18 Ekim 2014 15:40

Cumartesi Anneleri: Öfkemiz zaman aşımına uğramıyor

Cumartesi Anneleri, 27 Ekim 1991'de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Toraman'ın akıbetini sordu. Eylemde konuşan Toraman'ın kardeşi Sakine Toraman, kayıp dosyalarının zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çekerek, " Bizim acılarımız, öfkemiz dinmiyor. Öfkemiz zaman aşımına uğramıyor" dedi.

Paylaş

Cumartesi Anneleri, 27 Ekim 1991'de İstanbul Kocamustafapaşa'daki evinin önünde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Toraman'ın akıbetini sordu. Eylemde konuşan Toraman'ın kardeşi Sakine Toraman, kayıp dosyalarının zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çekerek, " Bizim acılarımız, öfkemiz dinmiyor. Öfkemiz zaman aşımına uğramıyor" dedi.

Cumartesi Anneleri, kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması amacıyla gerçekleştirdikleri adalet arayışının 499'uncu haftasında da Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. "Failler belli, kayıplar nerede ?" yazılı pankart açan Cumartesi Anneleri, ellerinde kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ile kırmızı karanfiller taşıdı. 23 Şubat 1995 tarihinde kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız'ın oğluna yazığı mektubun okunmasının ardından eylemde 21 Mart 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Hasan Ocak'ın ağabeyi Ali Ocak konuştu. Adı, faili meçhul cinayetler, köy boşaltma ve yakmalar ile on binlerce insana uygulanan işkencelerle anılan ve hafta içerisinde yaşamını yitiren eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in yargılanmadan öldüğünü belirten Ocak, 12 yıllık AKP hükümetinin asıl misyonunun failleri aklamak olduğuna bir kez daha tanık olduklarını vurguladı. Ocak, "Cinayetlerin failleri ortaya çıkarılana kadar ellerimiz hepinizin yakasında olacak" dedi.

'KATLİAMLARI YAPANLAR ANNELERE HESAP VERECEK'

Ardından konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, Gezi Parkı direnişinde Ankara'da polis tarafından katledilen Ethem Sarısülük'ün annesi Sayfi Sarısülük'ün dün görülen ve sanık polis Ahmet Şahbaz'a hakaret suçundan yargılandığı duruşmada çekilen sanık sandalyesindeki fotoğrafını hatırlatarak, "Bu ayıp hepimize yeter" diye belirtti. Cumartesi Meydanı'nı, Türkiye kamuoyunun vicdanı haine getiremediklerini belirten Tanrıkulu, "Bu katliamları yapanlar bir gün burada oturan annelere hesap verecek" ifadelerini kullandı.

'ÖFKEMİZ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMIYOR'


Ardından konuşan 27 Ekim 1991 tarihinde İstanbul Kocamustafapaşa'daki evinin önünde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Toraman'ın kardeşi Sakine Toraman da, kardeşinin kaybedilmesinin üzerinden 23 yıl geçtiğini hatırlatarak, "23 yıl oldu kardeşimi bizden çalalı. 23 yıldır Ekim ayı bize acılı gelir, karanlık gelir" diye konuştu. Kayıp dosyalarının zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çeken Toraman, şunları aktardı: "Asıl zanlının devlet olduğunu biliyoruz. Bu devlet suçunu kendi eliyle aklıyor. Ama bizim acılarımız, öfkemiz dinmiyor. Öfkemiz zaman aşımına uğramıyor."

"Katiller yargı önüne çıkarılmadan biz sizinle barışmayacağız" diyen Toraman, Seyit Rıza'nın idama giderken söylediği, "Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun" sözlerine atıfta bulunarak, "Biz de burada oturacağız ve sizin huzurunuzu kaçırmaya, temelinizi sarsmaya devam edeceğiz" dedi.

'TORAMAN'IN GÖZALTINA ALINDIĞI TANIK VE DELİLLERE RAĞMEN İNKAR EDİLDİ'

Hüseyin Toraman'ın akıbetinin sorulduğu 499'uncu haftanın basın açıklamasını ise, Düriye Sezgin okudu. Toraman'ın, 27 Ekim 1991 günü ekmek almak için Kocamustafapaşa'daki evinden dışarı çıktığı sırada komşularının ve esnafın gözü önüne silahlı ve telsizli sivil giyimli kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı beyaz bir araca bindirilerek kaçırıldığını söyleyen Sezgin, "Olay üzerine olay yerine çağırılan polis kaçıranların da polis olduğunu anlayınca olaya müdahale etmedi" dedi. Toraman'ın kaçırılma olayına müdahale etmeyen karakol polislerinin, kaçıranların da polis olduğu yönündeki açıklamalarının olduğu ses kayıtlarının dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'e verildiğini ifade eden Sezgin, tanık ve delillere rağmen Toraman'ın gözaltına alındığı günden bu yana inkar edildiğini vurguladı.

Toraman'ın faillerinin 23 yıldır korunduğunu söyleyen Sezgin, Toraman'ın kaybedilmesinden, o dönem başında Mehmet Ağar'ın bulunduğu İstanbul Emniyeti ile Demirel Başkanlığı'ndaki 49'uncu hükümetin ve General Fikri Nezihi Çakır'ın Genel Sekreteri olduğu Milli Güvenlik Kurulu'nun sorumlu olduğunu söyledi. (DİHA)


AKP dönemindeki 'faili meçhul'ün akıbeti soruldu
  
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) temsilcileri, "faili meçhul" cinayetlere kurban gidenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 30'uncu kez Sanat Sokağı'nda bir araya geldi. Katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı eylemde konuşan İHD Temsilcisi Muhyettin Ünal, JİTEM'in kurucusu Arif Doğan'ın halka hesap vermeden öldüğüne dikkat çekerek, "Arif Doğan ve İbrahim Şahin 'Biz insanları katlettik' demelerine rağmen devlet bunu inkar ediyor. Arif Doğan'ın 55 yerde JİTEM bürosu kurduğunu itiraf etmesine rağmen devletin bunu reddetmesi, bu yapılanmanın ve katliamlarının ortağının devlet olduğunu ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı.

'ÖNCE ARABAYI YAKTILAR, SONRA DA KAÇIRIP İŞKENCEYLE KATLETTİLER'

Ardından 2009 yılında Yüksekova'nın Dilektaşı (Manis) köyü yakınlarındaki derede işkenceyle öldürülen Dırbaz Kaya'nın hikayesi okundu. Kaya'nın kardeşi tarafından kaleme alınan yazıyı yeğeni Raif Kutluk okudu. Dırbaz Kaya'nın devlet baskısı nedeniyle göç ettiği Adana'dan bir düğüne katılmak için 2009 yılında Yüksekova geldiğine yer verilen yazıda, "Ertesi gün düğünde kendisine bir telefon geldi. 'Çarşıda çok acil bir işim var hemen döneceğim' dedi. Akşama gelmeyince telefonunu aradım. Telefon bir kez çaldıktan sonra meşgule çevrildi. Tekrar aradığımda telefon tamamen kapatılmıştı. Bunun üzerine ailemiz endişeye kapıldı ve durumu savcılığa ve Emniyet Müdürlüğü'ne bildirdik. Onlar da 'konuyu inceleyeceğiz' dediler. 5 Ağustos sabaha karşı saat 02.00'da Yüksekova Esentepe Mahallesi'nde bir aracın yakıldığı haberini aldık. Ailemiz bunun üzerine aracın yanına gitti. Araç kardeşim Dırbaz'ın aracı idi. Yine emniyete ve Yüksekova Cumhuriyet Savcılığı'na bildirdik. 15 Ağustos 2009 tarihinde Yüksekova'da Dilektaşı (Manis) köyü yakınlarındaki dere kenarında önce kardeşime ait ayakkabıları bulduk, daha sonra o bölgede yaptığımız aramalarda Dırbaz'ın dere içinde vücudunun üstüne taş bağlanmış şekildeki çürümüş cenazesini bulduk. Kardeşim önce silahla taranmış, daha sonra dereye atılmıştı. Bizler Yüksekova Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurunda bulunduk. Ancak bugüne kadar katiller bulunup yargı önüne çıkartılmadı. Biz Kaya ailesi olarak davamızın takipçi olacağımıza herkesin önünde söz veriyoruz" ifadelerine yer verildi.

Eylem 5 dakikalık oturma eyleminin ardından sona erdi. (DİHA)

ÖNCEKİ HABER

Onur Ünlü: \'İtirazım Var\' siyasi polisiye oldu. İyi de oldu

SONRAKİ HABER

Adana'da düğünde çıkan silahlı kavgada yaralanan 2 çocuktan biri öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa