şişenin, şişeyle dileğin ne alakası var?

Benim üçüncü dileğim mi? Dünya barışı! Ms. World oldum mu, oldum bence.

ÖNCEKİ HABER

Buğday ile Koyun Gerisi Oyun!

SONRAKİ HABER

Adana'da düğünde çıkan silahlı kavgada yaralanan 2 çocuktan biri öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa