12 Ekim 2014 09:33

Sınıra bakmak...

Gözümün gördüğü her yer alabildiğine sarı, dümdüz ve kıraç. Hani biri say dese sayabileceğimiz kadar az sayıda ağaç var. Ayağımla eşeliyorum toprağı ve evet, ezildikçe sertleşmiş. Ne kadar çok acıyı, kanı, canı, öfkeyi yüreğine sığdırmış diye düşünüyorum, daha nice acıyı sığdıracağını bilemeden, hem de tanıklığımda…

Paylaş

Dilek YALÇIN

Gözümün gördüğü her yer alabildiğine sarı, dümdüz ve kıraç. Hani biri say dese sayabileceğimiz kadar az sayıda ağaç var. Ayağımla eşeliyorum toprağı ve evet, ezildikçe sertleşmiş. Ne kadar çok acıyı, kanı, canı, öfkeyi yüreğine sığdırmış diye düşünüyorum, daha nice acıyı sığdıracağını bilemeden, hem de tanıklığımda… İnsan mı yaşadığı toprağa benzer, toprak mı üzerinde yaşayan insana? Yıllardır süren onca zulme, katliama, acıya rağmen yılmamış, vazgeçmemiş, suyun bile olmadığı toprağında fidan yeşertmiş ve o fidanlar ağaca dönmüş.

BEXTE KÖYÜNDE NÖBETTEYİZ...

“Siz gelmeden önce IŞİD çetesinin geliş-gidişleri daha yoğundu, ne zaman ki siz geldiniz, eskisi gibi rahat olamadılar” dedikleri için nöbetteyiz.

Kendi elleriyle, bedeller ödeyerek kurdukları ülkeleri için direnen, dövüşen YPG-YPJ’liler bizim burada olduğumuzu bildikleri için, bilsinler diye, bilip de moral, güç bulsunlar diye nöbetteyiz.

Evleri, aşlarını, yaşamlarını Kobanê halkına açan Kürt halkının yalnız olmadığını, onlarla beraber mücadeleyi yükselteceğimizi ve halkların kardeşliği şiarını boğazımız yırtılana kadar haykıracağımızı dost, düşman duysun diye nöbetteyiz.

Kocaları, çocukları, babaları düşmana karşı dövüşürken, ülkelerine dönecekleri günü bekleyen kadınların, çocukların, yaşlıların yüzünde biraz tebessüm, biraz umut olabilmek için nöbetteyiz.

KARANLIĞI BÖLEN SES KOBANÊ

Karşımızdaki tepenin eteklerine kurulmuş köyün adı Kobanê. Onurun, insanlığın, direnişin adı aynı zamanda… Her gün farklı dilden, dinden ve hatta ülkeden insanlarla elele oluşturduğumuz zincirle yüzümüzü döndüğümüz, gözümüzün önünde yaşanan savaşa, top seslerine, silah seslerine, izli mermilerin gecenin kör karanlığını bölen kırmızı ışığına tanıklık ettiğimiz Kobanê. Burada yaşanan hiçbir şey gazetelerde ya da kitaplarda okuduğumuz gibi değil. Amerikan uçaklarının sözüm ona IŞİD mevzileri vuruyoruz diyerek, boş arazilere ya da yeri önceden belirlenmiş dolu varillere attığı bombalar oturduğumuz toprağı sallıyor. Artık duyduğumuz silah seslerinden hangi tarafın, hangi silahı kullandığını anlayabiliyoruz.
Gecenin bir yarısı, saat kaç bilmiyorum, hangi gündeyiz, hangi tarihteyiz. Zaman durmuş sanki ve her şeyin adı Kobanê olmuş. Gökyüzü yıldızlarla dolu, bu kadar yıldızı bir arada hiç görmemiştim. Onlarla aydınlanan kopkoyu bir karanlık. O gece tanışıyoruz Jiyan Neval’in ağabeyiyle. Jiyan Neval 31 yaşında, YPJ saflarında dövüşen, direnen bir kadın. Ağabeyi birkaç saat önce almış kızkardeşinin ölüm haberini, resimlerini gösteriyor ve resminde kocaman gülüyor, güzeller güzeli Jiyan Neval…  “Daha dün bitti kuzenimin taziyesi, bugün bu haberi aldık, kardeşim ailemizin dokuzuncu şehidi…”  Hakkarili babanın yaşadığı dramın doğru olup olmadığını soruyoruz, “Henüz YPG açıklamadı” diyor. Kızının telefonundan kızının katiliyle konuşmak zorunda olan babanın acısını ekliyoruz yüreğimize. O gece öğreniyoruz, Arin’in katil IŞİD’lilerin ortasında kendini feda eylemi gerçekleştirdiğini... Yüreğime bir havan topu düşmüş sanki. Düşmüşte patlamamış…

O sabah Selahattin Demirtaş bir basın açıklaması yapmıştı. Bexte köyünde, direnişin 20. bayramın ikinci günüydü. Yaklaşık şöyle bir şey demişti; “IŞİD’in son teknoloji ağır silahları, teknik olanakları olabilir ama orada yaşayan halkında inancı, kararlılığı ve yenilmez bir direnci var, işte o yüzden tüm olanaksızlıklarına rağmen yiğitçe direnebiliyor.”
Burada herkes birbirine “Hewal” diye sesleniyor, ve her seste yüreğim ürperiyor, kızımın kokusu geliyor burnuma. Buradaki her Hewal evladım gibi kokuyor, alıp bağrıma basmak ve tüm kötü adamlardan saklamak istiyorum.

BU ATEŞ HEPİMİZİ YAKACAK..

Kaldığımız o üç gün boyunca IŞİD’li katillerin an be an Kobanê’ye nasıl ilerlediğine ve ayrılacağımız son gün artık kentin içine düşen havan toplarının havaya yaydığı dumana tanıklık ediyoruz.  Hiçbir yerden ayrılmak bu kadar zor olmamıştı. Otobüsteyiz, hemen önümde bir adam oturuyor. Rojovalı. Ailesini alıp, güvenli bir yere yerleştirip, geri dönecek. Yüzünü beynime kazımak istercesine gözlerim hep üzerinde… Yol parası lazım… Biliyoruz… Barış İçin Kadın Girişimi bileşenleri olarak çıktığımız yolculuğun sonunda arabamızdaki değerli misafirin küçücükte olsa rahatlaması, en azından ailesi ve kendisi için gerekli olan yol parasını düşünmemesi için kendi aramızda para topluyoruz. Almıyor, almak istemiyor. Kürtçe bilen arkadaşlar ikna etmeye çalışıyor. Sonunda ikna oluyor, elini gözlerine siper edip, başını yere eğiyor. Dayanmanın son noktasındayız, ağlıyoruz. Böylesine gururlu bir halkı yerinden yuvasından edene öfke büyütüyoruz gözyaşlarımızla…

Bir halk katlediliyor. Hemen yanı başımızda, gözümüzün önünde, bir halk açlığa, sefalete, katliama, savaşa mahkum ediliyor. Yıllardır sürdürülen bunca kıyıma rağmen, onurlu başı dimdik yukarıda bir halk, kendi elleriyle kurduğu ülkesini koruyabilmek için direniyor, dövüşüyor.  Vakit, birlikte savaşa karşı duruş ve oynanan tüm kirli oyunları açığa vurma, Kürt halkıyla birlikte direnme vaktidir. Yoksa bu ateş hepimizi yakacak!

ÖNCEKİ HABER

Dayê welat Kurdistan e!

SONRAKİ HABER

Eski Yarbay Mehmet Alkan "FETÖ üyeliği" davasından beraat etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa