12 Ekim 2014 08:56

Husiler’in uzun yürüyüşü

Kısa tarihi darbeler, siyasi suikastler ve iç savaşlar ile dolu, Arap coğrafyasının en kalabalık nüfuslu ülkesi olan Yemen’in politik hayatında 2011 Devrimi’nden bu yana sular durulmuyor. Bu kapsamda ülkede yaz aylarıyla birlikte önemli gelişmeler yaşandı. Başta Sada kenti olmak üzere Kuzey Yemen’in önemli bir kısmında hakimiyeti bulunan Husiler -veya onların kendilerini adlandırdığı şekliyle Ensarullah- önce Temmuz ayında Amran kentinde kontrolü sağladı.

Paylaş

Ferhat SARI

Kısa tarihi darbeler, siyasi suikastler ve iç savaşlar ile dolu, Arap coğrafyasının en kalabalık nüfuslu ülkesi olan Yemen’in politik hayatında 2011 Devrimi’nden bu yana sular durulmuyor. Bu kapsamda ülkede yaz aylarıyla birlikte önemli gelişmeler yaşandı. Başta Sada kenti olmak üzere Kuzey Yemen’in önemli bir kısmında hakimiyeti bulunan Husiler -veya onların kendilerini adlandırdığı şekliyle Ensarullah- önce Temmuz ayında Amran kentinde kontrolü sağladı. Sonrasında ise Ağustos ortalarından itibaren hükümetin istifası, kabinenin yeniden kurulması ve Temmuz ayında hükümet tarafından kaldırılan yakıt sübvansiyonlarının yeniden uygulanması talepleriyle başkent Sana’da sivil itaatsizlik olarak nitelendirdikleri kitlesel protesto gösterileri gerçekleştirdi. 19 Eylül’de Husiler’e bağlı silahlı güçler ile Islah Partisi militanları ve bu partinin ordu içerisindeki uzantıları (General Ali Muhsin el-Ahmar’a bağlı birlikler) arasında silahlı çatışmalar yaşanırken, kentte kontrolü sağlayan Husiler; Savunma Bakanlığı, Merkez Bankası, İstihbarat ve Devlet Televizyonu’nun da içinde bulunduğu binaları ele geçirdi. Husiler ile Cumhurbaşkanı Abdurabbuh Mansur Hadi arasında BM gözetiminde bir ay içinde yeni bir hükümet oluşturulması, akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi, kabine oluşumunda ve ordu reformunda Husilerin daha fazla söz sahibi olması karşılığında imzalanan barış anlaşmasıyla ülkedeki yönetim krizi kısa süreliğine ötelendi. Kısa süreliğine çünkü yazının girişinde de belirtildiği üzere Yemen siyasi tarihi aynı zamanda krizlerin tarihi.  

YEMEN’İN KISA SİYASİ TARİHİ

Kuzeyde Şii inancına bağlı Zeydiliğin (5. imam olarak kabul edilen Zeyd Bin Ali’nin takipçileridir. Beşçiler olarak da bilinirler ve Caferilikten sonra Şiiliğin en geniş kolu olarak kabul edilirler), güneyde ise Sünni inancına bağlı Şafiliğin hakim olduğu Yemen ülkede İslamiyet’in kabulüyle birlikte uzun bir süre Zeydi imamların çeşitli adlar altındaki hanedanlıkları tarafından yönetildi. Ülkedeki Kuzey-Güney ayrımının modern tarih açısından başlangıcı Osmanlı İmparatorluğu ile Britanya İmparatorluğu arasında 1905 yılında imzalanan sınır anlaşmasıydı. Söz konusu anlaşma Yemen’in kuzeyinin Osmanlı İmparatorluğu’nda, güneyinin ise Britanya İmparatorluğu’nda kalmasını öngörüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun Mondros Ateşkes Anlaşması gereğince Yemen’den çekilmesiyle birlikte 1918 yılında İmam Yahya Kuzey Yemen’in bağımsızlığını ilan etti. 1924 yılında krallığını ilan eden İmam Yahya 1948 yılında başarısız bir darbe girişimi esnasında öldürüldü. Yahya’nın yerine geçen oğlu İmam Ahmed 1962 yılına kadar krallığı yönetti. 1962 yılında İmam Ahmed’in ölmesinden sonra yerine oğlu İmam Muhammed el-Bedr geçti. İmam Bedr’in aynı yıl Nasırcı subaylar tarafından devrilmesiyle hanedanlık yıkıldı ve Yemen Arap Cumhuriyeti kuruldu. Güney Yemen ise 1967 yılına kadar İngiliz yönetimi altında kaldı. 1967 yılında kazanılan bağımsızlıkla birlikte kurulan Güney Yemen Halk Cumhuriyeti SSCB’nin giderek artan etkisinin sonucu olarak ismini 1970 yılında Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti şeklinde değiştirdi.

1978 yılında Ali Abdullah Salih’in başa geçmesine kadar olan süre içerisinde Kuzey Yemen’de-Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin de dahil olduğu- darbe girişimleri ve iç savaşların eşlik ettiği keskin bir politik mücadele yaşandı. Güney Yemen de benzer bir şekilde 1986 yılında binlerce kişinin hayatını kaybettiği bir iç savaşa sahne oldu. Öte yandan Kuzey ve Güney arasındaki ilişkiler 1990 yılında Yemen Cumhuriyeti adıyla gerçekleşen birleşmeye kadar gergin bir seyir izledi. Taraflar 1972 yılında sınır anlaşmazlığı sebebiyle kısa süreli bir savaşa tutuşsa da, birlik görüşmeleri yapmaya devam etti. Fakat bu görüşmeler iç ilişkilere müdahale suçlamalarıyla sekteye uğradı. 1988 yılında iki kesim arasında varılan anlaşmanın ve SSCB’nin dağılma sürecine girmesinin hızlandırdığı birlik görüşmeleri 1990 yılında sonuçlandı. Birleşme sonrasında Ali Abdullah Salih Cumhurbaşkanı olurken, Ali Salim el-Beyd (Güney Yemen Sosyalist Partisi lideri) Cumhurbaşkanı yardımcısı ve Haydar Ebubekir el-Attas (Güney Yemen’in eski Cumhurbaşkanı) Başbakan oldu. İki ülkenin ekonomik ve politik sistemleri birleştirme çabaları 30 aydan fazla sürdü. Nisan 1993 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde Salih’in Genel Halk Kongresi partisi birinci olurken, Beyd’in Yemen Sosyalist Partisi üçüncü oldu. Müslüman Kardeşler’in Yemen kolunun, tarihi milattan önceye kadar giden ve Bakil kabile konfederasyonundan sonra ülkenin en büyük Zeydi kabile konfederasyonu olan Haşid’e bağlı el Ahmar ailesinin ve önde gelen Sünni din adamlarından Abdülmecid el-Zindani’nin destekçilerinin ittifakı olan Islah Partisi ise ikinci sırada yer aldı. Ağustos ayında Güney Yemen’de bulunan Aden kentine dönen Beyd’in, Kuzeylilerin partisine yönelik saldırılarına ve Güney’in ekonomik ve politik dışlanmışlığına son verilmediği takdirde geri dönmeyeceğini açıklamasıyla iç savaş sürecine girildi. 1994 yılının Nisan ayında başlayan iç savaş Güney’in yenilgisiyle sonuçlandı. Salih’in Güney’de kontrolü kazanmasında, 1986 yılında Güney Yemen Sosyalist Partisi içerisindeki iktidar mücadelesini kaybettikten sonra Kuzey Yemen’e sığınan (içlerinde General Mansur Hadi’nin de olduğu) Ali Nasır Muhammed taraftarlarının da etkisi oldu. İç savaştan 2011 Devrimi’ne kadar geçen zaman içerisinde, Salih dışarıda Suudi Arabistan’ı içeride ise ülkenin politik hayatında önemli yer tutan kabileleri gözeterek iktidarını pekiştirdi. Yemen Sosyalist Partisi liderleri ise iç savaş sonrasında emekli edilmiş askeri ve sivil personelin emekli maaşları üzerinden 2007 yılında Salih rejimine yönelik başlayan protestoların itici gücüyle, Güney kentlerinde etkin olan diğer gruplar ve siyasi figürlerle birlikte -aralarındaki ideolojik farklılıklara ve Güney Yemen’in geleceği konusunda politik yaklaşımlardaki ayrılıklara rağmen- Güney Hareketi’ni oluşturdu.

HUSİLER

1962 yılında son İmam’ın devrilmesinden sonra Kuzey Yemen’deki pek çok Zeydinin ileriye doğru atılmış bir adım olarak gördükleri Cumhuriyet’i desteklemiş olmasına rağmen Kuzey Yemen yöneticileri tarafından Zeydiliğin baskı altına alınması ve kamusal alandan dışlanması, özellikle onun Haşimi soyundan gelen elitlerinin İmamlık idaresini tekrar kurabilecekleri korkusuyla ayrımcılıkla yüz yüze kalması, kendisi de bir Zeydi olan Ali Abdullah Salih döneminde Zeydiliğin dengelenmesi amacıyla Sünnilerin desteklenmesi politikasının Zeydilerin kalbi olan Sada kenti ve çevresine kadar ilerletilmesi,  buralarda Darül Hadis Medresesi gibi radikal Sünni ve Selefi okul ile kurumların açılması, Yukarı Yemen’de yaşayan Zeydi kabilelerin asimile edilmeye çalışılması, Suudi Arabistan ile yakın ilişkilerin sonucu ülke içindeki Vahabi faaliyetlerine göz yumulması Zeydi toplumu içerisinde tepkilere yol açtı. Kökenlerini Haşimi soyuna dayandıran Husiler böylesi bir ortamın; Zeydi düşüncesinin korunması, yaygınlaştırılması ve Zeydilerin haklarının savunulması biçiminde kendini ifade eden muhalefet biçiminin bir ürünü olarak ortaya çıktı.

Şeyh Salih Ahmed Feletah’ın 1986 yılında Zeydi gençleri eğitmek için kurduğu “Gençlik Birliği” çalışmasına Husi hareketinin isim babası ve kurucusu olarak kabul edilen Hüseyin el-Husi’nin babası Bedreddin el-Husi de katıldı. Bu ikili Hüseyin el-Husi ile birlikte 1990 yılında El Hak Partisi’ni kurdu. Hüseyin el-Husi 1991 yılında Husi hareketinin doğduğu yer olarak kabul edilen Sada kentinin Maran bölgesinde, “Genç İnananlar Forumu”nu kurdu. Forumun amacı bir yandan kentte kültürel, sosyal ve dinsel faaliyetlerde bulunmak, öte yandan kurulan partiye destek almak için Sada’da ve diğer kentlerde bulunan Zeydi din adamlarını bir araya getirmekti. Hüseyin el-Husi 1993 yılında yapılan seçimlerde milletvekili seçilerek parlamentoya girdi (1994 yılında yaşanan iç savaşta Cumhurbaşkanı Salih Güney’de hakimiyetin sağlanmasında radikal Sünni örgütlerden destek alırken, Sada kenti Salih’e yönelik Kuzey’deki muhalefetin üssü durumuna geldi). 1997 yılında yapılan parlamento seçimlerinde aday olmayan Hüseyin el-Husi, “Genç İnananlar” içerisinde kültürel ve eğitimsel faaliyetlere ağırlık verdi. Husi, 1990’ların ortasında “Genç İnananlar” içerisinde Zeydiliğin yorumlanışı (geleneksel doktrine bağlı kalıp kalınmayacağı) ve İmamlığa gerek olup olmadığı konusu etrafında yaşanan ılımlılar ve radikaller ayrışmasında ılımlılar tarafında yer aldı. Husi önderliğindeki “Genç İnananlar” bir yandan faaliyetlerini Amran, El Cef ve Sana gibi kentlere yayarken, öte yandan Darül Hadis Medresesi’nin kurucusu olan Selefi Şeyhi Mukbil el-Vedi’nin yazılarına karşı Husi’nin yayınladığı kitaplar ile ideolojik bir mücadele yürüttü. 2000’li yıllar ile birlikte hareketin politik yanı giderek ön plana çıkmaya başladı. Ocak 2002 tarihinde Maran Dağı’na çıkan Husi’nin burada attığı “Allahu Ekber, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet olsun, zafer İslam’ındır” çığlığı hareketin yeni yönelişinin sembolü haline geldi ve taraftarlarınca bugüne değin her gösteride slogan olarak atıldı.

Hüseyin Husi ABD’nin Irak’ı 2003 yılında işgal etmesinden sonra Cumhurbaşkanı Salih’i açıktan eleştirmeye başladı, onu ABD ve İsrail ajanı olmakla suçladı. Salih’in Cuma Namazını kılmak için gittiği Sada kentindeki bir camide halkın Husiler’in yukarıda sözü edilen sloganını atması sonrasında 600 kişi tutuklandı. Bunun devamında Salih Sada’daki camilere Zeydi imamlar yerine Selefi imamları atadı ve Husiler’in faaliyetlerine katılan öğretmenlerin maaşlarını ödemeyi durdurdu. Haziran 2004 tarihinde Yemen yönetimi başkent Sana’da bulunan ABD Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi düzenleyen Husi yanlısı 640 öğrenciyi tutukladı ve ardından Hüseyin Husi’yi cumhuriyet rejimine darbe yapmaya girişmek ve İmamlar Devleti’ni tekrar kurmaya çalışmakla suçladı. Salih yönetiminin Husi’yi yakalamak amacıyla hareketin kalesi olan Sada kentine askeri birlikleri göndermesiyle birlikte 2010 yılına kadar sürecek olan 6 aşamalı savaş başladı. İlk aşama Eylül 2004 tarihinde Hüseyin Husi’nin öldürülmesiyle tamamlandı. Hareketin başına Hüseyin Husi’nin kardeşi Abdülmelik Husi geçti. 2004-2010 arasında 6 binden fazla Husi taraftarı, 4 binden fazla asker hayatını kaybetti. Savaşın 6. aşaması diğerlerinden farklı olarak Husiler’in Suudi Arabistan ile savaştığı yeni bir gelişmeye sahne oldu. 6 yıllık dönem boyunca Husiler, Cumhurbaşkanı Salih ve Islah Partisi tarafından İran’dan destek almak ve İmamlar Devleti’ni yeniden kurmaya çalışmak ile suçlandı. Sünni din otoriteleri hareketin Zeydilik ile bağının olmadığını, aksine Caferiliğin savunuculuğunu yaptığını iddia ettiler. Husiler ise aynı dönemde, özellikle Islah Partisi’nin yardım kuruşları vasıtasıyla Kuzey Yemen’de yürüttüğü faaliyetleri ve kendisine yöneltilen saltanatı geri getirme suçlamalarını göz önünde bulundurarak, söylemini pek çok uzman tarafından “kleptokrasi” olarak nitelendirilen Salih yönetimine karşı sosyal taleplerin savunusu ve otoriter yönetimin anayasal denetimi ve politik olarak hesap verebilirliği üzerine kurdu.
Haftaya devam edecek...

KAYNAKLAR
http://www.yementimes.com/en/1686/report/2495/Who-was-Hussein-Al-Houthi.htm
http://www.yementimes.com/en/1813/report/4294/The-Houthis-From-a-local-group-to-a-national-power.htm

ÖNCEKİ HABER

Avrupa’nın cihatçı kadınları IŞİD’e neden katılıyor?

SONRAKİ HABER

Filistin’den ABD çalıştayına karşı boykot çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa