12 Ekim 2014 10:04

‘İnsan unsuru!’

Önce kökten Türkçülerin sevinçten yüreklerini hoplatacak bir haber vereyim: Kobanê, ya da Türkçe söylersek, Kobani, Milattan Önce 13.000 (yazıyla, on üç bin) yıl öncesinden bu yana bir Türk yurdudur. Kuman Türkleri tarafından kurulmuş bir kent olup, Kumani’den b’nin m olmasıyla adı dönüşmüş ve bu hali almıştır! Bu arada aklıma gelmişken muhtemel bir buluşun da müjdesini vereyim, araştırılırsa görülecektir belki, Kızılderili Kabilesi Komançiler de Kobanê’ye ve oradan da Türklere bağlanabilir!

Paylaş

Aydın ÇUBUKÇU

Önce kökten Türkçülerin sevinçten yüreklerini hoplatacak bir haber vereyim: Kobanê, ya da Türkçe söylersek, Kobani, Milattan Önce 13.000 (yazıyla, on üç bin) yıl öncesinden bu yana bir Türk yurdudur. Kuman Türkleri tarafından kurulmuş bir kent olup, Kumani’den b’nin m olmasıyla adı dönüşmüş ve bu hali almıştır! Bu arada aklıma gelmişken muhtemel bir buluşun da müjdesini vereyim, araştırılırsa görülecektir belki, Kızılderili Kabilesi Komançiler de Kobanê’ye ve oradan da Türklere bağlanabilir!

İddianın sahibi Prototürkler üzerine araştırmalarıyla tanınan ve daha önce böyle bir adla kitabı yayınlanmış olan zat. Kimi tezlerini eleştirmek üzere epey zaman önce Evrensel Kültür’de bir yazı yazmıştım. Ama şimdi bu tezleri tarih bakımından tartışmayalım da, bundan hareket ederek Kobanê hakkında devletimizin neler düşünebileceğini tahmin edelim ve esas konumuza geçelim. Orası bin yıldan fazla bir zamandır “Türk yurdu” ise, şimdi devlete düşen görev, orada Türk olduğunu unutmuş olanlara bunu yeniden hatırlatmak ve bu çok eski toprak parçasını yeniden vatanla birleştirmek için yardımlarına koşmak olabilir. Fakat önce, Türk olduklarını kabul etmeleri lazım! Yoksa olmaz! Üç şarta bu dördüncüsü eklenmeli ve ABD ile bu da tartışılmalı!

Kobanê’de yaşayanların insan olup olmadıklarını tartışmanın bir de bu tarih boyutu açısından ele alınması, ayağını daha da sürümesi için hükümete epey zaman kazandırır.

BİR ‘UNSUR’ OLARAK İNSAN

Önce askerlikte, sonra da iş dünyasında kullanılan “insan unsuru” terimi, insanı diğer alet-edevat arasında, silah, bomba ya da binalar, makineler falan cinsinden bir “unsur” olarak tanımlamaya denk düşüyor. Ama herkes kabul ediyor ki, önemli bir unsur! Yerine göre kolay bulunabilir olduğundan diğerlerinden daha ucuz, daha kolay harcanabilen bir unsur! Eski ve eskimekte olan dünyanın yerleştirdiği bir alışkanlıkla bizim de dilimize yapışmıştır bu “insan unsuru” lafı. Eleştiri olsun diye mesela, bunun ihmal edildiğinden yakınırız. Ya da kapitalizmin bu unsura yaptıklarından yakınırız. Ama gizliden gizliye insanın bir “iş unsuru” veya “savaş unsuru” olduğunu düşünmekteyizdir. İnsanı, yalnızca kalıplar içinde, sınıflandırarak ve bir ilişki üzerinden tanımlamak, onun kendi başına bir anlam ve işlev taşıdığını göz ardı etmek demektir. Haluk Tarcan’ın tarih tezinde insan ve Türk eşitlenmiştir ve bir yerin ya da işin bir değeri varsa, bu ancak bir Türk tarafından kullanılıyor ya da yapılıyor olmasından dolayıdır! Buna benzer daha saçma, daha kötücül pek çok laf son günlerde pek revaçta. Kobanê’yi önemsemek için buradan başlayan bir bakış açısı, aynı kolaylıkla herhangi bir insan işini ya da mekânını sıfırlayabilir.

İŞTE İNSAN

Roma imparatorluğuna bağlı vali Pontus Pilatus, dövülmüş, yaralanmış ve başına dikenlerden bir taç oturtulmuş İsa’yı kalabalığa göstererek “Ecce Homo” demişti; yani “İşte İnsan!”
Bunu bir aşağılama sözü olarak söylemişti. Bir Tanrı, ya da Tanrı’nın oğlu hiç bu duruma düşer mi? Ancak İnsan böylesine hırpalanmış, böylesine perişan olabilirdi. Çektiği acılar, onun insan olduğunun kanıtıydı! Bizim birini takdir ederken, yüceltir ya da överken aynı sözü kullanabilmemiz için, çok ama çok mücadele edilmesi gerekti. Bir canlıya İnsan dediğimizde, onu bir aletten, makineden, hayvandan ayırt eden bambaşka özelliklerini anlatmak istiyoruzdur.

Örneğin (IŞ)İD militanlarına, “insan değil bunlar” dendiğinde, bir politikanın unsuru olan ama insanî özellikler taşımayan bir şeyden bahsediyoruz demektir. Ama aslında ve ne yazık ki, yine ancak şu toplumun, şu zamanın insanının yapabileceği şeyler yapıyorlar. Mesela, içlerinden birinin tecavüz ederken görüntülendiği eşek bunların yaptığını yapamaz. Onlar yapabilir, çünkü insandır. Ama “ecce homo” diye gösterebileceğimiz gibi değillerdir.

“Ecce Homo” diyebileceğimiz insanlar, karşı tarafta yaşıyorlar. Uğruna savaştıkları değerlere benzeyen insanlar bunlar. Savaşamayacak durumda olanları sınırın bu tarafına bıraktıktan sonra, severek yeniden savaş alanına dönerken, patlamış madenden kurtulduktan sonra arkadaşlarına yardım etmek için tekrar madene dönen işçilerin ruhuyla kardeş olduklarını gösteriyorlar. Savaşırken insanlıklarını kaybetmiyorlar. Yalnızca silah kullanma yetenekleriyle değil, zekâları ve duygularıyla da hayatı savunuyorlar. Çünkü hayatın dostu, ölümün düşmanı olarak bir anlamları olduğunu biliyorlar.

‘ÖLÜMÜN ADAMLARINA ÖLÜM’

Pek çok kez Kobanê savunması Stalingrad savunmasına benzetildi. Orada da yalnızca Kızıl Ordu’nun askerleri değil, kentin bütün halkı savunmadaydı. Herkesin herkes için ve hayat için savaştığı bir mücadeleydi. Üstelik saldırganlar, IŞ(İD) gibi “unsurlar” değil, yeryüzünün o zamanki en modern, en disiplinli, savaşmayı bilim düzeyine yükseltmiş bir mekanizmanın “adamları” idi.

O zamanlar Stalin, kendi adını taşıyan kent için savaşanlara bir slogan vermişti. Oldukça düşündürücüdür. Kızıl Ordu askerlerinin ve partizanların, pek çok kez Alman askerlerine insan gibi davrandıkları biliniyor. Yalnızca uluslararası kurallara göre düzgün bir “savaş esiri” statüsü gereği değil, tümüyle insani ve vicdani kaygılarla ellerine geçenlere, yaralı düşmüş ya da teslim olmuş olanlara, kendi ekmeklerini vererek, yaralarını sararak insan gibi olmanın gereğini yerine getiriyorlardı. Bazı romanlarda anlatılır; düşman ateş menziline girdiğinde, “onun da çocuğu var, o da bizim gibi bir işçi” diye düşünenler çoktu. Oysa işin duygusallığa gelir yanı yoktu ve Stalin, “Ölümün Adamlarına Ölüm” şiarını önlerine koydu.
Kafayı çalıştır, sen insansın!

Şimdi şu habere bir göz atalım.

Kobani’de inanılmaz savaş taktiği: IŞİD bayraklı tuzaklar!

Kobani’de IŞİD ve YPG militanları arasında ölümcül bir savaş devam ederken, kent içindeki çarpışmalara ilişkin ilginç bir iddia gündeme geldi. Buna göre, kentteki bazı binalara İŞİD bayrağını, militanları tuzağa düşürmek için YPG’liler dikiyor.

Kentin dış mahallelerine IŞİD’in tank ve zırhlı araçlarını bertaraf etmek için bombalı tuzaklar yerleştiren YPG’nin çok ilginç bir başka taktiği ise ‘binalara çekilen bayraklar’la ilgili olarak yaşandı. İddiaya göre, IŞİD militanlarının kentin dış mahallelerine girmesinin ardından YPG’liler, Kobani’nin doğu cephesinde saldıran militanları yanıltmak için bir binanın çatısına IŞİD bayrağı dikti. Bir grup IŞİD’ci bu bölgeden şehrin dış mahallesine girince bombalı tuzağa yakalandı. Bu saldırıda 50’den fazla IŞİD’cinin öldürüldüğü öne sürülüyor.
Radikal.com.tr, 08.10.2014

Savaşta yalnızca kendisine verilen emri eksiksiz yerine getiren “insan unsuru” değil, aklıyla, yetenekleriyle, cesaretiyle “insan” önemlidir.

ZAFERİN SIRLARINDAN BİRİ

Yine bir Stalingrad gerçeği, bugün Kobanê’nin onca ağır silaha, tanka; topa rağmen direnebilmesinin bir dayanağını açıklamaya yardım ediyor. Stalingrad’da savaşın en sert ve kentin düşmesine artık saatler kaldığı düşünülürken, halk yeni bir çağrıyla kendine gelir: “Komünarlar en öne!”

Halkın en uyanık, en cesur, en mücadeleci, en bilgili evlatları ölüm hattının ön cephesine çağrılmaktadır. Yaklaşık 75 yıl öncesinden gelen bu ses, Stalingrad savaşçılarının bilinçli öncülerinde 1871 Paris Komünü’nün destansı direnişinin, ama bu kez kazanmak için, yankılanan sesidir. O zaman Prusya ordusunun desteğiyle Fransız gericiliği, işçi sınıfının bu büyük tarihsel eylemini, “gökyüzünü fethe çıkmış” proleterleri ağır silahlar ve düzenli ordu gücüyle ezmişti. Komünarlar katledildi ve her şey o eski pisliğe geri döndü. Eşitlik, kardeşlik ve özgürlük üzerine kurulmuş işçi toplumu, kısa bir süre tarihe merhaba dedikten sona yok edildi.

Stalingrad, hem bu yüksek hatıranın gücüyle, hem de komünarların hayal ettiği dünyayı kurmuş olmanın ve asla yıkılmasına izin vermemeleri gerektiğinin bilinciyle savaşıyordu. “Komünarlar en öne!” şiarı on binlerce komünistin ölümü pahasına kazanılan zaferin simgesi oldu.

Bugün Kobanê’de en önde savaşanlar, halkın en uyanık, en becerikli, en bilgili, en cesur çocuklarıdır. “Ölümün adamlarına” karşı, hayatın ve en güzel geleceğin dünyasının çocukları en öne çıkmışlardır!  

Ecce homo!

 

ÖNCEKİ HABER

Sizin hiç kafanızı kopardılar mı?

SONRAKİ HABER

Hindistan ABD'den ithal edilen 28 ürüne ek gümrük vergisi getirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa