‘Şiir itirazdan temellenir’

‘Şiir itirazdan temellenir’

Edebiyat ortamında büyük dikkat çeken, hayranlıkla karşılanan ve hiçbir dergide gözükmeden birden bire ilk şiir kitabı ‘Madde Kara’yla 2004 yılında sınırsızlık vaat eden bir isim olarak akıllara yer eden Hüseyin Kıran’ın iki yıl sonra farklı bir disiplinde, ‘Resul’ adlı romanı da aynı derin etkiyi okurda ve edebiyat kamusunda yaratmış ender kitaplardan.

Şerif Mehmet UĞURLU
İstanbul


Edebiyat ortamında büyük dikkat çeken, hayranlıkla karşılanan ve hiçbir dergide gözükmeden birden bire ilk şiir kitabı ‘Madde Kara’yla 2004 yılında sınırsızlık vaat eden bir isim olarak akıllara yer eden Hüseyin Kıran’ın iki yıl sonra farklı bir disiplinde, ‘Resul’ adlı romanı da aynı derin etkiyi okurda ve edebiyat kamusunda yaratmış ender kitaplardan.
Gezi Direnişi’nde duvarlarda dizelerini okuduğumuz Kıran ‘Küstah’ isimli kitabını İkaros Yayınları’ndan dolaşıma sunarak suskunluğunu bozdu ve şiirde ısrarını, durduğu yeri altını çizdirerek işaret etti.  Okuru, gerçekliğe şiddetle çeken ve görünmemeyi tercih eden bir şair ve yazar olarak Hüseyin Kıran ile ısrarımız üzerine Küstah bahanesiyle sanat ve hayatı konuştuk.

Küstah ile üç romanın ardından şiire dönüş yaptınız. Şiirinizin adeta bir sacayağı gibi insan – doğa – madde üzerinden yükseldiği görülüyor. Bu üçlünün sizin şiirindeki yerini paylaşabilirsiniz?
Ara vermedim şiire. Tipik bir şair etkinliği sürdürüyor değilim diyelim. Şiirle yüzleşmek zorlu bir iş ve bazen başka yazma disiplinlerine kaçmak gayet mantıklı. Ayrıca bu bir zaman işidir. Hayatımı şiire vakfetmek, dışarıdan birisi için oldukça romantik çağrışımları olan bir iş gibi görünse de pratikte uygulanabilir değil. Şiirsel etkinliğin ne olduğuna dair iyi kötü bir fikrim bulunmakla birlikte, bu alanı teorize etmeye girişmek hiç istemem. Böyle birkaç kelime ile üstesinden gelinir işlerden değil.
Şiirle ilgili söyleyeceğim, bir ayağının insan-oluş’umuzda bulunduğu ama diğer ayağının, yitirdiğimiz dolayımsız varlık-oluş’ta olduğudur; sanıyorum. Dolayısıyla, teorik kavramlarla açıklanabilir kısmı hakkında söylemeye çalıştım; gerçekten az. Şiir esasen itirazdan temellenir. Genel olarak sanat da, eğer sanat olacaksa, bugünün toplumsal ortamı için geçerlidir bu, estetize edilmiş öfkeden, şiddetli bir itirazdan başkası olamaz; düşüncem budur.

Küstah’taki üç şiiriniz dışında parçalı yazmayı tercih ettiğinizi görüyoruz. Bunun altında forma kazandırmak istediğiniz yenilikler dışında ne gibi sebepler yatıyor?
İnsanın kendisinden bu tonda bahsetmesi tuhaf. Ben kendi adıma biçimsel yenilik peşinde değilim. Sesleniyorsam, seslenmek içindir. İşimin esası da, insana özgürlüğünü vaaz etmektir. Onu yeniden kurmak istiyorsak, eski yapıyı da yıkmamız ve zemini temizlememiz beklenir. Böyle söyleyince aşırı iddialı görünüyor ama başka nasıl mümkündür, hiç bilemiyorum.

İNSAN VARLIĞI TARİHSELDİR

‘Edebiyatta Üç Nokta’ dergisinde “köleliğin değil özgürleşmenin tarafındayız” başlıklı bir yazınız yayımlandı. Son bir yıl içindeki toplumsal refleksli olayları, direnişleri göz önünde bulundurduğumuzda sizin ülkenin on yıl sonrasına dair öngörüleriniz nelerdir ?
Günün görevi varlık’a yeni bir alan açmaktır elbette. Bunu söyleyebilmek için insan denen yaşam formunun mevcut durumunu, kendisiyle ilişkisi içinde, hayvanlarla ve bitkilerle ilişkisi içinde, inorganik doğayla ilişkisi içinde düşünerek, dolayısıyla bugün yaşayan insan denen formun gerçekte ne ile donandığını, neye dönüştüğünü, nereden başladığını, olası varış yerlerini de katarak değerlendirmeli. Umulur ki sanat bu yeni insanın kuruluşunda etkin bir görev alsın. Çünkü insan varlığı tarihseldir; dilseldir-toplumsaldır; ekonomik’tir ama bunu elemenin önündeki bütün engeller de ortadan kalkmıştır esasen; ideolojiktir; dilselliğin içinden olarak irdelenebilir.

 

www.evrensel.net