10 Ekim 2014 06:00

Kürt olmak mı gerek güzel kardeşim?

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla yan yana gelen pek çok kadın ile Suruç’a gittiğimde aklıma ilk düşen, duygularını sırtındaki küfeye koyup gazeteci olarak yazmanın, görüntülemenin, anlatmanın zorluğu oldu.

Paylaş

Gülşah İMREK

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla yan yana gelen pek çok kadın ile Suruç’a gittiğimde aklıma ilk düşen, duygularını sırtındaki küfeye koyup gazeteci olarak yazmanın, görüntülemenin, anlatmanın zorluğu oldu. Tanık olduklarımızı buraya taşımak önemliydi en nihayetinde... Bayramı orada geçirmek için yola çıkmıştık. ‘Böyle bayram olmazdı’ çünkü. İlk görüntü... Küçük, büyük, yaşlı genç bütün ellerde zafer işaretleri... Yorgun ama inanmışlıkla parıldayan gözler. Asla mağduriyet değil direnmenin haklı gururu karşılıyordu sizi. Suruç’a girer girmez insanı içine alan o duygu nasıl anlatılır ki? Belki satır aralarında yakalarsınız.
Suruç merkezine girdiğimiz anda bozuk yollardan, harabe evlerin arasından geçerken buranın Urfa’nın en yoksul ilçesi olduğunu anlamak zor olmamıştı. Orada yaşayan halk bu kadar yoksulken, savaştan canını zor kurtarıp gelen Kobanêlileri varın siz düşünün... Suruç merkeze 20 dakika uzaklıkta olan Bexte köyüne vardığımızda zaten uzun süredir ziyaretçileri ağırlayan köyün her şeyiyle organize olduğunu gördük. Ve bu organizasyonun “otoritesinin” kadınlar olduğu çok açıktı.

YÜREĞİ GÜNEŞE DÖNÜK OLANIN YÜZÜ NEDEN YERDE?

Kobanê’yi ve IŞİD’in ele geçirmek için günlerce uğraştığı Mıştenur tepesini gören mevzide tuttuğumuz gece nöbetleri, semaverin başında yaptığımız sohbetler, sabahlara kadar yapılan politik tartışmalar... Dewşen ve Etmanuk köyüne yapılan boşaltma girişimleri Bexte’ye yapılamıyordu. Nöbet tutan yüzlerce kişi direnen YPG-YPJ’lilere moral veriyordu, polis de gelemiyordu... Savaşın adaletsizliği çok açıktı. IŞİD’in elindeki tank, top, egemenlerin onlara gösterdiği müsamahanın hiçbiri Kobanê’de direnen güçlerde yoktu. Kobanê’den bize haber getiren arkadaşlar, YPG’nin mermilerini bile tasarruflu kullandığını söylüyordu. Sınır geçişlerinde ve köylerde bir bir IŞİD’lilerin yakalanması ise nöbet tutan halk sayesinde oluyordu. Özsavunma sayesinde hayatta kalıyordu insanlar. YPJ’li bir genç kadının Kobanê’de IŞİD tarafından kaçırıldığını ve IŞİD’lilerin kadının babasını arayıp ‘Kızın öldü, cenazesini bulabilirsen bul’ dediğini, hemen ardından Arin Mirkan’ın feda eylemi gerçekleştirdiğini öğreniyorduk. 30 yıllık ömrünün 12 yılını dağlarda gerilla olarak geçiren, ailenin 9. şehidi olan Arin’in abisi anlatıyordu tüm bunları... Bunları söylerken yüzü hep yerdeydi... Yüreği güneşe dönük olanların yüzü neden hep yerde? Neden?

İÇİNE DOĞDUĞU HAYATI TERSİNE ÇEVİREN KÜRT KADIN

Vardığımızın ertesi günü bir grup kadın arkadaşı gönderilen yardım malzemelerini tasnif etmek için depoya bıraktıktan sonra Kobanê çadır kentine girdiğimizde, yalınayak çocukları, çadırın önünde bir kap su ile bulaşığını yıkamaya çalışan, su taşıyan, bebeğini kucağında geleni gideni anlamaya çalışan kadınları görüyordunuz. Akrabaları yoktu artık yanlarında. Yanımıza yaklaşıp omzumuza dokunmaya çalışan, gözümüzün içine bakıp gülümseyen, resim yapalım dendiğinde sarı, kırmızı, yeşilden başka renk bilmek istemeyen o çocuklar nasıl unutulur ki? Kamplarda kalanların okula gidemediği gibi, Bexte gibi sınır köylerinde de okulun bu sene açılmadığını söylüyordu Ömer yoldaki sohbetimizde. “Öğretmen olmak istiyorum” demesi bundandı belki.
Seyhan Bekir’in gözyaşındaki kararlılık, ‘Bu çocuk için geldim. Olmasaydı kalır savaşırdım.’ derkenki inancındandı.  ‘Burası da Kürdistan, burada da senin halkın var’ demek onun dermanı değildi. 6 aylık bebeğini gönderilen mamalarla doyurmaya çalışan Meryem’in yüzündeki gülen ifade yabancı hissettiği topraklardaki mutsuzluğuna çekilmiş bir perdeydi. 3 çocuğuyla küçücük bir çadırda verdiği savaşın zorluğunu, başka türlüsünü yaşamamış olmanın alışkanlığıyla alt ediyordu. İçine doğduğun hayat ne kadar zor gelir ki sana?

KURULAN GELECEĞİN BİR PARÇASI OLMAK

Devletin varolduğu tek yer yapılan ziyaretleri engellemek için kapattığı yollardı. Çevik kuvvet ekiplerini dikmiş, sınıra tanklarını yerleştirmişti. Gel gör ki, havan toplarının arasında kurduğu öz yönetimi korumaya çalışan Güney Kürdistan’da başka türlü işliyordu halkın yönetimi.  Bu, çadırlara yerleştirilmiş Kobaneli kadınlarla sohbetimizde de açık seçik ortaya çıkıyordu. “Kobanê’de ne yapıyordunuz? Devrimden sonra nasıl bir yönetim vardı orada?” sorusuna verdikleri yanıtlar çarpıcıydı. YPJ’nin okuma-yazma öğretme seferberliğini, onlara artık erkeklerle eşit olduklarını söylediklerini, bazen silah eğitimi verdiklerini, toplantılar yaptıklarını söylüyorlardı. Tek istedikleri ise geri dönmek, “Kobanê’yi geri istiyoruz” diyorlardı sadece. Çünkü orada kurulan geleceğin bir parçası idiler, savaş onları öteye savurdu. Dönüp o parçayı tamamlamak istiyorlar elbet.    
Bexte köyünde yaşayanlar var bir de. Güney’inden kaçmak zorunda olanları Kuzey’inde misafir ediyordu Kürdistan onlarla. Evlerinin anahtarlarını teslim ediyorlardı. Varıyla yoğuyla, azıyla çoğuyla paylaşıyorlardı olmayanı. Gencecik yaşında Suruç Belediyesi’nin Eş Başkanlığını üstlenmiş Zuhal Ekmez anlatıyordu bunu yapmanın zorluğunu bize. Ama yılgınlığı yoktu.  Evini Kobanêli “kız kardeşlerine” açmış Nermin’in yanına uğruyoruz. Diyelim ki savaş yok, yine de bu köyde yaşamak çok zordu. Suyun, elektriğin sürekli kesildiği, kimsenin uğramadığı evler. Nermin, daha 22 yaşında 3 çocuğu var. İlkokula kadar okuyabilmiş ama hayattan almış alacağını. “Gazeteci olmak isterdim” diyor, anlatacağı çok şey var çünkü.

İNSAN ONURU İÇİN DİRENMEZ Mİ ZATEN?

Hiç istemeyerek de olsa dönüyorduk artık. “Kobanê neresi, neden Kürtler savaşıyor? Devlet ne yapıyor, ne yapmıyor? IŞİD’i kim destekliyor? Amerika vuruyor mu, dokundurup kaçıyor mu?” Bütün bu sorulara cevap olabilmekti meramımız. 24 saatlik yolculuğun ardından bizi İstanbul’da karşılayansa polis, gaz, TOMA oldu elbette...
Güzel kardeşim ‘Onlar da otobüsleri yakıyor, polise vuruyor..’ diyorsun da senin de yaptığın bir devrim olsaydı, ona sahip çıkmak için aynısını yapmaz mıydın? Baktığın halde göremiyorsan belki başka bir yerden, başka gözle bakman gerekiyordur... Ama sen de haklısın. Sınırda asker, şehirde polis, televizyonda bayram eğlencesi.... Gerçek nerede? Gerçek orada koşulsuz, hesapsız dimdik savaşıyor. Gözü yok ne petrolde, ne yapacağı AVM’de. Ekmeğinden, aşından önce neden insanlık onurunun  geldiğini, birlikte özgürce yaşamanın güzelliğinin neden savunulduğunu anlamak için Kürt olmak mı gerek, sen söyle...

ÖNCEKİ HABER

KESK ve mücadele anlayışı

SONRAKİ HABER

Memur Sen’den CHP ve HDP’li belediyeler hakkında suç duyurusu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa