16 Ekim 2014 07:19

TİS ve barış mücadelesi birbirine bağlıdır

KESK Genel Kurulundan sonraki ilk Danışma Meclisi toplantısı, yeni bir savaş tezkeresinin Meclisten geçirildiği, Kobanê’yle dayanışma eylemlerinde onlarca insanın can verdiği, sokağa çıkma yasaklarının, OHAL manzaralarının yaşandığını bir dönemde yapıldı.

Paylaş

Satı BURUNUCU ÇALI*

KESK Genel Kurulundan sonraki ilk Danışma Meclisi toplantısı, yeni bir savaş tezkeresinin Meclisten geçirildiği, Kobanê’yle dayanışma eylemlerinde onlarca insanın can verdiği, sokağa çıkma yasaklarının, OHAL manzaralarının yaşandığını bir dönemde yapıldı. Üstelik 8 Ekim’de yapılan iki günlük grevin hemen ardından; 10-12 Ekim’de… Gündem; sorunlara karşı oluşturulacak mücadele programıydı.
Bu denli sıcak ve önemli gündeme karşın genel merkez yöneticileri ve şube başkanlarının toplantıya katılımı düşük kaldı. Bulunduğu ilde yaşanan saldırıların engel olması dışında, ister Danışma Meclisini önemsememekten isterse kişisel sebeplerden, hangi nedenden olursa olsun bu toplantıya katılmamak emek ve demokrasi mücadelesine karşı sorumsuzluktur. Hele de 25-26 Kasım’da yapılacak KESK Meclisi katılımcılarının bu toplantıyı izlememesi sorumsuzluğun da ötesindedir.
Üç gün süren Danışma Meclisi toplantısında pek çok şey tartışıldı. Son genel kurul, KESK’in yapısal sorunları, Kobanê’nin ne anlama geldiği, grev kararları, savaşı durduracak en geniş platformların kurulması, işyeri çalışmaları, bütçe süreci, 2015-16 toplusözleşme süreci, kimi iş kollarında ek zam talebiyle süren imza kampanyaları, çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, performans uygulamaları, işten atma ve sürgünlere karşı mücadele gibi pek çok başlıkta görüşler sunuldu.
Şube raporlarının son derece az olduğu bu toplantıda görülen odur ki şubeler, işyeri temsilcilerinin ve üyelerinin görüş ve önerilerini almamakta, genel merkezler de şubelerden gelen görüşleri içeren raporlar sunmamaktadır. Yani böyle olağanüstü bir süreçte dahi emekçilerle açık bir tartışma yürütülmemektedir.

SAVAŞ KOŞULLARINDA SENDİKAL MÜCADELE

Danışma Meclisi toplantısında yürütülen tartışmalar ışığında önümüzdeki döneme ilişkin görevlerimizi şöyle sıralayabiliriz:
KESK merkezi düzeyde en geniş kesimleri kapsayacak bir “Savaşı durduralım platformu” oluşturulması için sorumluluğunu yerine getirirken, bütün illerde de aynı genişlikte hareket etmeli, MHP-Hizbullah-AKP cephesine karşı işyerlerimizdeki örgütlü-örgütsüz emekçilerle bir araya gelmeliyiz.
Gerici mezhepçi uygulamalarla beraber her geçen gün daha çok savaş bataklığına itiliyoruz. Onlarca insanımız daha yeni can vermişken, AKP Hükümeti yeni ölümler için polise yetki düzenlemeleri gündeme getiriyor. Üniversiteler satırlı, palalı IŞİD’çilere teslim edilirken; bilimsel-laik-parasız-ana dilinde eğitim talebimize karşın çocuklarımızı zorla imam hatip liselerine göndermeye çalışıyorlar, kabul etmeyene de özel okulların yolunu gösteriyorlar. Milyonlarca emekçi iş ve gelecek güvencesi olmadan açlık, sefalet ve ölüm tehdidi altında çalışıyor. Bir yanımız ölüm diğer yanımız sefalet!
Bugün İŞİD’i püskürtmek de Kobanê’yi savunmak da savaş tezkeresini ve emperyalistlerin Ortadoğu’yu yeniden paylaşım planlarını boşa çıkaracak bir mücadele hattıyla mümkündür. El-Kaide-IŞİD gibi örgütlerle iş birliği yapmaktan çekinmeyen, Yeni Osmanlıcı hayallerin sahibi AKP Hükümetine karşı milyonlarca emekçiyi mücadelede birleştirmeli, halkların ortak mücadelesini örgütlemeliyiz.

GENEL MERKEZLERİ HAREKETE GEÇİRELİM

Bu nedenle sendika genel merkezlerini beklemeden şubeler, işyeri temsilcilikleri ya da işyeri komiteleri olarak savaşı durdurmak için elimizden geleni yapacağımız bir çalışmayı hayata geçirmeliyiz. Sendika üyesi olsun olmasın bütün emekçilerle toplantılar yapmalı, işyerlerinde söyleşiler düzenlemeli, bildiri-el ilanı ve afişler çıkarmalıyız. En etkin mücadelenin nasıl yürütüleceğiyle ilgili o işyerindeki emekçilerle yürüteceğimiz tartışmalarda, onların talep ve önerileri doğrultusunda kararlar alarak uygulamalıyız. Sokakta her gün gençlerin öldürüldüğü bu savaş ve şiddete karşı yemekhane konuşmaları, işyeri önü basın açıklamaları, işi yavaşlatma, durdurma, dayanışma kampanyaları örgütlemeliyiz. Bir yandan emperyalistlerin Ortadoğu üzerine planlarını ve AKP Hükümetini teşhir ederken, diğer yandan Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün, savaşsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın ancak emekçilerin mücadelesiyle mümkün olacağını anlatmalıyız.


TİS VE BÜTÇE TALEPLERİ

2015-16 toplusözleşme süreci ve 2015 bütçesi bilinmelidir ki savaş, sermaye, rant ve özelleştirme tercihlerine dayanacaktır. O nedenle toplusözleşme ve bütçe sürecine dair yürüteceğimiz mücadele, hükümete karşı genel bir demokrasi ve savaş karşıtı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bütçedeki kalemlerin; savaş, savunma, istihbarat ve sermaye açısından ne ifade ettiğini, biz emekçiler için ne anlama geldiğini anlatabilmeliyiz.
Bir süredir iş kollarında “Enflasyon kaybının maaşa yansıtılması, ek zam, ek ödemelerin taban aylığına yansıtılması” gibi taleplerle yürütülen imza kampanyaları kapsamında işyerlerinde “Savaşa değil, emekçiye bütçe”, “Ölümü değil, yaşamı savunuyoruz”, “Diyanete, imam hatiplere, savaşa ve istihbarata, gaz bombası ve biber gazına değil, eğitime, sağlığa, halka bütçe” talepli basın açıklamaları, oturma eylemleri yapılabilir.  Hükümet sermaye sınıfının çıkarlarının yanı sıra savaş bütçesini finanse etmek için de arka arkaya zamlar yapıyor. Mücadelemiz zamların geri alınmasını da içermeli, yine asgari ücretin yoksulluk sınırına yükseltilmesi ve vergiden muaf tutulması talepleriyle birlikte ele alınmalıdır.
Her iş kolunun bütçe ve toplusözleşme süreciyle ilgili talepleri geçmişte olduğu gibi işyerlerinde emekçilerin katıldığı en geniş toplantılarda belirlenmeli, taleplerimiz karşılanmadığında nasıl mücadele edeceğimiz yine bu toplantılarda emekçilerle kararlaştırılmalıdır. Toplusözleşme taleplerinin karşılanmaması halinde emekçiler doğal olarak grev silahını kullanır. Ancak yapılacak grevlerin başarısı yönetimlerin bir gün önce karar almasıyla sağlanamaz. O nedenle bu silahın sahipleriyle bugünden konuşmalı, kararlarımızı da, örgütlenmesini de, nasıl kazanacağımızı da birlikte planlamalıyız.


HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL, BİZ DE OLAMAYIZ

Çeşitli gerekçelerle yıllardır yaptığımız gibi, kendini tekrar eden, sonuç alınmayan Ankara yürüyüş ve mitingleri türünden gösteri ve protestolar artık terk edilmelidir. Ayrıca şube yöneticileri, her gün yapılan eylemler nedeniyle işyerlerine neredeyse hiç gidememekte, emekçilerle buluşamamaktadır. Merkezi gösterilerden, Ankara’ya gitmelerden daha önemlisi, işyerlerinden başlayarak bütün ilçe ve illere yayılan bir mücadeleyi örmektir.
Önümüzdeki dönemin bugüne kadar yaptığımız gibi sadece yöneticilerin katıldığı basın açıklamaları ile sürmeyeceği ortada. O halde başta Kürt-Türk-Süryani-Êzidi ve Arap halkları ve ulusal kimliği ne olursa olsun işçi sınıfı ve emekçileri kapsayan, bu savaş koşullarıyla baş edecek bir mücadele örgütü olmak için kaybedecek zamanımız yok. İşçilerin birliği ve halkların kardeşliğinin önünde duran, emperyalistlerin iş birlikçi hükümetler ve taşeron örgütler eliyle gerçekleştirdiği barbar, gerici, işgalci, kadın düşmanı, katil, tecavüzcü, soykırımcı ve mezhepçi saldırılardır. Buna karşı verilen de yaşam mücadelesidir. İnsanca bir yaşam, çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi, 2015 bütçesinden alacağımız pay ve toplusözleşme taleplerimizin karşılanması da ancak bu mücadeleyle birlikte gerçekleşebilir. Buradan hareketle sorumluluklarımız ağırdır, tarihidir.


SAVAŞA KARŞI KADIN DAYANIŞMASI İÇİN

Kadın emekçilerin yaşamın her alanında yaşadığı cinsiyet-ayrımcı uygulamaların, işyerlerinde giderek artan şiddet ve engellemelerin giderek artacağı, kadın katliamlarının katlanacağı, kadınların özgür ve modern yaşam isteğinin daha çok gerici-mezhepçi şiddetle karşı karşıya kalacağı ortadadır. Bu nedenle gelişmelerin ve Ortadoğu’da yaşananların kadınlar açısından ne anlama geldiğini özel sesleniş ve toplantılarla ifade etmeliyiz. Ayrıca tecavüze uğrayan, daha çocuk yaşta köle pazarlarında satılan ve özgürlüğü için canını ortaya koyan Kürt-Türk-Türkmen-Arap-Êzidi kadınların dayanışmasını örgütlemeliyiz. Kadın emekçilerin sözlerini daha güçlü ifade etmeleri için kadın platformları ve Barış İçin Kadın Girişimi ile de bağ kurmalıyız.

* Tüm Bel-Sen Örgütlenme Sekreteri

ÖNCEKİ HABER

Sağlıkta şiddete karşı çözüm önerisi: Karate ve judo

SONRAKİ HABER

AA'dan 31 Mart seçimleri açıklaması: AA veri aktaran bir medya kuruluşudur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa