10 Ekim 2014 06:00

KESK ve mücadele anlayışı

KESK Danışma Kurulu 10-11-12 Ekim tarihinde toplanıyor. Toplantıya genel kurullarda seçilerek görev almış dört yüze yakın şube başkanı ve genel merkez yöneticisi katılacak.

Paylaş

Kadir YALÇINKAYA

KESK Danışma Kurulu 10-11-12 Ekim tarihinde toplanıyor. Toplantıya genel kurullarda seçilerek görev almış dört yüze yakın şube başkanı ve genel merkez yöneticisi katılacak. Katılımcılar KESK’in yönetim omurgasını oluşturan kadrolar. Toplantı geçmiş dönem değerlendirmesi ve önümüzdeki dönemin çalışmalarını ele alacak. Önceden rutin bir gündemle çağrı yapılan KESK Danışma Kurulu, çok sıcak gelişmelerin ve demokrasi güçlerine yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde toplanıyor.
AKP Hükümeti Ortadoğu’da emperyalistlerin savaş arabasına binmiş, savaşı Kobanê ile sınırlı tutmayarak daha geniş alana yaymayı hedefliyor. Erdoğan ve Davutoğlu, başta İŞİD olmak üzere çetelere verdikleri askeri destek sonuç vermeyince yeni hamleler yapmak üzere harekete geçti. İki gün içinde Meclisten hızla çok geniş bir savaş tezkeresi çıktı. Ve daha ötesi Suriye’ye kara harekatı dahil olmak üzere her türden askeri operasyonlar için hazır olduklarını kamuoyuna ilan ediyorlar. Bu süreç aynı zamanda çözüm sürecinin Erdoğan ve AKP Hükümeti için bir şey ifade etmediğini gösteriyor. Çetelere her tür desteği verirken, Kobanê’ye insani yardımların girmesini engelliyor, yaralı olanların tedavisinin önüne geçiyorlar. Dayanışma için alanlara çıkanlara saldırıyorlar. 20’yi aşkın insan katledildi, çok sayıda yaralı ve gözaltı var. Kentlerde sokağa çıkma yasağı ile bir kez daha olağan üstü hali aratmayan sıkıyönetim edilmiş durumda. Bütün ülke barut fıçısına döndü. Kürt halkının demokrasi, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik özlemi bir kez daha dinamitlendi.
Gelişmeler işçi ve emekçiler açısından da olumlu değil. Soma’da öldürülen 301 madencilerinin acıları tazeyken, Torun Center’da 10 işçi daha iş cinayeti kurbanı oldu. Her gün 3-5 işçi rutin olarak iş cinayetlerinde öldürülüyor. İşten atmalar, sendikasızlaştırma, sürgünler, taşeronlaştırma, özelleştirme ve benzeri saldırıların önü kesilmiş değil. İşsizlik ve yoksulluk büyüyor.
Bir yandan da eğitimde gericileştirmenin son hamleleri yapılıyor. Sağlık hak getire. Doğa ve çevre kapitalist yağmanın tehdidi altında. Konut hamlesi adı altında depremlerde binlerce kişinin ölümüne neden olacak beton mezarlar inşa ediliyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturmalarının önü kapatılıyor. Polisleşmiş bir devlet, AKP için oluşturulan bir yargı sistemi kuruluyor.
Bütün bu tablo Türkiye emek ve demokrasi güçlerinin önünde tek bir seçenek olduğunu gösteriyor: Bu barbarlık düzenine karşı mücadele etmek! İşte burada emek ve demokrasi güçlerine düşen görev ve sorumluluk daha da ağırlaşıyor. Yani mücadelede KESK bir emek örgütü olarak daha fazla sorumluluk almak durumunda. Alacağı kararların birleştirici olması, kapsayıcı olmasına özen göstermek durumundadır. KESK kamu emekçilerinin mücadelesinin ortak değeri ve mücadele örgütüdür. Bu mücadeleyi verirken, doğru yol ve yöntemler, doğru araçlar olmadan, dayanışmayı örgütlemeden mücadeleyi ilerletmek, kazanımlar elde etmek ve ilerlemek mümkün değil. Bunu için de bugüne kadar verilen mücadelenin eksiklerini, hata ve zaaflarını, yanlışlarını görmek, öz eleştiri vererek yaklaşmak ve doğru olanı pratik olarak örgütlemek gerekir.
Peki KESK ve bağlı sendikalar bu tutumun ve anlayışın neresindedir? Şurası çok açık KESK ve bağlı sendikalar üyelerinden ve genel kamu emekçilerinin kitlesinden kopuk hareket etmektedir. İşçi sendikaları açısından eleştirdikleri ne kadar bürokratik durum varsa, KESK ve bağlı sendikalara önemli oranda sirayet etmiştir. En geniş işçi ve emekçilerin birliği yerine ”solcu” olanların birliğini ve ortak mücadelesini örgütleme anlayışı örgüte hakim olmuştur. Bu durum başta kamu emekçileri kitlesi olmak üzere, en geniş işçi ve emekçi mücadelesinin önünü tıkamaktadır. TİS süreçlerinde, demokrasi mücadelesinde bu tutum değişmemiştir. Tabanın söz ve karar sahibi olması tüzüklerde ve kâğıt üzerinde kalan iyi temennilerden öteye geçmiyor. Son dönemdeki alınan kararlar, eylem çizgisi bunun en somut göstergesidir. Giderek daralan, kadro eylemlerine sıkışan, günü birlik, kendi tabanını, demokrasi güçlerini gözetmeyen tutumlar ve yaklaşımlar sorunları dehada ağırlaştırmıştır.
KESK iç disiplin adına, yerellerde şubelerin inisiyatifle hareket etmesini, yerel platformlar oluşturma ve içine girmesine sıcak bakmamaktadır. Bu yaklaşım problemli bir yaklaşımdır. Yerellerdeki platformlar, sendikal birlikler dayanışmayı ve mücadeleyi güçlendiren, işçi ve emekçileri doğrudan bir araya gelecekleri önemli dayanaklardır. Ancak KESK’in içinde bulunduğu durum içinden çıkılmaz ve onarılmaz değildir. Toplanacak olan Danışma Kurulu öncelikle, yaşanan siyasal gelişmeleri tartışmakla kalmamalı, pratik olarak ta sonuçlarını örgütleme görevini üslenmelidir. Dar pratik eylem anlayışını terk ederek, yığınların kendisini ifade edeceği ve katılacağı eylem biçimlerini örgütlemelidir. Bunun için de geçmiş mücadele tarihinden sonuçlar çıkarmalıdır. Geçmişte daha ilerden mücadele ederken, yapılan neydi, bu gün yapılmayan nedir? Meşru ve fiili bir mücadeleden bahsedilirken, bunun örgütlenmesi sözde kalmaktadır.
KESK ve bağlı sendikalar fiili ve meşru mücadele hattından yola çıkarak bu güne geldiler. Gelinen süreç birçok açıdan eleştirel değerlendirmeler muhtaç durumdadır. Belki KESK ve bağlı sendikaların yöneticileri “Biz bu eleştirileri hak etmiyoruz, tam da sıcak gelişmelerin olduğu bir dönemde bu eleştiriler doğru değildir” diyebilir. Ancak bu tutumun kendisi eleştiriye kapalı, her şeyi doğru yapıyoruz mantığını beraberinde getirir. Ve daha doğrusu eksik ve hataların sorgulanmasının önünü keser. Bu durum sendikal demokrasi, eleştiri ve öz eleştirinin önünü kapatmış olur. Toplanacak olan Danışma Kurulu KESK tüzüğünde karar organı değildir. Bu durum kendisi bile soruna nasıl yaklaşıldığının göstergesidir. Üç gün boyunca yapılacak tartışmalar tavsiye niteliğinde olacak ve danışma kurulu üyeleri işyerlerine dönerken, üzerlerine sorumluluk almadan dönmüş olacaklar. Öncelikle tartışılması ve düzeltilmesi gereken, seçilen her düzeydeki organların, karar organına dönüşmesidir. Esas olan seçilen ve sorumluluk alan organların kamu emekçileri içinde yapacağı çalışmadır. Bu başarıldığı oranda, daha kapsayıcı, etkili bir çalışma sürdürülebilir ve üyeler sürece katılabilir. Aksi durum giderek marjinal bir yöne doğru koşarak giden bir KESK ortaya çıkar.

ÖNCEKİ HABER

İngilizler Sierra Leoneli çocuğu okuldan attırdı!

SONRAKİ HABER

Sanayi üretimi beklenenden fazla düştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa