05 Ekim 2014 19:43

‘Ha gayret’ değil ‘ne güzel’ yaşamak için!

İnsanlık haysiyetinin bu karanlık günleri elbet yeneceğine güveniyoruz. İşte bayramımız odur. Hepimize kutlu olsun!

Paylaş

Yaşamanın ne kadar ciddi bir mesele olduğunu her an, her saat yeni bir “son dakika gelişmesi” ile hatırladığımız günlerden geçiyoruz. “Ha gayret” yaşıyoruz.
Ölmek ne kolay bu çağda artık; çalışırken, severken, dövüşürken, yolculuktayken, ısınırken, evde otururken, hatta çocuklarına sarılıp uyurken… Savaşırken ölmek ne kolay artık!
Çünkü her yer savaş alanı, çünkü savaş dediğin hiçbir zaman görmediğin sınırların ötesinde görünmez bir biçimde yapılmadı, sınırın ötesinde sandığın evinin içine, burnunun dibine, kirpiğinin ucuna kadar girdi. Her ne kadar 30 yıldır cayır cayır yaşasa da ateş hattında memleket, bir yanında duyulmazdı. Artık öyle bir “şans” kalmadı. Önce uzaktı, meclis kürsülerinden bas bas bağrılan bir “Ey Esed” vardı, sonra azıcık yanaştı Reyhanlı’da patladı, üstü kapatıldı. Sonra kentimize, sokağımıza, işimize, parkımıza, bahçemize ve evimize girdi, göçmenlerle çoğaldı. Sonra garip gurup adamlar suretine büründü karardı, saçlı sakallı, siyahlı silahlı o adamların savaş nidalarıyla kafa kesme görüntüleriyle ekranlar kana bulandı. Sonra o adamların uzaylılar değil, kent yoksulunun oğlu, tutunamayanın kardeşi, hep kaybedenin torunu olduğu duyuldu. Sonra o kara adamlar tarihin kara sayfalarından okuduğumuz o kanlı katliamları bugüne taşıdı, geçmişin “nasıl olur da komşu komşuyu keser” sorusunun cevabını aldı bugüne getirdi; kendinden olmayanı kesen, kesilmesine ses etmeyen, kadınları kız çocuklarını satan, satın alan, yağmalayan bozguncuların, insanlık düşmanlarının insanlığın bu çağında varolabilişiyle kahretti. Dünya savaşlarında işgalcilerle direnişçiler arasında süren kanlı çatışmalarla bir ona bir buna geçen cephelerinin tarih atlaslarının değil haber bültenlerinin, grafiklerinin konusu olmasına alışıldı sonra. O cephe gerilerinde halkların katledilişi, siyah beyaz fotoğrafların arşivlik görüntüleri olarak değil, her an bilgisayar ekranlarına düşen anlık iletiler olarak seyirlik hale geldi, o seyirlik hal izleyeni çürüttü çürüttü çürüttü sonra…
Savaş geçmişte, ötede, sınırın gerisinde, bilmediğimiz birilerinin bilmediğimiz birilerini katletmesinde, kapısını hiç çalmayacağımız bir evin viran edilmesinde, hiç gitmeyeceğimiz bir köyün talan edilmesinde değil, bugünde, yanıbaşımızda, bildiğimiz, gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız ve canımızda hissettiğimiz bir şekilde yaşanıyor. Savaş, bizi çekiyor, yutuyor, çünkü büyüyor. Çünkü bizim devletimizi yöneten akıl, bu yangına körükle gidiyor. Talancıyı beslediği, bozguncuyu pişpişlediği yetmediği gibi şimdi bir de tezkereyle işgalciyi buyur ediyor.
Üç dakikada halkların kaderini belirleyen 298 vekil! Tarih sizi affetmeyecek!
Halkın çocuğunu savaşa gönderen 298 vekil! Yurtdışında okuttuğunuz, raporlarla kaçırdığınız, parayla geleceğini satın aldığınız çocuklarınız ölmeyecek ama çocuklarınızı başlarına patron ettiğiniz halk çocukları ölecek!
Kadınlar ölecek! Daha fazla katliam, daha fazla tecavüz, daha fazla işkence, daha fazla sürgün, daha fazla cefa, daha fazla yoksulluk, daha fazla açlık olarak dönecek bu tezkere kadınlara!
İşte tam da bu yüzden düştü kadınlar sokaklara, yollara, sınırın öte yanına! Savaşın kadınlara ne çok bedel ödettiğini gören kadınlar savaşa bu topraklardan kapının açıldığı sınır bölgelerine gidip nöbet eylemleri gerçekleştirdiler. Mülteci kadınlara ve sınırın öte yanında elinde silah mücadele eden kadınlara destek olmak için ellerindeki avuçlarındakini paylaştılar. “Kobanê ve Rojava bölgede IŞİD gericiliğine karşı mücadele eden kadınların topraklarıdır, o mücadele bütün kadınların karanlığa, gericiliğe, savaşa ve katliamlara karşı ortak sesini ve umudunu taşır” dediler. Kadınlar barışa yaraşan mücadeleye el uzatırken ülkeyi yönetenler savaşa bulaşan kanlı ellerle tokalaştığında, o pazarlığın sonuçlarını meclise tezkere olarak getirdiklerinde de sokaklara çıktılar, yol kapattılar, işgal eylemleri gerçekleştirdiler. Ve bu pazarlığın daha fazla kan ve gözyaşı getirmesine müsaade etmemek için dirençle mücadele etmeye devam edecekler.
Çünkü yaşamak ciddi bir meseledir. Çünkü yaşamak, kadınlar için direnmekle eşdeğerdir. “Ha gayret” yaşamak, ayakta kalabilmek, o günü de tamamına erdirebilmek için soluk soluğa kalmak, hep yorulmak, çok yorulmak, hep sınanmak, hep en azına sığınmak zorunda kalmaksa reva görülen, böyle gitmesin diye adım atmak çok ciddi bir meseledir.    
Ve biz, kadınların yaşadığı her şeyi, ama her şeyi ciddiye alan, yani önemseyen, yani hisseden, anlamaya çalışan, her mesele üzerine düşünen, olanı gören, olmayanı değiştirme gayretine giren kadınların sözlerini buluşturmaya devam ediyoruz bu sayımızda da. Günün her anı savaşla dopdoluyken, kendisi bir savaşa dönüşen yaşamanın yedi iklime dair yazılarımızla ekimin kapılarını aralıyoruz.
Kapıyı araladığımız gün, koca bir coğrafyada bugün adı kullanılarak katliamlar gerçekleştirilen bir inancın kutlu bir günü aynı zamanda. Bayram günü. Biz bayramları inançların, kimliklerin, dillerin, kültürlerin şenlikli beraberliklerinin günü olarak yaşamak isteyenlerin gücüne, samimiyetine ve direncine güveniyoruz. İnsanlık haysiyetinin bu karanlık günleri elbet yeneceğine güveniyoruz. İşte bayramımız odur. Hepimize kutlu olsun!  

ekmek ve gül

ÖNCEKİ HABER

AKP iktidarının başörtüsü histerisi

SONRAKİ HABER

AA'dan 31 Mart seçimleri açıklaması: AA veri aktaran bir medya kuruluşudur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa