19 Ekim 2014 09:25

Buğday ile Koyun Gerisi Oyun!

Geçmişte insanlar avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürürlerdi ve yerleşik değillerdi. Kendileri bitkisel üretim yapmaya başladıkları andan itibaren toplayıcılığı bıraktılar; yerleşik düzene geçtiler. İhtiyaçları olan ürünleri kendileri üretmeye başladılar. Yerleşik düzenden bir süre sonra avcılık yapanlar bu kez hayvanları evcilleştirerek sosyalleştirdiler.

Paylaş

Abdullah AYSU*

Geçmişte insanlar avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürürlerdi ve yerleşik değillerdi. Kendileri bitkisel üretim yapmaya başladıkları andan itibaren toplayıcılığı bıraktılar; yerleşik düzene geçtiler. İhtiyaçları olan ürünleri kendileri üretmeye başladılar. Yerleşik düzenden bir süre sonra avcılık yapanlar bu kez hayvanları evcilleştirerek sosyalleştirdiler. Onları doğadan koparmadan denetimlerine aldılar. Evcileştirilerek sosyalleştirdiler. Hayvanlar da doğal olarak kendilerini koruyabilme güdülerini yitirmeye başladılar. Onların dış düşmanlarına karşı korunmalarını insanlar üstlendi. Hayvanlar yine meralarda, otlaklarda özgürce yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler. Ancak hayvanların özgürlüğü günümüzde kısıtlanmaktadır. Hayvanların özgürlüğünü kısıtladıkça hayvanlarla birlikte toplum sağlığı ve ekolojik denge bozulmaktadır.

Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından bir “Et Atlası” hazırlandı. Daha önce Almanca ve İngilizce yayınlanan Et Atlası ilk kez Türkçe olarak yayınlandı. Dünyada hayvancılık ve et sektörünü bütün yönleriyle ele alan 80 sayfalık çalışmanın içerisinde çarpıcı bilgiler var.

Atlas özetle; endüstriyel hayvancılık yaygınlaştıkça insanlar ve diğer canlılar için yaşam kaynağı olan hava, su, doğal yaşam alanlarının kirlendiğini, küresel ısınmanın arttığını ve endüstriyel et tüketirken dünyayı da nasıl tükettiğimizi anlatıyor. Türkiye’deki hayvancılık politikaları dünyadaki bu gidişattan bağımsız değil. Benzer. Bakalım.

TÜRKİYE KOYUN VE KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİNE UYGUN

Osmanlı döneminde atların, Cumhuriyet döneminde ise sığırcılığın ıslahına yönelik daha fazla çaba harcandı. Koyun ve keçicilerin ıslahı her iki dönemde de göz ardı edildi. Oysa Türkiye’deki otlar, genel olarak kısa boyludur. Koyun ve keçi yetiştiriciliğine elverişlidir. Koyunlar otları dişleriyle kestiği için kısa ot ister, sığırlar dişleriyle değil dilleriyle otları keserler. Onlar için otların yüksek boylu olması gerekir. Avrupa çok yağış aldığı için otların boyu yüksektir, bu yüzden sığır yetiştiriciliğine uygundur. Koyun ve keçiye değil.

Hayvan yetiştiriciliğine göre beslenme kültürlerimiz Avrupalılardan farklılaşır. Bizler kahvaltıda peynir yeriz. Avrupalı yemez. Bizler sütü, süt olarak içmeyiz. Ayran, yoğurt ve peynire dönüştürür, yeriz. Avrupalı sütü daha çok süt olarak içer.

Ancak Avrupalı hayvan yetiştiriciliğini kendi jeopolitik durumuna ve yağış rejimine göre doğru ve uygun biçimde yapmaktadır. Biz, hayvan yetiştiriciliğinde yanlış politikalar uygulamaktayız. Tarımda uygulanan yanlış politikalardan bitkisel üretim gibi hayvan yetiştiriciliği de nasibini almıştır. Türkiye’nin iklimi serin iklimdir ve yağış ortalaması düşüktür. Otlarının boyu da yüksek değil kısadır. Koyun keçi yetiştiriciliğine olanak sunar, sığır yetiştirmeye el vermez. Ancak hayvancılık politikalarını belirleyen destekleme politikalarının yanlış yönlendirilmesi hayvancılığı yanlış rotaya sokmuştur. Bu yanlış rota olması gereken koyun keçi sayısını azalttı.

Hayvan yetiştiriciliğinde koyun ve keçi yerine sığırın desteklenmesi koyun ve keçi varlığını azalttı. Koyun varlığı, 1980’de 48 milyon 638 bin idi. 2011’de 25 milyon 032’dir. 1980’de Ankara keçisi sayısı 3 milyon 658 bin iken 2011’de 151 bine kadar düştü. Kıl keçisi, 1980’de 15 milyon 385 bin iken, 2011’de 7 milyon 126 bine geriledi (TUİK, DİE).
Türkiye’de iki tür keçi var. Bunlar, tiftiği için yetiştirilen Ankara keçisi ile süt ve eti için yetiştirilen kıl keçileridir. Sayıları az da olsa Malta ve Kilis gibi bazı süt ırkı kıl keçiler halen var. Ankara keçisi ise dünyaya Orta Anadolu’dan yayılmış ama ülkemizde nesli tükenmek üzere.

Koyun ve keçi varlığının düşmesine paralel olarak süt ve et verimi içindeki payı da değişti. Koyunların 1991’deki toplam süt üretimi içindeki payı yüzde 11 iken, keçinin yüzde 3,3 idi. 2011’e gelindiğinde koyunun süt üretimindeki payı yüzde 5,9’a düştü. Keçinin payı yüzde 2,1’e geriledi. (TUİK). Koyun ve keçi süt, peynir ve tereyağı ile beslenme kültürümüz ise koyun ve keçi sütündeki düşüşü oranında değişti.

ÖZGÜR MERA HAYVANCILIĞI BİTTİ

Politikaların koyun keçi yerine sığırdan yana uygulanması özgür mera hayvancılığını köstekledi. Kapalı alan fabrikasyon hayvan üretimine geçildi. Bu durumla birlikte meraların ölçeği küçüldü. Cumhuriyetin hemen ardından (1928’de) işlenen toplam tarım arazi miktarı 6,6 milyon hektar iken çayır mera varlığı 46 milyon hektardı. Yani 1928’de çayır mera alanı, işlenen toplam arazi miktarının yaklaşık 7 katıydı. Bu oran, aslında doğanın o zamanlarda ne kadar daha yaşanılır olduğunu gösteren bir durumdur. Şimdilerde işlenebilen tarım toprağı miktarı 20 milyon hektara ulaştı. 1928’de 46 milyon hektar olan çayır mera varlığı, 1975’lerdeki sayıma göre 21,8 milyon hektara, şimdilerde ise, 15 milyon hektarın altına indi. Yitirilen çayır mera oranında ekolojik denge bozuldu. Hayvanların sağlığı bozuldu, refahı geriledi. Hayvansal ürünlerin, kalite, tat, lezzet ve besleyiciliği azaldı, sağlıksızlaştı.

Bilinenin tersine inekler başta olmak üzere, tüm geviş getiren özgür hayvanlar, gezegeni ısıtmaz soğutur. Aslında gezegenimizin kırsal bahçıvanlarıdır onlar. Özgür inekler ve diğer geviş getirenler, toprağa bıraktıkları dışkılarıyla toprağın verimliliğini arttırırlar. Verimli hale dönüşen otlaklar daha fazla karbondioksit depolar. Kürenin ısınmasını engeller. Kapalı alanlara kapatılarak, kendisine besin verildiğinde, kendi besinini üretebilme yeteneğini kullanması engellendiği gibi kötürümleştirilmiş, bakıma muhtaç hale getirilmiş olur. Geğirdikleri metan gazı ile dışkılarının içindeki gazlarla atmosferi ısıtırlar.  

Dünyadaki küçük-aile-çiftçilerinin küresel örgütü La Via Campesina üyesi Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu olarak; hayvanların içeriye kapatılıp, önlerine yem konularak beslenmesine hayvan yetiştiriciliği olarak görmüyoruz. Sanayideki herhangi bir ürün üretimi gibi hayvan üretimi-imalatı diyoruz. Ayrıca Türkiye ekolojisine uygun olan koyun ve keçi yetiştiriciliğine dönülmesini, beslenme kültürümüze uygun olduğunu düşünüyor ve savunuyoruz. Halkımızın dediği gibi,” buğday ile koyun gerisi oyun!” diyoruz.

* Çiftçi Sendikaları
Konfederasyonu Genel Başkanı

ÖNCEKİ HABER

Yalan

SONRAKİ HABER

Kadını alıkoydu, darbetti serbest bırakıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa