05 Ekim 2014 19:21

10 yaşında başörtüsü, 13'ünde gelin

Yine bir eğitim öğretim dönemi, belirsizlikler ve büyük bir kaos içinde başladı. Okul müdürlerinin görevden alınması, iktidarın siyasi kadrolaşması, TEOG sisteminde yaşanan sorunlar, kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması, eğitim emekçilerine rotasyon dayatması ve iş güvencesinin ortadan kaldırılması gibi pek çok sorun veliler, öğrenciler ve eğitimcilerde kafa karışıklığı, belirsizlik ve güvensizlik yaratmış durumda...

Paylaş

Yurdagül ÇABAT BOZTAŞ
Eğitim Sen Ankara 2 No’lu Şube İşyeri Temsilcisi
Yine bir eğitim öğretim dönemi, belirsizlikler ve büyük bir kaos içinde başladı. Okul müdürlerinin görevden alınması, iktidarın siyasi kadrolaşması, TEOG sisteminde yaşanan sorunlar, kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması, eğitim emekçilerine rotasyon dayatması ve iş güvencesinin ortadan kaldırılması gibi pek çok sorun veliler, öğrenciler ve eğitimcilerde kafa karışıklığı, belirsizlik ve güvensizlik yaratmış durumda.
Bütün bunların üstüne iktidarın her dönem asıl sorunların üzerini örtmek için kullandığı başörtüsü yeniden gündemimize sokuldu.
Bu konu özellikle eğitim bağlamında ele alındığı için tartışma “çocuklara pedagojik yaklaşım, ailelerin çocukları üzerinde din ve vicdan kanaati tasarrufu hakkı” gibi başlıklarla tartışıldı. Peki konunun ilk muhatabı ve sorunun neye denk geldiğini ilk hisseden eğitim emekçisi kadınlar ne diyor? Çeşitli kesimlerden eğitim emekçisi kadınlarla yaptığımız tartışmaların satır başları şöyle:

KIYAFET DEĞİL ÖRTÜNME SERBESTLİĞİ
Eğitim emekçisi kadınlar, öncelikle yapılan değişikliklerin “kıyafet serbestliği” değil, “örtünme serbestliği” olduğunu, çocuk ve gençlerin nasıl örtünmesi gerektiğinin tarifinin yapıldığını belirtiyor. Zaten hallaç pamuğuna çevrilen eğitim sistemindeki bu son uygulamalarla öğrenci-öğretmen arasında, öğrenciler arasında, veliler arasında mezhepsel ve yaşam tarzı ayrımlarının ciddi şekilde derinleşeceğini söylüyorlar. Eğitimciler arasında çatışmalara neden olacağını, başı açık kız çocuklarının yaşıtı erkek çocukları tarafından -iktidardaki siyasi abiler örnek alınarak- ahlaki açıdan yargılanabileceğini, öğrencilerin başını örtmeyen öğretmenlerine de aynı bakış açısı ile yaklaşabileceğini düşünüyor. Bu durumun okullarda büyük çatışmaları beraberinde getireceğinden endişeliler.
Kadın eğitimciler, iktidarın uygulamalarının bununla sınırlı kalmayacağını, karma eğitime de yöneleceğini, kız erkek ayrı sınıfların oluşturulacağını düşünüyor.
Pek çok eğitim emekçisi, başörtüsünün çocuklar üzerinden tartışılmasının, 10 yaşında bir çocuğun özgür iradesi ile başörtüsü takabileceğinin düşünülmesinin bile sakıncalı olduğu noktasında hemfikir olsa da, böyle düşünmeyenler de var.
Başörtülü kadınlar, yaşadıkları baskı ve engellemelerden sonra konuyu başörtüsünün kendileri için önemi üzerinden tartışmaya meyilli. Başörtüsü serbestisinin kadınlar için bir “özgürlük” olduğunu savunuyorlar. Aralarında az da olsa “dün kendilerine laik diyen iktidarlar tarafından bizlere uygulanan baskıların bugün muhafazakârlar tarafından başka kadınlara yapılmasını doğru bulmuyoruz” diye ekleyenler de var. Başörtüsünün her fırsatta toplumu bölen bir mesele olarak öne sürülmesinden rahatsızlar, çünkü bu durumun başını örten ve örtmeyen kadınları sürekli olarak karşı karşıya getirdiğinin, hatta “düşmanlaştırdığının” farkındalar. Ancak duydukları rahatsızlığı yüksek sesle dile getirdiklerini söylemek, pek mümkün değil.   

NASIL TARTIŞMALI, NE YAPMALI?
İktidarın ilkokula kadar inen başörtüsü hamleleriyle yapmak istediği şeyin,  sadece emekçilere yönelik saldırıların üzerini örtmek için toplumu bölmek ve halkı yedeklemek olduğunu düşünmemek gerekir. İktidarın “Yeni Türkiye” tarifi içinde “dindar ve kindar nesil” yetiştirme hedefinden bağımsız yürütülmüyor bu politikalar. Yani on yaşında bir çocuğun başörtüsü takmasının kadın özgürlüğü, haklar, bireysel özgürlükler söylemi içinde tartıştırılıyor olmasının altında yatanı da görmemiz gerekiyor. “Kadın özgürlüğü” olarak tartışılan bu sorunun aslında nasıl da kadın düşmanı bir gelecek tasarımı olduğunu birlikte konuşmaya ihtiyacımız var.
Kadının nasıl giyineceğinden, kaç çocuk doğurması gerektiğine, nasıl sokağa çıkıp nasıl güleceğine kadar her şeye karışan iktidarın yürüttüğü bu tartışmalar, genel söylemlerle geçiştirebileceğimiz bir konu olmaktan çoktan çıktı. Eğitim emekçisi kadınlar, gerçek bir eşitlik ve laiklik talebiyle en geniş kadın kitlelerini ortaklaştıracak bir mücadelenin örgütlenmesi gerekliliğinde hemfikir. “Kadın ve özgürlükler düşmanı” uygulamalara karşı bir araya gelme fikrimiz ortak; artık meselemiz bu fikri somut eyleme ve örgütlülüğe nasıl dönüştüreceğimiz olmalı.

‘YENİ TÜRKİYE’NİN ‘YENİ KADIN MODELİ’
Kadın eğitimciler, iktidarın yıllardır eğitim alanına ve kadınlara yönelik politikalarının asıl hedefinin emekçileri, özellikle de kadın emekçileri kader, şükür, biat kültürü altında baskılayarak yönetmek olduğunu ifade ediyorlar.
İktidarın dört duvar arasından çıkmayan, en az üç çocuk doğuran, öyle çok da gülmeyen, “iffetini koruyan”, erkeklerle kati biçimde eşit olmayan, sermayenin ihtiyacı olduğunda esnek, güvencesiz, kuralsız, ucuz iş gücü olarak çalışabilen, hak aramayan bir kadın tarifi yaptığını ve sözü edilen “Yeni Türkiye”nin de bu tarif üzerinden adım adım kadınlar üzerinden hayata geçirilmeye çalışıldığını belirtiyorlar. AKP hükümetinin 12 yıllık iktidarı boyunca kadına yönelik şiddetin, tacizin ve tecavüzün, kadın cinayetlerinin katlanarak artmasının da rastlantı olmadığını, yürütülen tüm bu politikaların sonucu olduğunu vurguluyorlar.

10 YAŞINDAKİ ÇOCUK ‘ERİŞKİN KADIN’ MIDIR?
Eğitim emekçisi kadınlar, on yaşında bir çocuğun başörtüsü takabileceği düşüncesinin aslında bu yaştaki bir çocuğu erişkin bir kadın olarak görmelerinin sonucu olduğunu düşünüyor ve uygulamanın evrensel çocuk hakları beyannamesine aykırı olduğunu belirtiyor. Çocukların bu yaşlarda soyut kavramlarla değil somut kavramlarla karar verdiklerini, dış görüntü ile birbirlerini çok rahat biçimde yargılayarak suçlayabileceklerini dile getiriyor ve bu yaşlarda yaşatılacak bu derin ayırımların, kadına yönelik her türlü ayrımın derinleşmesinin de habercisi olduğu endişesini taşıyorlar. Ayrıca lise öğrencisi gençlerin bir kısmının başörtüsünü, ailesinin ya da toplumun baskısı ile kullandığına birçok kez tanık olduklarını da ifade ediyorlar.

ÖNCEKİ HABER

Devlet lütufkar sultan biz de onun kulları mıyız?

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa