16 Ekim 2014 17:30

Bir rektör düşünün ki...

Mehmet Karaca 2012 yılında dönemin rektörü Muhammed Şahin’in yerine akademisyenler tarafından seçilmemesine rağmen, son derece demokratik bir şekilde Çankaya’dan atılmıştır, pardon atanmıştır.

Paylaş

Mertcan Zeyrek
Bilgesu Karakulak
İTÜ


Yazımızınbaşlığı geçtiğimiz hafta Radikal Gazetesi’nde Ezgi Başaran tarafından yazılan yazıdan alınmıştır. Ezgi Başaran’ın ‘Dingoların Bilim Dünyasından Acıklı Haberler’ başlıklı yazısı, İTÜ Rektörü Mehmet Karaca tarafından Türkiye İletişim Daire Başkanlığı’na (TİB) başvurulup sansürletildi. Biz de sansürlenen yazıda bahsi geçen konular, sansür ve demokratik üniversite hakkında birkaç kelam edelim istedik.

Öncelikle aramızda Mehmet Karaca’yı tanımayanlar ve bize sormaya çekinen arkadaşlar olabileceğini düşündüğümüzden ufak bir Karaca tanıtımı yapalım. Mehmet Karaca 2012 yılında dönemin rektörü Muhammed Şahin’in yerine akademisyenler tarafından seçilmemesine rağmen, son derece demokratik bir şekilde Çankaya’dan atılmıştır, pardon atanmıştır. Ardından çalışkanlığını göstermek istercesine yüzden fazla asistanı doktora azami süresini aştıklarını bahane ederek işten çıkarmıştır. Saf ve temiz bir düşünceyle İTÜ’nün sessizliğe boğulacağını düşünen Karaca, öğrencilerin ve asistanların İTÜ tarihindeki en büyük eylemleri yapmasıyla hayal kırıklığına uğradı.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ REKTÖR

Karaca için bakan demek bilim demekti. Öyle ki, İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Araştırma Merkezi tarafından Mersin Limanı’ndan Türkiye’ye sokulan binlerce kilo pirinç için genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) içerdiği söylendi. Buna rağmen tarım bakanı GDO içermiyor dediği için; “İTÜ’nün karar verme yetkisi ve kapasitesi yok” gibi yalanlara başvuruldu. Lady Gaga’nın, Metallica’nın hatta va hatta belieber’ların bile sığdığı stadyuma İTÜ mezunlarını sığdıramadı. Soma katliamından 1 hafta önce iş cinayetinin faili Soma Holding’in patronuna plaket verdi. Kendisinden önce üniversite senatosunda kabul edilen ‘karsız kantin uygulaması’ yerine, tüm ülke soyulmuş benim öğrecilerim bundan mahrum mu kalacak diyerek İTÜ’deki birçok yeri özel şirketlere sattı. Son olarak da bildiğiniz sansürle medyaya damgasını vurdu.

Tabi bu noktada insanın aklına ‘bu rektör nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyor?’sorusu geliyor. Herhalde bu soruyu farklı üniversitelerde okuyan birçok öğrenci kendi üniversitesi için soruyordur.

ZORLA DEĞİL MECBURİ

Aslında sorunun cevabı rektörün göreve gelişine kadar uzanıyor. Üniversitenin büyük çoğunluğunu oluşturan öğrenciler okul yönetimlerinde herhangi bir temsiliyete sahip olamıyor. Yani ne rektörün veya dekanın seçiminde ne de onların aldığı kararda en ufak bir etkiye sahip olabiliyorlar. Sokaklarda sandık da sandık, milletin iradesi diyenler bizlerin iradelerini yok sayıyorlar. ‘Zorla değil mecburi’ olarak yaptıkları öğrenci temsilciliği seçimlerini; ya duyurusunu yapmadan ya da duyurusunu kısıtlı sayıda öğrencinin duyabileceği şekilde yapıyorlar. Ancak haklarını yemeyelim, hiçbir masraftan kaçmıyorlar. Örneğin İTÜ’de renkli A4 kağıdı ile duyuruyorlar bu seçimleri. Üniversiteler binlerce yıl önce fikirlerin, görüşlerin hiçbir baskı altında olmadan özgürce tartışabildiği yerler olarak tanımlanmış. Ancak okullarımızda gördüğümüz işleyiş üniversiteleri yöneten anlayışın, üniversite öğrencilerinin fikirlerini önemsemeyen, okul içinde olduğu kadar okul dışında da sansürcü olduğunu açığa çıkarmaktadır.

Üniversitelerin bu halde bulunduğu bir ortamda, demokratik, özerk üniversite mücadelesini yükseltmek bir zorunluluktur. Üniversitelerin bu baskıcı, sansürcü, ceberrut anlayıştan kurtulmasının da tek yolu budur!

ÖNCEKİ HABER

Kobane hepimiz için direniyor

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa