08 Ekim 2014 10:00

Suruç'a giden zincirlerin halkasında iki kadın, iki hikaye

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Suruç’a bağlı sınır köylerine gelen kadın heyetinin ziyareti ikinci gününü tamamlarken kurulan barış zincirinin de ikincisi yapılıyor.

Paylaş

Gülşah İMREK*

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Suruç’a bağlı sınır köylerine gelen kadın heyetinin ziyareti ikinci gününü tamamlarken kurulan barış zincirinin de ikincisi yapılıyordu.
Türkiye’nin dört bir yanından gelenlerin sıcaklığı ve seferberliği giden her insanı içine alırken biz barış zincirinin bir halkasında duran iki farklı kadın ile tanıştıralım sizleri...
Meral Geylani 20 yıl boyunca Yeni Zelanda’da yaşamış. Kürt hareketi ile tanışması hem 94 yılında PKK tarafından ‘kaçırılan’ ama sonrasında Kürt halkının mücadelesini yaşayarak çok daha iyi anladığını ifade eden eşi hem de Roboskî’de katledilen 34 canın öyküsü ile gerçekleşmiş.
Şu anda eşi İbrahim ile Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboskî köyünde yaşayan Meral Geylani üzerinde gerilla kıyafetleriyle, ziyarete gittiğimiz Bexte köyünde çekik gözleriyle gözümüze çarpıyor ister istemez. Kendisi de göçün her türlüsüne maruz kalmış, bir tarafı Tatar bir tarafı Kürt ama babası Atina’da doğmuş bir ailenin kızı.
Komün bir yaşama duyduğu özlemin kendisini Roboskî’ye götürdüğünü ifade eden Geylani, halka dayatılan adaletsizliğin her anına şahit olduğunu ifade ederken, Kobane’de yaşananın Roboskî’den farklı olmadığının ısrarla altını çiziyor. Ziyaret edilen kamplarda kadınların ve çocukların en ağır mağduriyeti yaşadıklarını söylerken, “Keşke onlara buranın da Kürdistan olduğunu söyleyebilsek. Ama nafile... Aslında bunun böyle olduğunu herkes biliyor. Ama devlet adeta IŞİD’e destek halinde” diyor. Şengal’de yaşarken IŞİD’den kaçan ve Roboskî’ye yerleştirilen Êzidilerin aslında yıllar önce bu topraklarda yaşadıklarını söylerken, “Kendi toprağında mülteci insanların dramını izlememizi istiyorlar bizden. Ama izlemiyoruz, buradayız ve onların yanındayız” diyor.
Zincirin öbür halkasında ise Hollanda’dan Türkiye’ye göç etmiş diyebileceğimiz serbest gazeteci Frederike var. Frederike Geerdink, 8 yıldır Diyarbakır’da yaşıyor ve Roboskî’de yaşanan katliamın ardından yaşanan insan hakkı ihlaline karşı çalışmalar yapıyor, yakında bir kitabı çıkacak. “Burada yaşanan Avrupa’da iki teröristin birbirini vurması gibi algılanıyor. Ama öyle olmadığını ancak buraya gelenler görebiliyor” diyor. Batı Avrupa’dan kadınların IŞİD’e katılımı hakkında ne düşündüğünü soruyoruz. “Evet ne yazık ki böyle bir durum var. Ama Müslüman kadınlara yapılan ayrımcılık da var ne yazık ki” diyerek, bunun diğerini kışkırtabileceğini belirtiyor. Ona göre esas dikkat çekilmesi gereken nokta, Batı’da insanlara izletilenlerin ya da okutulanların başka şeyler olduğu. Bomba seslerinin arasında bir hayat sürmekte olan insanların yaşadığı köylerden sadece biri olan Bexte’de insanların sıcaklığı, savaşa rağmen gösterdikleri misafirperverlik Frederika’yı çok etkilemiş; Batı’da bunun olmadığını söylüyor. “Hollanda çok küçük bir ülke ama kendisini dünyanın merkezi sanıyor” derken de aslında buradaki savaşın ne yazık ki orada yaşayanlara çok uzak olduğunu anlatmaya çalışıyor.

*SURUÇ

ÖNCEKİ HABER

Van ‘çölü’ olmasın

SONRAKİ HABER

Avesta Yayınları'nın bir kitabı yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa