12 Ekim 2014 06:00

Savaşın bir adım gerisinden kadın manzaraları

Top atışları ve yükselen dumanlar… Bir an olsun silah seslerinin eksik olmadığı Kobane… Hemen karşımızda, bir tepenin eteklerine kurulu… Bizi birbirimizden ayırdığını düşünenlerin aramıza çektikleri dikenli tellerin hemen ardında. Özgürlük için savaşan bir halkın barbarlığa karşı destansı direnişinedir tanıklığımız. Urfa Suruç’tayız.

Paylaş

Arzu ERKAN

Top atışları ve yükselen dumanlar… Bir an olsun silah seslerinin eksik olmadığı Kobane… Hemen karşımızda, bir tepenin eteklerine kurulu… Bizi birbirimizden ayırdığını düşünenlerin aramıza çektikleri dikenli tellerin hemen ardında. Özgürlük için savaşan bir halkın barbarlığa karşı destansı direnişinedir tanıklığımız. Urfa Suruç’tayız. Suruç’un Bexte Köyü’nde.
Barış için Kadın Girişimi’nin çağrısıyla 18 örgütten kadınlar olarak savaşın ve katliamların hüküm sürdüğü coğrafyamızda ‘böyle bayram olmaz’ diyerek Kurban Bayramı arifesinde düştük yollara. Tüm engelleme girişimlerine karşın 24 saatlik uzun bir yolculuğun ardından varabildik Suruç’a. İstanbul’dan başlayan yolculuğumuzun ilk durağı, gelen yardımların tasnif edildiği, depoya dönüştürülen ilçe garajı. Hummalı bir çalışma göze çarpıyor. Gelen yardımlar hızla depoya yerleştiriliyor ve görevli arkadaşlar gelen malzemeleri kullanım amaçlarına uygun olarak tek tek ayırıyor. İstanbul’dan beraberimizde getirdiğimiz ihtiyaç malzemelerini depoya indirmenin ardından, ilçedeki koordinasyonda görevli kadın arkadaşımızın, sınır köylerindeki ve Kobane’deki son duruma ilişkin verdiği bilgileri dinlemek üzere çevresinde hemen bir halka oluşturuyoruz. Halkanın hemen dışında, aktarılanları dinlemeye çalışırken yanıma yaklaşan, gözlerinin içi gülen iki genç kadın dikkatimi çekiyor. Depodaki görevli arkadaşlardan olduklarını düşünürken, yardım getirmek için Urfa merkezden geldiklerini öğreniyorum. Onlar da bizim gibi ilk kez gelmişler. İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’dan gelen kadınlar olduğumuzu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar. Konuşmalarından heyette yer alan tüm kadınların Kürt olduğunu düşündüklerini anlıyorum. Farklı milliyetler ve inançlardan kadınlar olarak geldiğimizi öğrendiklerindeyse gözleri ışıl ışıl oluyor.

SAVAŞIN GERİSİNDEKİ KOMÜN YAŞAM

Otobüslerimiz Suruç merkezden Bexte Köyü’ne doğru ilerlerken girdiğimiz her sokakta zafer işaretleri ve sloganlarla karşılanıyoruz. Kobane’ye dönük IŞİD saldırılarının başladığı günden bu güne katliamdan kaçarak Suruç’a sığınanlara, tüm imkânsızlıklara rağmen kucak açan halk, aynı misafirperverlikle karşılıyor bizi de. Yaşadığımız duyguyu, tanık olduğumuz manzarayı kelimelerle ifade etmek çok güç. Savaştan kaçan Kobaneli Kürtlerin yerleştirildiği 3 kampın yanı sıra, Suruç sokaklarındaki neredeyse her dükkân, her taziye çadırı kısacası her boş alan sığınmacılarla dolu. Suruç halkı genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle sahip çıkıyor kardeşlerine…

Bexte Köyü’ne bu duygularla vardığımızda top atışları ve silah sesleri karşılıyor bizi, savaşın bütün ürkütücülüğüyle. Silah sesleri bir an olsun kesilmezken, kadın arkadaşlarımız gruplar halinde sınır nöbetine katılıyor. Bexte Köyü’nde tüm evlerde Kobaneli Kürtler kalırken, bölge illerinden gelen binlerce insan IŞİD çetelerine karşı sınırda bütün gün nöbet tutuyor. Köyde komün bir yaşam kurulmuş. Her iş birlikte yapılıyor, her şey paylaşılıyor. Bölgenin farklı illerinden gelen Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nden arkadaşlar; dayanışma için gelenlerin koordinasyonunundan, sınır nöbetinin düzenlenmesine, 3 öğün yemeğin çıkarılmasına kadar her şeyde büyük bir özveri ile çalışıyorlar.

Sabahın ilk ışıkları ile savaşın kirli yüzünü bütün çıplaklığı ile görebiliyoruz artık. Her top atışının ardından yükselen dumanlara karşılık slogan sesleri yükseliyor Bexte Köyü’nden. Kadınlar olarak barış zinciri oluşturuyor, Kobane’de direnen kadın savaşçılara selam gönderiyoruz. IŞİD barbarlığına karşı Kobane’de direnen YPG ve YPJ savaşçılarına yanlarında olduğumuzu duyurmak, bu kirli savaşın bir an evvel son bulması ve AKP Hükümeti’nin çetelere desteğini çekmesi için gün boyu sürüyor barış zincirleri ve eylemler.

GERİ DÖNEMEMENİN ACISI

Barış için Kadın Girişimi olarak bayramın 2.gününde yaptığımız açıklamanın ardından Suruç merkezde bulunan Kobane Çadır Kampı’nı ziyaret ediyoruz. Savaştan ve katliamdan kaçarak Suruç’a sığınan kadınlarla yan yana gelmek, onları dinlemek muradımız. Çadır kampa girdiğimizde yardım malzemeleri yüklü bir kamyonla karşılaşıyoruz. Bir yandan da yemek dağıtılıyor. Tamama yakını kadın ve çocuklardan oluşan çadır kentte az sayıda erkek sığınmacı var. Çoğunlukla yaşlı erkekler. Öyle ki, yaşı 15’den büyük erkek yok neredeyse. Çadır kampı dolaşırken, elinde 13 yaşında Kobane’de YPG saflarında savaşırken şehit düşen oğlunun fotoğrafını tutan bir annenin feryadı açıklıyor bu durumun nedenini. Kobaneli erkekler eş ve çocuklarını bırakıp, cepheye geri dönüyor.

Kadınlarsa çocuklarını bırakıp, yurt savunmasına katılamamanın acısını her an yaşıyor, bunu da açık yüreklilikle ifade ediyorlar. İki küçük çocuğu ile kampta yaşam mücadelesi veren bir kadının ağzından şu sözler dökülüyor “çocuklarım olmasa bir dakika burada durmam geri dönerim”. Dinlediğimiz kadınlar arasında beni en çok etkileyen siyah kıyafetleri ve taktığı puşiden sadece kahverengi gözleri görülen bir kadındı. Öylesine öfkeli, öylesine vakurdu ki. 17 gün boyunca Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda Kobane’ye geri dönebilmek için beklemişti. Defalarca kez asker ve polisin biber gazlı, coplu saldırısına maruz kalmıştı. ‘bırakmadılar beni’ diyordu gözleri yaşlı.  ‘bırakmadılar geri döneyim’ yanından ayrıldıktan sonra da kulaklarımda çınladı bu sözler…

HER YERDE ANLATIN!

Konuşmak, dertleşmek rahatlatır denir ya, yanlarından ayrılırken gözyaşlarının yerini hasretle kucaklaşmak alıyor. ‘anlatın’ diyorlar bize Kobaneli kadınlar ‘gittiğiniz her yerde anlatın, bizim sesimizi duyurun’.

Suruç’ta diğer iki kampı gezme şansımız olmadı. Sınır köylerinin askerlerce boşaltılmaya çalışıldığı, Dewşan ve Etmanek’de polisin sınırda bekleyen yurttaşlara acımasızca saldırdığı haberini alır almaz, Bexte’ye geri döndük. Bütün gece top atışları ve silah sesleri arasında gergin bekleyişimiz sürerken, Bayramın 3.günü öğlen saatlerinde oluşturduğumuz barış zincirinin ardından İstanbul’a geri dönmek üzere yola koyulduk. Adana çıkışı civarında IŞİD’in Kobane şehir merkezine yoğun saldırılar gerçekleştirdiği haberi geldiğinde hissettiğimiz öfke ve acı tarifsizdi. Kobane için sokağa çıkma çağrılarına yurdun dört bir yanından verilen yanıtsa mücadele azmimizi perçinlemişti. Biz kadınlar savaşa geçit vermeyecek, dayanışmamızı her gün daha da büyüteceğiz. Barbarlık yenilecek, direnen halklar kazanacak…

SAVAŞIN ORTASINDA ‘EŞİTLİK’ EĞİTİMİ

Kobanêli kadınlar, son bir yıldır sadece IŞİD değil diğer cihatçı gruplar tarafından da sürekli tehdit edildiklerini, dönem dönem köylerinin saldırıya uğradığını, mallarının yağmalandığını anlatıyor. PYD’nin kendilerini kantona yönelik saldırılar olabileceği yönünde sürekli uyardığını aktarıyorlar. IŞİD’in son saldırısının hemen ardından YPG’nin çağrısıyla boşaltmışlar köylerini.
Kadınların anlattıkları IŞİD’e karşı kurulduğu söylenen uluslararası koalisyonun ve AKP Hükümeti’nin Kobane konusundaki ikircikli tutumunun nedenlerini de ortaya koyuyordu. Esad rejimi döneminde hiçbir söz haklarının olmadığını anlatıyordu kadınlar, PYD’nin sadece Kürtlere değil bütün haklara nasıl eşit şekilde davrandığını. Köylerde YPJ tarafından yapılan toplantılara düzenli olarak katıldıklarını ifade eden kadınlar ‘biz en başta bu toplantılarda kadınla erkeğin eşit olduğunu, özgürlüğün kadınların eşitliği ile geleceğini öğrendik’ diyorlar. Kadınlar aynı zamanda öz savunma güçlerine katılmak üzere silahlı eğitim de almışlar.YPJ tarafından kadınlar arasında okuma-yazma seferberliği başlatılmış. “Yapacak çok şeyimiz vardı ama bize izin vermediler” derken, yine gözleri doluyor kadınların.


KOBANÊ DİRENİŞİ VE KADINLAR

Mekiye GÜZEL
Gökkuşağı Kadın Derneği

Kobanê, Efrin, Cizire kantonları... Ortadoğu’nun üç gülü ve onlar için yazılanlar; Ortadoğu’da demokratik bir yapılanma, insan hakları, meclislerin çok farklı kültürleri barındıran yapısı, komün, özgür, ekolojik yaşam... Bu değerlerin karşısına dikilmiş IŞİD gibi kan emici bir örgüt, aynı zamanda tüm dünya halklarını tehlikeye atıyor. Çünkü Kobanê’deki özgürleşme mücadelesini kendisine bir tehdit olarak görüyor.

Kobanê’deki bu özgürlük hareketini sahiplenmek üzere İstanbul’dan üç otobüs dolusu kadın yola çıktık. Bu direnişe güç katmak bizim görevimizdi. Bu duygu ile çıktık yola. Hepimizin aklı Kobanê’de, 20 saatin üzerinde yol gittik. Suruç kavşağına geldiğimizde polisler bizi durdurdu. Bize bakarak ahlak dışı, cinsiyetçi, taciz eder tarzda el hareketlerinde bulundular. Farklı bir güzergah kullanıp yolumuzu uzatarak Suruç’a giriş yapabildik. Suruç’a vardığımızda öncelikle götürdüğümüz yardım malzemelerini yardım depolarına bıraktık ve hemen sınıra yakın bir köy olan Bextê köyüne geçtik. Köy, Kobanê direnişine destek olmak isteyenlerle doluydu. Sınır boylarındaki insanların özgürlük mücadelesine bağlılıklarını, sınırın diğer tarafına geçmek isteyen gençleri gördük.

‘YARINLARI KURTARMAK İÇİN DİRENİŞE DESTEK’

Bir taraftan yakıcı bir sıcak, bir taraftan çatışma sesleri... Akşam karanlığında köy yollarında gençler IŞİD çeteleri her an saldırabilir diye nöbet tutuyordu. Daha önce IŞİD çeteleri geçmeye çalışmış, bu yüzden bizler de gençlerle birlikte nöbete durduk. Gece boyunca çatışma sesleri durulmuyordu. O gece çatışma sesleri altında 1-2 saat uyuyoruz. Diğer gün ise kamplarda kalan kadınları ziyaret günü. Öncelikle Suruç Belediyesi’nin Kobanê’den gelenler için oluşturduğu çadır kente gittik. Çadırın girişinde duran ilk gördüğümüz kadına yöneliyoruz. “Merhaba” deyip kucaklıyoruz. Buraya nereden ve nasıl geldiklerini sorduk. Kobanê’ye geri dönmek istediklerini söylüyor bize. Anlatmak istediği o kadar çok şey var ki... “Bizler topraklarımızda mutluyduk. Yeni bir yaşam kurmuştuk. Kadın ve erkeklerin eşit olduğu özgür bir yaşam... Bize neden saldırdılar? Neden kimse bir şey yapmıyor? Sonuna kadar topraklarımız için mücadele ettik. Burada belediye tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyor, fakat biz topraklarımıza dönmek ve IŞİD’le savaşmak istiyoruz” dediler.
Birkaç kilometre ötemizde katliam tehlikesiyle karşı karşıya olan kardeşlerimizi kurtarmamız için sınırlar mıdır engel? Bu sınırlar hattın diğer tarafında yaşananlara duyarsız kalınması için mi çizildi?

İşte bu yüzden herkes bu direnişi görmeli ve ortaklaştırmalıdır. Gün, bu direnişe destek olma günüdür. Yarınlarımızı, özgürlüğümüzü kurtarma günü...

ÖNCEKİ HABER

2050’de 1.2 milyar çocuk gelin olacak

SONRAKİ HABER

El Salvadorlu göçmen baba ve kızın fotoğrafı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa