16 Ekim 2014 17:33

Bir çift terliği iki kişi paylaşabiliriz

Halkların birbiriyle olan dayanışmasının sokaklardan, meydanlardan geçtiğini bilen gerici güç odakları, kitleleri sokaklardan çekmek için baskı ve şiddete başvuruyor

Paylaş

Deniz KAR
Gaziantep


Kurban Bayramı’nın 3. günü yani 6 Ekim Pazartesi, IŞİD’in Kobanê’ye üç cepheden saldırı başlattığını öğrendik. Duyar duymaz içimizi saran tarifsiz bir öfke, korku, heyecan. O gece hepimiz açısından zor geçti. O gece bir kez daha tattık direnme duygusunu. O gece her birimiz insanlığın umudunu korumak için Kobanê’nin bir köşesinde bedenimizi kalkan olarak kullanıyorduk barbarlık ve vahşetin karşısında. O gece Kobanê düşerse insanlık düşecekti, çünkü Kobanê omuz omuza vermek demekti, çünkü Kobanê bir arada yaşamak, barış, kardeşlik, gelecek demekti.

BEYOZ BÜYÜYECEK!

Ertesi gün gelip çattığında Antep’ten üç arkadaşımız Kobanê sınırına, Suruç’a gittiler. 3 gece orada direnişin kanlı canlı yüzünü hepimizden daha yakın gözlemlediler. Döndüklerinde bir araya geldik, biriktirdiklerini sırasıyla aktarmaya başladılar. Özellikle bir hikayeleri var ki düşünüp duruyorum. Adını bilmediğim bir köyde dolaşırken yanlarına koşarak gelen bir kız çocuğundan bahsettiler. Bu çocuk dört-beş yaşında, ayağı çıplak, elinde kuru bir simitle koşarken yerden toz kaldırıyor. Karşılarında birden dikiliveriyor sapsarı saçları ve lacivert gözleriyle. Önce utanıp sıkılıyor, keşfetmeye çalışıyor bu üç kişiyi. Sonra birkaç kelime Kürtçe bilen bir arkadaşımız soruyor Kürtçe, “adın ne?” diye. Adı Beyoz’muş. Anlatmaya başlıyor sonra bizimkilere, kendini güvende hissederek. Arkadaşlar pek bir şey anlamıyor tabi. Sonra üç yaşlarında bir çocuk usulca yaklaşıyor bunlara, ayağında terlik var onun. Beyoz’un kardeşiymiş. Seyrediyor karşısında dikilen kocaman insanları. Bizimkiler bir süre dinledikten sonra Beyoz’u, yoluna devam etmek istiyor. Arkadaşların peşine takılıyor Beyoz ve kardeşi. O sıra yine birkaç kelime Kürtçe bilen arkadaş Kürtçe, “Git, git otur” diyor. Bizimkilere sırtlarını dönüp yola koyuluyor çocuklar. Biraz yol aldıktan sonra kardeşi Beyoz’a terliğini veriyor. Sonra biraz daha gidiyorlar. Bu kez terliği Beyoz’un kardeşi alıp giyiyor. Az sonra terliği yeniden değiştiriyorlar. Sonra yine, sonra yine... Bunu anlatan arkadaşım; “Biz Beyoz’u unutmayacağız, Beyoz büyüyecek.” diyor ve bir an durduktan sonra “Belki de büyüyemeyecek” diye ekliyor.

TETİKTE OLMA HALİ

Uzun bir sessizliğin ardından pencereden içeri dolan patlama sesleri. Üçü birbirine bakıyor. Sonra gözleriyle havai fişek konusunda hemfikir oluyorlar. Aradan 5 dakika geçmeden dışarıdan, uzaktan silah sesi tonunda bir ses geliyor. Yine üçü bakıştıktan sonra komşunun halı silktiğini anlıyorlar. Ben de onları anlıyorum, korku değil bu, sıcak bir çatışmanın yanından geldikten sonraki ilk heyecanlar, ilk tetikte olma hali.

Konuşmaya devam ediyoruz. “Antep’teki gelişmeleri öğrenince apar topar geldik” diyerek zaten bilinen gerçeği gün yüzüne çıkarmış oluyorlar. Arkadaşlar Suruç’a giderken arayıp “dikkatli olun” diyenler, bu kez Antep’e dönerken aynı şeyi söylemişler. Nedeni, eylemlere Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Antep’te de polisin tekbir sesleriyle saldırması, yaşasın IŞİD diye bağırması. Bir de üstüne faşist, saldırgan, cani grupların eklenmesi. Sonuç, dört ölü, yirminin üzerinde yaralı. Türkiye genelindeyse bu yazıyı yazdığım sıralar tam 37 ölü.

SOKAKLARI BOŞALTMAYA ÇALIŞIYOR

Peki bu saldırılar neden gerçekleşiyor? Ortadoğu’da her etnik kökenden, milliyetten, mezhepten, kadın erkek ayırt etmeksizin halkların bir arada yaşayabildiği Rojava-Kobanê bölgesinin direnişinin Türkiye halklarıyla buluşmasını önlemek için. Halkların birbiriyle olan dayanışmasının sokaklardan, meydanlardan geçtiğini bilen gerici güç odakları, kitleleri sokaklardan çekmek için bu yönteme başvuruyor. Mahalleliye yaklaşan polisler saldırı olacak, dükkanlarınızı kapatın, sokakta kimse kalmasın, hemen evinize gidin diyerek OHAL uygulamasını pratiğe dökmüş oluyor. Sanki sokağa çıkan, halkın ta kendisi değilmiş gibi, “Göstericilere halk tepki gösterdi” diyerek sokaklar tamamen insanlardan soyutlanmaya çalışılıyor.

Bütün bunlara rağmen halkların umudunu kırmayı başaramayacaklar. Çünkü biz bir çift terliği uzun bir yol boyunca iki kişi paylaşabiliriz. Çünkü biz dilini bilmediğimiz, ne dediğini anlamadığımız halde bir insanı kalbimizin bir köşesinde saklayabiliriz.
 

ÖNCEKİ HABER

Bir rektör düşünün ki...

SONRAKİ HABER

Cumartesi Anneleri Hasan Gülünay'ın akıbetini sordu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa