15 Ekim 2014 06:00

Sorun birden fazla

Deniz bitti. Letonya maçı itibarıyla bu Türkiye futbolunu ve ligini savunabilecek hiçbir argüman kalmadı. Hollanda’nın dışında gruptan çıkmak için mücadele edilecek rakipler olan İzlanda ve Çek Cumhuriyeti’ne kaybettikten sonra ilk iki için en kritik maç haline gelen Letonya’ya deplasmanda diş geçiremedik ve elde geriye sadece üçüncülük mücadelesi kaldı. İ

Paylaş

Emre ÖZCAN

Deniz bitti. Letonya maçı itibarıyla bu Türkiye futbolunu ve ligini savunabilecek hiçbir argüman kalmadı. Hollanda’nın dışında gruptan çıkmak için mücadele edilecek rakipler olan İzlanda ve Çek Cumhuriyeti’ne kaybettikten sonra ilk iki için en kritik maç haline gelen Letonya’ya deplasmanda diş geçiremedik ve elde geriye sadece üçüncülük mücadelesi kaldı. İzlanda ve Çeklerin müthiş girdiği, Hollanda’nın bize benzer şekilde dibe vurduğu düzende, onların toparlanma ihtimalinin çok yüksek olduğu göz önünde bulundurulursa üçüncülük için de şansı fazlasıyla azalttığımız ortada.

Peki neden böyle oldu? Neden böyle olmasın ki. Ülke futbolunun en büyük yapısal eksikliği olarak öne çıkan oyuncu azlığını tolere etmek için sadece formüller üzerinden yabancı kısıtlaması çıkaran ve bunu da kulüplerin güdümüne girip çıkarak yapan bir federasyonun olduğu ülkede gelinen noktanın farklı olması beklenmemeliydi. Daha önce sadece play-off maçlarında ya da son maçlarda yaşadığımız hayal kırıklıklarıyla yaptığımız sil baştanlar sonrasında şimdi ilk üç maçta grubun son sırasına yerleşen ve şansını iyice azaltan bir milli takımla birlikte dip tam anlamıyla görülmüş durumda.

TEK PROBLEM OYUNCU TOPLULUĞU DEĞİL

Peki tek sorun eldeki futbolcu grubunun yetersizliği mi? Bu milli takım deplasmanda Letonya’ya diş geçiremeyecek, Çek Cumhuriyeti’ni içeride yenemeyecek, İzlanda’ya deplasmanda ezilecek bir takım mı? Sorun sadece altyapılar özelinde yaşanan yapısal eksiklikte değil ki. Eldeki futbolcuların üst yapıya çıktıktan sonra yaptıkları ya da yapamadıkları da içinde bulunduğumuz konumda etkili. Türkiye Süper Ligi şu anda Avrupa’daki muadilleri arasında bile en temposuz lig. Temponun bu kadar düşük olması, tempoyu yükseltmeye çalışan takımın tekmelerle durdurulmasının kanıksanması ortaya fizik yönden güçlü kulüp takımlarının çıkmasını da engelliyor.

BİREYSEL ANTRENMAN YOK

Ortalama tempo içinde dahi oynayamayan oyuncuların kulüplerinde Avrupa’da, milli takımda da bu yönden çok diri takımlara karşı mücadele edememesinde bu durum da epey etkili. Türk futbolcusu genel geçer tempoya çıkamayan liginde bu şekilde ortaya çıkan eksiğini bireysel ağırlık ve fitness antrenmanlarıyla kapatma çabası içinde de değil. Emre Belözoğlu’nun ve Arda Turan’ın Avrupa’ya transfer olduktan sonra vermek zorunda kaldıkları kilolar bunu tek başına gösteren bir argüman olurken milli takımda ve kulüplerde sahada koşarken bile acı çeker gibi görünen oyuncular da bu konuda daha net gözlem yapma fırsatını ortaya çıkarıyor.

KULÜP TAKIMI KOPYALAYIN

Ligin temposuzluğu, bunun ortaya çıkardığı izlenemezlik, yayıncı kuruluşun bunu artırmak için eldeki imkanları kullanmaması, hepsi birbirini tetikleyerek ortaya bir garabet çıkardı ve bunun uzantısı olarak milli takım bile dibe vurdu. Peki buradan çıkış olur mu? Bunun için yapılması gerekenlere dair söylemler yaklaşık on yıldır tekrarlanıyor ama değişen bir şey yok. Milli takımın bundan daha az etkilenmesini sağlamak içinse yapılması gereken tek şey kulüp takımı kopyalama yolunu seçmek. Barcelona temelli İspanya ve Bayern Münih temelli Almanya’nın domine ettiği dünya futbolunda Juventus temelli İtalya’nın da oldukça düşük profilli bir takımla iki sene önce yaptıkları unutulmamalı. Kaldı ki milli takımın en başarılı dönemi olan 2002’de de yine bir kulüp takımı olan Galatasaray var.

Dolayısıyla yapılması gereken şu anda ligin en iyi ve en tempolu takımı olan Beşiktaş’ın Türk oyuncularını temel yapan bir yapıya ihtiyacımız var. Beşiktaş’ın yabancılarını havuzdaki en iyilerle değiştirip bunun yanında Beşiktaş’ın oynadığı futbolu da kopyalamaya çalışan bir milli takım seçicisi şu anda pragmatist bir şekilde bu takımı daha iyi bir konuma getirebilirdi. Ne var ki Fatih Terim’in böyle bir teknik adam olmadığını biliyoruz. Bunun yapılması durumunda yapısal problemlerle ilgili hiçbir gelişmenin olmayacağının da farkındayız. Günü kurtarmayı seçmek ya da seçmemek. Türk futbolunun geldiği nokta belki de tam olarak bu ve iki durumda da diplerde dolaşmaya devam edilecek olması muhtemelen en büyük problem.

ÖNCEKİ HABER

Aşırı terleme psikolojiyi bozuyor!

SONRAKİ HABER

Denizli’de yargı reformu paneli yapılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa