19 Ekim 2014 08:44

Son ahkâm kesici

Sadece sembol düzeyinde işlev görmez sözcükler. Yerinde ve zamanında sarf edildikleri vakit karşıdaki bedeni tümüyle etkiler, sarsıp ciddi hasarlar verirler. Eğer güçlü bir fikir taşıyorlarsa dünyayı değiştirecek kadar tehlikeli, yoğun bir biçimde duygu yüklü oldukları zaman büyük kitleleri harekete geçirecek kuvvetli olabilirler.

Paylaş

Hakan ERDOĞAN

Sadece sembol düzeyinde işlev görmez sözcükler. Yerinde ve zamanında sarf edildikleri vakit karşıdaki bedeni tümüyle etkiler, sarsıp ciddi hasarlar verirler. Eğer güçlü bir fikir taşıyorlarsa dünyayı değiştirecek kadar tehlikeli, yoğun bir biçimde duygu yüklü oldukları zaman büyük kitleleri harekete geçirecek kuvvetli olabilirler.

Ülkemizi yöneten insanların konuşmaları da zamanla tamamen kendine has işlevler ve içerik itibariyle farklı özellikler kazandı. Yeni tür bir ahkâm kesiciliği olarak tanımlanabilecek söz söyleme biçimi muktedirlerin ağızlarından çıktıkları için ziyadesiyle etkili ve kontrolsüz sarf edilmelerinden ötürü de bir hayli riskli. Rampa yaptıkları boğazdan yükselip badem bıyıklarla süslü iki dudak arasından fırlatıldıkları her olayda birilerinin kafasına düşüyorlar, havada patlayıp aşağı süzülen sivri kısımlarıyla suratlarımızı çiziyorlar.

Bu ülkeyi yönetenler halkın ne istediğiyle ilgilenmiyorlar. Sürekli akışı tek yönlü olan bir konuşma, monolog söz konusu. Her erk sahibi gibi iktidarı elde tutacak çatışmanın tazeliğini sağlamak için kendilerine biat eden çoğunluğa sesleniyor ve bastırılması gereken muhalif insanlara sataşarak düşüncelerini dikte ediyorlar. Dikte etme davranışı öylesine meşru, o kadar sistemli hale geliyor ki, aynı eylemin yön verdiği bir rejim değişikliğine savuruyor ülkeyi: diktatörlüğe.

Vicdanları din yoluyla körelmiş, kendi ahlak anlayışlarından başka fikre tahammülü olmayan bu insanlarda iktidarın beraberinde getirdiği çok ciddi ruhsal sıkıntılar mevcut. Yönetme isteği benliklerini ele geçirdiği, insani duyarlılıklara yer bırakmadığı için farklı olan her unsura karşı sonsuz bir öfkeleri var. İçine girdikleri koza ile uyumsuzluk oluşturan dış dünyadaki her unsur korkunç travmalara neden oluyor hislerinde.

Mahkeme, kanun, hukuk, insanlık dinlemiyorlar. Anayasal haklarımız onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Temel haklar zerre kadar değer taşımıyor. Nefret suçları, ayrımcılık, fikir ve vicdan hürriyeti gibi mefhumlar önem arz etmiyor. Maalesef, ahkâm kesicilerin sözleri sırasıyla alışkanlıklara, sonra temayüllere ve nihai olarak yasalara dönüşüyor. Zamanın ahkâm kesicileri, eskiden beri memleketi boyunduruk altına alan daha kadim olan türdeşlerini bile susturup, onları ezip daha beter söylemlerle karşımıza dikiliyorlar. Öyle ki, bazılarımız modası geçmiş olanların çaresiz çırpınışlarından hâlâ medet umuyor.  

HÜSN-İ ZAN

Samsun İl Müftüsü resmi lakırdı tarihimizin hem son ahkâm kesicisi, hem de büyük ihtimalle en tuhaf deyişinin sahibi. Kendisi yaklaşık 1 hafta önce şunları söyledi: “18’indekinin zinasına karşı çıkmayıp, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsah gözyaşıdır.” Bu laf çok zehirli bir yılan gibi öylece ortada kaldı. Bir bebeğe tecavüzü bile meşru göstermeye çalıştığı düşünüldü çünkü. Korkup canhıraş kaçanları gördük. Bağırarak ürkütmeye çalışanlar, başka sözlerle etkisiz hale getirmeye uğraşanlar, bir kıskaçla tutup zararsız olduğunu ispat etmeye yeltenenler etrafında toplanmıştı.

Yılana bile hüsn-i zan, yani iyi niyet ile yaklaşmak gerekir. Söz konusu kişi kendi inancından olmayanlara kin kusan Samsun Müftüsü’nden çok daha zararlı ve devletin tepesindeki ahkâm kesicilerden olsa bile öyle yapmak görevimizdir. O yüzden şu tespiti hemen ortaya koyalım: müftünün yapmaya çalıştığı şey bir bebeğe tecavüz edilmesini normalleştirmek değil; kendisinin zina olarak tanımladığı ve insan doğasına tamamen uygun bir girişimi sapkınlık gibi göstermekti. Zira çevresine yaptığı baskının meftunu olmuş her ahkâm kesici gibi hızını ve hıncını alamamış, kavramları birbirine karıştırıp ötekileştirdiği insanları linç etme isteğiyle o garip cümleyi savuruvermişti. Elbette, müftüyle aynı inanç ve tasavvur dünyasına sahip olan kişiler bile sadece günah sayılacak bir eylemle, korkunç türden bir sapkınlığı ayırabilir.

Bu yanlış anlamanın dinle değil, müftünün boşboğazlığı ve kötü niyeti ile ilgisi var fakat öyle olması, dindeki korku iletkenliğinin toplumu nasıl infiale sürüklediğini unutturmamalı. Bunun örneklerini defalarca işlenen suikastlarda ve en kötü şekilde Sivas’da gördük. Öteki hayata yatırım yaparken her nasılsa cepleri de dolan devlet erkânının her fırsatta körüklediği ayrımcılık yine benzer felaketlere yol açacak belki. Müftünün ve benzerlerinin dine sığınarak saçtığı öfke kendi patolojilerinin tezahürü olmaktan çıkıp masum insanları en iğrenç biçimde sapkın ilan ederek karalıyor çünkü.

Oysaki bu memlekette töreler, din ve ahlak kuralları bahane edilerek yapılan sapkınlıkları Marquis de Sade, Sacher-Masoch bile düşünemezdi. Kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi doğal seyrinden çıkaran en önemli kavram olarak rol oynayan namus daima cinselliği denetim altında tutarak insanlara zulmetmek amacıyla kullanıldı. On yıllarca başlık parası adı altında babaları, ağabeyleri tarafından pazarlanan genç kızlar hakkında, çocuk gelinler hakkında, tecavüze uğrayan savunmasız kızlar hakkında, “rıza var” denilerek saldırganlarına ceza indirimleri uygulanan zavallı kadınlar hakkında müftülerin, hocaların, imamların fetvaları duyulmaz. Zihin dünyaları tamamen sahiplendikleri bu baskı sistemiyle sonsuzca uyumlu çünkü.
Ortada herkese sirayet etmiş çok ciddi bir yanlış anlama mevcut. Sapkınlıklar bilinenin aksine, çoğunluk tarafından icra edilen ve devlet-iktidar eksenli güçler tarafından muhafaza edilen eylemlerdir. Durumu berrak bir şekilde görebilmek için yaptıklarımızın kötülükle bağlantılarını kurmamız gerekiyor. Ortada ciddi bir tanımlama sorunu var. Sapkınlık dendiği zaman, hiç gidilemeyecek yollar, tahayyül edilemeyecek davranışlar anlaşılır. Oysa gelenekler ve keyfi kurallar tarafından meşru hale getirilen ama şeytanın aklına gelmeyecek kadar karanlık işler yürütülür. Toplumun en sert parçalarının içine girip usul usul çoğalırlar. Hep normal olanı suçlayarak ve dışlayarak yer açarlar kendilerine..

ÖNCEKİ HABER

Yemen ve Husiler 2

SONRAKİ HABER

Mülteci kadınlar anlatıyor: Evde koca baskısı, sokakta ırkçılık

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa