Suriyeli işçi haberi ve nakış işçileri

Suriyeli işçi haberi ve nakış işçileri

Gazetemizde yayınlanan “Suriyeli işçiler bizim sınıf kardeşlerimizdir” başlıklı, nakış işçileriyle yaptığımız röportajın dağıtımını, Nakış İşçileri Komitesi’nden bir arkadaşla yaptık. Gece vardiyasında çalışan işçileri, çay molalarında ziyaret ederek gazeteyi ulaştırmaya çalıştık. Bunu yaparken karşılaştıklarımız üzerine birkaç şey yazma ihtiyacı hissettim.

Ümit KARTAL*

Gazetemizde yayınlanan “Suriyeli işçiler bizim sınıf kardeşlerimizdir” başlıklı, nakış işçileriyle yaptığımız röportajın dağıtımını, Nakış İşçileri Komitesi’nden bir arkadaşla yaptık. Gece vardiyasında çalışan işçileri, çay molalarında ziyaret ederek gazeteyi ulaştırmaya çalıştık. Bunu yaparken karşılaştıklarımız üzerine birkaç şey yazma ihtiyacı hissettim.
Gittiğimiz atölyelerde Nakış İşçileri Komitesi’nden arkadaşım, komitenin aldığı son kararları anlattı ben de işçilerle tanışarak Evrensel verdim. Mevzu Suriyeli işçiler olunca, ister istemez sohbet Ortadoğu’daki duruma, Esad’a, Kürtlere, IŞİD’e geliyor. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bizdeki ‘az sürede daha fazla işçiye ulaşma isteği, aceleciliği, acemiliği’ konunun derinleşmesine sebep olan tarafın biz olmamamıza da sebep oluyor, bu çok belli oldu. Ancak şu da belli ki; birçok işçi bu konulara kafa yoruyor ve konuşmak istiyor.
Çok daha ileri örnekler var. Ama ben 3 genç işçiyle yaşadığımız ‘münferit’ ama çarpıcı diyalogu paylaşmak istiyorum. Bunlardan ilk ikisi, konu IŞİD’e gelince bize uzun uzun ‘kafa kesmenin dinde yeri olduğunu’, ‘dindeki yerini’, amacını, hangi koşullarda yapılması gerektiğini anlattı. Doğrudan savundular. Bir erkeğin dört kadınla evlenme (onların ifadesiyle dört kadın alma) hakkının engellenemeyeceğini; parlamento, meclis vs ile ‘kulların’ kendi kafalarına göre dünyayı yönetme arzusunun, denemelerinin kâfirlik olduğunu savundular. Çeşitli sorularla, çelişkili ifadeleri irdelemek istediysek de, bir bütün olarak iki işçinin dünyaya dair bakışlarının netliği ortadaydı. “Bırakalım bunları da, biz ne yapacağız?”a gelelim istedik, “vakit dar, ancak buradan ilerleriz” diye düşündüğümüz için... Nakış işçileri Komitesi’nin Şengal ve Gazze ile dayanışma amacıyla başlattığı yardım kampanyasından bahsettik. İşçiler, hem patronlarının hem de kendilerinin tarikat-cemaatleri olduğunu ve şahsi katkılarını o kanallar üzerinden yaptıklarını ifade ettiler. Bu girişimimiz de karşılık bulamadı. “Nakış İşçileri Birliği’nin bu işlerle uğraşması iyi. Ancak facebook sayfasında çok fazla siyaset oluyor”  dediler ve onların yanından ayrıldık.
Sohbetin sıcaklığı ile gittiğimiz bir diğer atölyede de aynı ‘dini grup’tan başka bir genç işçi ile kaldığımız yerden devam ettik. Nakış işçilerinin geçen yıl yaptığı greve aktif olarak katılan bu işçi diğerlerinden biraz daha farklı olarak komitenin kararlarını önemseyen ve yanımdaki komite üyesi arkadaşa ‘başkanım’ diye hitap eden bir işçi. Kendisini bazen de ‘patron düşmanı’ diye tanımlıyor. Çay molasında bize de çay söylediler. Burada sohbet biraz daha uzun sürdü. Anladığım kadarıyla bu arkadaş, nakış işçileriyle ilgili konularda işçi gibi, diğer tüm ‘dünyevi’ konularda ise ‘cihatçı’ gibi düşünüyordu. Örneğin bu arkadaş da, uzun sohbet içerisinde, Müslümanlık-kafirlik vs diye konuşurken “Mesela sen, Şili’de göçük altında kalan işçi için üzülmez misin?” sorumuza, “Üzülsem de inancım gereği üzülmemem gerektiğini biliyorum” şeklinde cevap verdi.
Öyle ki, bizi ‘Abi galiba siz ılımlı İslamı daha çok savunuyorsunuz’ diye tanımladı. Nakış işçileri, grev, bülten, gazete, Suriyeli işçiler, cumartesi tatili, mesai ücretleri, işçilerin birliği; ne konuşursak konuşalım, bu arkadaş da bizi kafasında ‘Siz galiba işçi politikası yapıyorsunuz’ diye şekillendirmedi.
Bu üç işçi, siyasal İslamcı marjinal bir grupla temas halinde ‘münferit’ örnekler olabilirler. Ancak, şu kesin ki; diğer işçilerin de tamamına yakını, o ya da bu renkten siyasal akımların etkisinde ve o akımlarla öyle ya da böyle düzenli temas halinde. Bir yıl önce güçlü bir grev örgütleyip, grevi kazanımla sonlandırmalarına rağmen; hatta grev sonrasında da Nakış İşçileri Birliği etrafında birliklerini korumaya devam etmelerine rağmen, ‘dünyevi’ meselelerde işçi gibi düşünmüyorlar.
Bu durum, nakışçıları ‘sadece nakış sınırları içerisinde işçi’ olarak sınırlı tutuyor ve o sınırların ardındaki koca dünyaya patron sınıfının politik fraksiyonlarından herhangi birinin gözüyle bakmalarına sebep oluyor.
İşçilerin ekonomik taleplerinin siyasal bağlantılarını daha sade ve istikrarlı bir şekilde açıklayacak bir faaliyet yürütmediğimizde, en ileri grev dahi sınıfın haznesine ‘yarım gol’ olarak yazmış oluyor. Ülke ve dünyadaki gelişmelere dair de en az atölyedeki patron-işçi kapışmasındaki kadar canlı şekilde müdahil olmaya çalışmadığımızda, ‘örgütlü’ işçiler bile patron sınıfının dünya görüşüne oradan ya da buradan her gün yeniden örgütleniyor.

*Bağcılar / İstanbul

www.evrensel.net