AKP iktidarının başörtüsü histerisi

AKP iktidarının başörtüsü histerisi

Mesele ne din, ne iman, ne günah, ne şu ne bu! Mesele; “günahtır”, “ayıptır”, “saç teli tahrik eder” gibi göz bağlarıyla kadınları esir ettiniz mi, onları tıpış tıpış kendi ayaklarıyla kendi kafeslerine kapatabileceğinizdir! Kendi gaz odalarına “gönüllü” olarak götürebileceğinizdir!

Cevriye AYDIN
Haber şöyle verilmişti: “…Bakan Avcı kılık kıyafet yönetmeliğinde yapılan değişikle isteyen öğrencilerin artık 5’inci sınıftan itibaren başörtüsüyle okullarda derse girebileceğini söyledi. Avcı “Öğrenciler peçeyle de gelecek mi?” sorusuna ise “Yok öyle bir şey” yanıtını verdi…”
Başka gazeteler, yönetmelik değişiklik tasarısında okul öncesi eğitim kurumlarının da “başörtüsü özgürlüğü” kapsamına alındığını ancak, “infial olur” endişesiyle son anda tasarıdan çıkarıldığını yazdı.  
İşin çığırından çıktığı noktanın, burası; “okul öncesi eğitim kurumları” olduğunu düşündünüz değil mi? Büyük ihtimal “Yok artık! Bu kadar da olmaz! ” dediniz... İşte yetmiş küsur milyonun yüzde 49’u olarak aynen böyle düşünme geleneğimiz, tepkilerimizi etkisizleştirdi.

OLAĞANLAŞAN HÜKMETME YÖNTEMİ
Bizler; bir kez kurulduktan sonra yetmiş küsur yıl temel taşlarının yeri çok fazla değişmemiş kısmen stabil bir dünyanın alışkanlıklarıyla ilerliyoruz. AKP iktidarı ve onun dünyadaki diğer bağlaşıkları ise ayaklarımızın altındaki zemini sürekli oynatarak, sürekli altımızdan çekip boşa düşürerek, bizi, bütün enerjimizi kaygan bir zeminde ayakta kalmaya harcamak zorunda bırakıyor. Ne hangi yöne gittiğimizi görebiliyoruz, ne bu yönü değiştirmek için bir irade ve eylem birliği oluşturabilecek kadar nefes alabiliyoruz! Sürekli ayakta kalmak için birbirimize tutunuyoruz; ardından gelen hamleye “Yok artık, bu kadar da olmaz!” demeye devam ediyoruz. Böylece otomatiğe geçtikten sonra o tepkiler “bizim tepkilerimiz” olmaktan çıkıyor! Etkili olmaktan da çıkıyor. “Olur, olur! Daha fazlası da olur!” diye yöneten AKP iktidarı, bizi kendi doğrultusunun objektif olarak destekçisi kılan bir politik mahkûmiyete zorluyor.
Bu noktada artık güçler arasındaki orantısızlığın zevkini çıkaran bir sadist gibi yönetenlerin sapkın uygulamaları, ‘olağan’ hükümet etme yöntemi haline geliyor.
“AKP iktidarının başörtüsü histerisi okul öncesi eğitim kurumlarına kadar dayandı!” İyi, güzel de bunun Müslümanlıkla ilgisi ne, dindarlıkla ilgisi ne? Oldu olacak, süreci tamamına erdirin; kız çocuklarını doğumhaneler önünde elinizde başörtüsü ile karşılayıp, doğar doğmaz örtün bari! Ondan öte köy var mı?
Olayın akıldışılığını, Müslümanlıkla dindarlıkla izah edilecek bir durum olmaktan çıktığını, bu durumun dünya tarihinin en acayip, en çarpık, en sapkın, en ruh hastası bir zihniyetinin ürünü olduğunu haykırmanın ülkemiz atmosferinde yankılandığı bir yurt köşesi var mı?  Bunun toplumsal hayatımızda bir karşılığı var mı? Tıpkı Hitler Almanyasında toplama kamplarında esir olan insanları banyoya gittiklerine ikna ederek kendi ayaklarıyla gaz odalarına götürmek gibi bir şey bu başörtüsü histerisi!
Zaten toplama kampında esirsin! Banyoya gittiğine inansan ne yazar, inanmasan ne yazar? Ama bir şey var ki, insanın yaşama içgüdüsü olumlu /iyimser olana inanmasını buyuruyor. İşte burada da yüzde 51 cennete daha yaklaştığımıza inanıyor; yüzde 49 ise –kendisi seçmemiş olsa da– bir ülkeyi yönetmek için seçilmiş resmi bir hükümetin, yasayla bağlı bir yönetimin, akıl-izan dışı kararlar alıp uygulayabileceğine bir türlü inanmak istemiyor! Bu yüzden her seferinde “Yok artık, bu kadar da olmaz!” diyerek aklın işaret ettiği yerde durduğunu gösteriyor. Ama, akıldışılığın da “yönetmenin araçlarından biri” olduğuna, gaz odasına gitmeden inanmaya yanaşmıyor!

SINIRSIZ AKILDIŞILIK
Oysa, akıldışılık sınır tanımıyor! Hemen ertesi gün Eğitim Bir Sen Sendikasının Başkanlar Kurulu kararını açıklıyor: Karma eğitim mecburiyeti kalksın! Bunun pedagojik, milli, dini toplumsal yararları üzerine bir dizi zorlama yorum dinliyoruz, TV kanallarında. Hiçbir bilimsel referansı ve temeli olmayan, hiçbir olumlu deneyim sonucuna dayanmayan “milletimizin genel talebi” gibi muğlak bir söze yaslanarak yapanları bile zorlayan kahvehane sohbetini aşmayan “uzman” yorumları dinliyoruz.  
Adeta ellerinden gelse sanki kadın cinsini bir yarım küreye kapatıp rahata erecekler! (İki cins dışındaki cinsel yönelimlere zaten yaşama hakkı yok!)
Diyelim ki, karma eğitimi de kaldırdık.. Diyelim ki Erasmus’u da Avrupalıların suratlarına fırlattık... Yarıküreden aşağı uzay boşluğuna yuvarlamadan, kadın cinsinin tahrikkâr varlığından nasıl kurtulacağız? Mümkün değil! Bu zihniyet yeryüzünde onun varlığından bile tahrik olacak!.. Demek ki, örtünme de çözüm değil!
Bu zihniyetin mantıki sonucunun gerçekten akıldışılık –irrasyonalizm– olduğunu bizzat yaşadığımız olaylarda görüyoruz.

GÖZ BAĞLARINA RAZI OLMAYALIM
Demek ki mesele ne din, ne iman, ne günah, ne şu ne bu! Mesele; “günahtır”, “ayıptır”, “saç teli tahrik eder” gibi göz bağlarıyla kadınları esir ettiniz mi, onları tıpış tıpış kendi ayaklarıyla kendi kafeslerine kapatabileceğinizdir! Kendi gaz odalarına “gönüllü” olarak götürebileceğinizdir!
Eğer kadınları “günah”, “ayıp”, “iffetli”, “iffetsiz”, “sokağa çıkması terbiyesizlik”, “örtünmemesi tahrik edici” gibi göz bağlarıyla geriye püskürtür, susturur, esir edebilirseniz, kendi İŞİD’lerinin gönüllü cariyeleri haline getirebilirsiniz! Esir pazarlarında yüzleri peçeli, elleri birbirine zincirlenmiş halde daha iyi (!) satılabilmek için birbirleri ile kıyasıya rekabete sokabilirsiniz!
Ve böylece de ülkeyi, dünyayı çok rahat yönetirsiniz!
Öyleyse bütün mesele, kaymayacak, sağlam bir zeminde buluşmaktır! Bütün mesele gözbağlarına razı olmamaktır!
Bütün mesele esir pazarında değil, eşitlik ve özgürlük içinde yaşamayı istemek ve bunu dişle tırnakla gerçekleştirmeyi göze almaktır! 

www.evrensel.net