17 Ekim 2014 06:00

Gazetecilere ‘90’lı yıllar’ baskısı...

Kobanê’ye destek eylemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte birçok yerde haber takibi yapan gazetecilere yönelik baskılar da arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP yetkililerinin gazetecileri hedef alan sözleri ise polisi ve bazı grupları harekete geçirdi. Gazeteciler üzerindeki baskı ‘90’lı yılları aratmazken en acı haber Adana’dan geldi. Gündem ve Azadîya Welat Dağıtımcısı Kadri Bağdu yine ‘90’lı yıllara benzer bir yöntemle katledildi. Diyarbakır’daki gazeteci örgütleri ve gazeteciler tabloyu kaygı verici olarak niteliyor

Paylaş

Doğan SEKMEN
Yağmur ENSARİ
Diyarbakır


Kobanê’ye destek eylemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte birçok yerde haber takibi yapan gazetecilere yönelik baskılar da arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP yetkililerinin gazetecileri hedef alan sözleri ise polisi ve bazı grupları harekete geçirdi. Gazeteciler üzerindeki baskı ‘90’lı yılları aratmazken en acı haber Adana’dan geldi. Gündem ve Azadîya Welat Dağıtımcısı Kadri Bağdu yine ‘90’lı yıllara benzer bir yöntemle katledildi. Diyarbakır’daki gazeteci örgütleri ve gazeteciler tabloyu kaygı verici olarak niteliyor

Geçtiğimiz günler Bağdu cinayetinin habercisi gibiydi. 2 Ekim günü Diyarbakır’da haber takibi yapan Azadîya Welat ve JİNHA muhabirleri sakallı ve şalvarlı bir grubun ‘Öldürün bunları’ nidalarıyla sopalı ve bıçaklı saldırısına maruz kaldı. Olayda gazeteci Bişar Durgur 8 yerinden bıçaklandı.

Öte yandan haber izleyen birçok gazeteci polis şiddetine maruz kaldı. 12 Ekim günü Diyarbakır’da Kobanê’ye destek eylemini takip eden DİHA ve JİNHA çalışanı 3 gazeteci yaka paça gözaltına alındı. 11 Ekim günü ise Diyarbakır’daki olayları izleyen 5 Alman gazeteci ‘provokatörlük-casusluk’ suçlamasıyla gözaltına alındı. Her toplumsal tepkiyi dış mihraklara bağlayan hükümetin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada Diyarbakır’da yaşanan olayların sorumlusu olarak Alman gazetecileri gösterdi. Savcılığa çıkarılmadan serbest bırakılan gazeteciler sınır dışı edildiler. Bir ayı aşkın zamandır Suruç’ta devam eden nöbet eylemlerini takip eden gazeteciler de polisin ve askerin gazına ve tehditlerine maruz kaldı.

‘KADRİ BAĞDU CİNAYETİ AYDINLATILMALIDIR’

Diyarbakır’daki gazeteci örgütleri ve gazeteciler bu tablonun kaygı verici olduğunu söylüyor. Konuya ilişkin konuşan herkes ‘90’lı yılları hatırlatıyor ve basın camiasının ortak bir tepki göstermesinin önemine vurgu yapıyor.

Özgür Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Serdar Altan, Kadri Bağdu’nun katledilmesinin basit bir olay olamadığını belirterek, “Bir süredir özgür basın çalışanlarına ciddi saldırılar var. Haber takibi yapan gazeteciler polisin ve bazı grupların hedefi haline gelmiş durumda. En son Adana’da Kadri Bağdu arkadaşımızı katlettiler. Polisin yoğun olduğu bir yerde arkadaşımızı arkadan kurşunlayarak katlettiler. Halen failleri bulunmuş değil. Polisin ciddi bir çabasını da görmüyoruz. Bu düşündürücü bir noktadır. Bu cinayet bir an önce aydınlatılmalıdır”dedi. ‘90’lı yıllarda birçok gazeteci faili meçhulünün yaşandığını hatırlatan Altan, “Geçtiğimiz dönemde KCK adı altında onlarca gazeteci tutuklandı. Halkı aydınlattığı için muhalif gazeteciler her dönem baskı altına alındı. Bu saldırıların önüne geçebilmek için ciddi bir çaba içinde olmalıyız. Bu konuda basın camiası ortak bir tepki geliştirmeli” dedi.

Beş Alman gazetecinin Diyarbakır’da gözaltına alınmasını da değerlendiren Altan şunları kaydetti: “Yaşanan olayları çalıştığı kuruma geçmek isteyen bir gazetecinin olayların sorumlusu gibi gösterilmesi bir çarpıtmadır. Burada zaman zaman çok sayıda yabancı gazeteci görev yapıyor. Kobanê olaylarını da takip etmek için yabancı gazeteciler Diyarbakır’daydılar. O gün biz de olayların olduğu bölgede haber takibi yapıyorduk. Onlar da bu eylemleri takip edip işlerini yapıyorlardı. ‘Olayları bunlar çıkartı, bunlar kışkırtı’ demek yersizdir.”

‘DELİLSİZ SUÇLAYANLAR SORUŞTURULMALI’

Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veysi İpek, bölgede gazetecilik yapmayı ateşten gömlek giymeye benzetiyor. İpekte ‘90’lı yılları hatırlatarak, “Aslında o döneme benzer sorunlar halen yaşanıyor. Kadri Bağdu’nun öldürülmesi bir an önce aydınlatılmalı. Bu olay karanlıkta bırakılmamalı” dedi. Adalet, demokrasi ve insan hakları için basının olmazsa olmaz olduğunu kaydeden İpek, “Çalıştığı kurumun yayın politikası ne olursa olsun meslektaşlarımız farklı zümreler tarafından baskı altına alınıyor. Kimi zaman bir siyasi parti kimi zaman devlet organları gazetecilere baskı uygulayarak kendi dilediklerini yaptırmak istiyor. Basın herkesin sesi, kulağı olmak zorundadır. Bu durumda gazeteciler kamu düzenini sağlaması gereken polisler tarafından da saldırıya uğruyor. Gazetecilerin görevlerini yapma konusunda anayasal hakları olmasına rağmen bazı güvenlik görevlileri tarafından taciz edilmesini, engellenmesini kabul etmediğimizi söylüyoruz” dedi.
 İpek, Alman gazetecilerin gözaltına alınmasına ilişkin ise şunları belirtti: “Alman gazeteciler bu gün serbest bırakılmışsa hukuku ve kamu düzenini sağlayacakların kendini sorgulamaları gerekir. Meslektaşlarımıza gözaltı yapanlar, hakaret edenler, delili olmadan bu iddiaları ortaya atanlar hakkında soruşturma açılmasını bekliyoruz.”

‘GAZETECİLER HEDEF ALINDI’

Siyasi gerilimin artmasıyla birlikte gazetecilerin de hedefe alındığını ifade eden gazeteci Faruk Balıkçı da Kadri Bağdu cinayetinin ‘90’lı yılları hatırlattığını belirterek, “90’lı yıllarda gazeteciler çok büyük baskılara maruz kaldı. Bu cinayet bu endişeleri güçlendiriyor. Provokasyon yaratmak isteyenler bu cinayeti tezgahlamış olabilir. Elinde kaleminden başka bir şeyi olmayan gazetecilere yönelik tüm saldırıları kınıyorum” dedi. Hareketli dönemlerde birçok yabancı gazetecinin de Diyarbakır’a geldiğini söyleyen Balıkçı, “Yaşanan olayları yabancı gazetecilere yüklemenin bir mantığı yok. Olayların neden kaynaklandığını iyi görmek gerekiyor. Yoksa bir sonuca varılmaz, sorunlar çözülemez” dedi.

KİRLİ SAVAŞ DÖNEMİ…

Gazeteci Vecdi Erbay ise Türkiye ve Kürdistan’da gazeteci olmanın hiçbir dönem kolay olmadığını belirterek, “Baskının en görünür olduğu dönem 1990’lı yıllardı. Bu dönem onlarca gazeteci katledildi, gazete binaları bombalandı, gazeteler kapatıldı. Onlarca gazeteci hapis yatmamak için yurt dışına çıkarak sürgün yaşadı, yaşıyor. Gazeteciler nicedir öldürülmüyordu belki, ama işsiz kalmak ve hapse düşmek tehlikesiyle hâlâ karşı karşıyaydılar. KCK operasyonlar çerçevesinde onlarca gazeteci 4 yıl boyunca tutuklu yargılandılar.Türkiye’de hükümetin ana akım medyayı ekonomik yaptırımlarla açıktan tehdit ettiği, gazete patronlarının çalışanlarını işten çıkararak baskıyı hafifletmeye çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu şekilde dev bir ‘hükümet medyası’ oluştu” dedi. Adana’da yaşanan Kadri Bağdu cinayetinin ve basın üzerindeki diğer baskıların ‘90’lı yıllardaki kirli savaş dönemini hatırlattığını söyleyen Erbay, “Bütün bunlar, ‘90’lı yıllardaki kirli savaş dönemini hatırlatıyor. Belki o yılların koşulları farklıydı, ama görünen o ki devlet, yeni bir konsepti hayata geçiriyor. Tehditle, hapisle susturamadığı medyayı fiili şiddet uygulayarak susturmaya çalışıyor. Görünüm budur, ancak ‘90’lı yıllarda susmayan muhalif basın şimdi de susmayacaktır” dedi.

ÖNCEKİ HABER

İstanbul Barosu Genel Kurulu öncesi: Nasıl bir baro?

SONRAKİ HABER

Tunus'ta bombalı intihar saldırısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa