05 Ekim 2014 17:48

Depresyona yeşil ışık yakmayın

Aşırı yargılayıcı bir iç sesle kadınlar gündelik hayatın sorunlarını çözmede yetersiz hisseder ve bu yetersizlik duyguları bir kısır döngüyle devam eder...

Paylaş

Yrd. Doç. Dr. Elif ÇELEBİ
Uzman Psikolog

Araştırmalara göre depresyon kadınlarda daha çok görülmekte.  
Ekmek ve Gül’ün bu sayısında sizinle kadınlarda depresyonun neden daha fazla görüldüğünü, aşamalarını ve risklerini görünür kılmaya çalışacağız. Bazı başlıkları genelleme pahasına da olsa, toplumsal cinsiyet ve psikoloji çalışmaları ışığında kadınları depresyona götüren faktörleri gözden geçireceğiz.
Bu faktörlerle sınırlı olmayan daha pek çok depresyon nedeni ve etkisi elbette sayılabilir. Bir çırpıda yazmanın mümkün olmadığı bu listenin öne çıkanlarını sizinle paylaşıyoruz.
İçinde bulunduğu durumun bu listede sayılanlarla benzerlikler taşıdığının ayırdına varan kadınlar sorunun çözümü için aslında ilk adımı atmış sayılırlar. İkinci adım ise bir uzmandan destek almaları olacaktır.  

EŞİTSİZLİK DEĞERSİZLİĞİ DOĞURUR
Hayatın tüm yükünü yüklenmek zorunda kalan kadınlar açısından birinci olarak ortaya koyabileceğimiz neden Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri. Bu eşitsizliğin hakim olduğu toplumlarda kadınların hayal kurmasına bile izin verilmez. Verilse bile bu hayalleri gerçekleştirmelerine destek verilmez. Erkekliğin yüceltildiği toplumlarda kadınların ekonomik ve sosyal anlamda ilerleme çabaları bir tehdit olarak algılanır. Kadınların bir çok konuda yaşadığı engellenmişlik hayal kırıklığı ve değersizlik duygusuna yol açar. Bunlara ek olarak, kız çocuklarında daha yaygın görülen çocukluk çağı cinsel taciz ve istismarın etkileri çocuklukta kalmaz. Yetişkinlikte özgüven eksikliği, değersizlik duyguları ve stresle baş etmede zorluklar şeklinde devam edebilir.

ŞİDDET DEPRESYONA DAVETİYE ÇIKARIR
Aile içi şiddet ve diğer sosyal sorunlar da depresyona davetiye çıkarır. Kadınlar sosyal ilişki kurma, ilişkilere duygusal yatırım yapma ve ilişkide empati gösterme açısından daha erken yaşlarda başlayan bir ilgi ve beceriye sahiptir. Fakat sosyal ilişkilere verilen bu önem, ilişkiler kötüye gittiğinde bedel ödemeyi gerektirebilir. İlişki sorunları, çatışma, anlaşmazlıklar, ve kavgalar kadınların bu konuda daha da çok kafa yorması, üzülmesiyle sonuçlanabilir.  

KADINLARIN İÇ SESİ GERÇEKTEN “BOZUK PLAK” MIDIR?
Kadınlar hem depresyon öncesinde hem de depresyon sırasında gündelik hayatın olumsuz durumlarını, sahne sahne kafalarında canlandırma konusunda daha çok zaman harcarlar. Bu sahneler canlandırılır, “sonra şöyle dedi, keşke ben de ona şunu deseydim, kimbilir kime anlatacak bunu, bana ters baktı, telefonuma yanıt vermedi, bana karşı tavırlı mı acaba” tarzındaki düşünceler bozuk plak gibi evrilir çevrilir, tekrar edilir. Bu düşünce tarzındaki sorun, genelde sorun çözmeye, ya da eyleme yönelik olmayıp olumsuz duygular oluşturmaktan öteye geçmemesidir. “Bozuk plak gibi sürekli herşeyi sorun ediyorsun” yaklaşımı ise kadının içindeki durumun hem kendisi hem de karşı tarafın anlamamasına da neden olan tepkilerden birisidir.

DÜŞÜNCE BİÇİMİNİN HAYATIMIZDA NASIL BİR ETKİSİ OLABİLİR?  
Otomatik düşünceler, düşünce alışkanlıklarımız duygularımız ve davranışlarımız üzerinde etkilidir. “Çocuklarımın başarısızlığı benim başarısızlığım anlamına gelir”  diye düşündüğümüzde, çevresel faktörlerden bağımsız bir yaklaşım sergilemiş oluruz. Oysa ki çocuğumuzun başarısı yada başarısızlığı, mevcut sistem içerisinde aldığı eğitim ile ilintilidir. Başarısızlığı kendinize mal etmeniz, başarıyı içsel ve kişisel nedenlerle açıklama eğilimi risk faktörlerine örnek gösterilebilir. Benzer şekilde, siyah-beyaz düşünce biçiminde durumlar, mükemmel/ideal ya da felaket olarak kodlanır ve ikisi arasında gri renklere yer verilmez. Bunlarla sınırlı kalınmaz, üstüne bir de iç sese kulak verilirse ortaya “aşırı eleştirel iç ses” çıkabilir. Bunun sonucunda bir türlü kendini ve yaptıklarını beğenmeyen, aşırı eleştirel ve yargılayıcı bir iç ses ve değersizlik duyguları ortaya çıkar.  Bu tarzda düşünen kadınlar sosyal mukayese yaparak kendilerinden daha iyi durumda olan insanlara yönelik kıskançlık duygularının da etkisinde kalabilir. Aşırı yargılayıcı bir iç sesle kadınlar gündelik hayatın sorunlarını çözmede yetersiz hisseder ve bu yetersizlik duyguları bir kısır döngüyle devam eder. Ya da başka türlü bir etki ile kendilerini kurtarıcılık merkezine koyan kadınlardan birine de dönüşebilirler.
Önemli risk faktörleri yanında “kurtarıcı” rolünü hayatının merkezine almış, etrafındaki insanların sorunlarını çözen, kendisini başkaları için feda ettiğine inanmış bir grup kadından da bahsedebiliriz. Kurtarıcılar kendileri yardıma ihtiyaç duyduğunda etrafındaki kimseyi bulamayabilir, çünkü etrafındakiler kurtarıcının çok güçlü olduğuna inanmıştır. Bazen, bu kadınlar yardım istemeyi zayıflık olarak görebilir ve ihtiyaçlarını ifade etme konusunda çekingen davranabilirler.

ÖNCEKİ HABER

Kendimiz yaptık size yıktırır mıyız?

SONRAKİ HABER

AKP’li vekil Şirin Ünal, Kadiroava’nın sorulmasına “suçlama ve linç girişimi” dedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa