05 Ekim 2014 09:50

Gezi Parkı benim çocukluk bahçemdi

Gezi direnişine dair 5x10 metre tek parçalık tuval üzerine devasa bir yağlı boya resim yapan Ressam Haydar Özay ve 30 yıl Gezi Parkı’nın başbahçıvanlığını yapmış babası Cemal Özay ile 'o günleri' konuştuk. Gezi’nin de mimarlarından Mücella Yapıcı ve Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk de söyleşimizin konuğu oldu.

Paylaş

Ayşen GÜVEN

O Haziran’ın bir başka sıcak geçtiği Gezi Parkı Direnişi Günleri... Kimileri nostaljisine kimileri eleştirisine doymadı hala. Geriye ne kaldı sorusu farklı farklı yanıtlansa da bolca edebiyat, sinema, tiyatro, müzik, fotoğraf, resim kaldığı bir gerçek. “Sanat kaldı çokça mirim, sanat, daha ne olsun” diyenlerdenim. Ressam Haydar Özay birçok çalışmasıyla eserleri karşısında şapka çıkarttırmış; ve yine büyülüyor. O güzel isyanın tadı, kayıpları, kazanımları bir esere dönüşüyor ve  5x10 metre tek parçalık tuval üzerine devasa bir yağlı boya resim oluyor. Ressama bu çalışma için Gezi Direnişi kadar 30 yıl Gezi Parkı’nın başbahçıvanlığını yapmış babası Cemal Özay da ilham olmuş. İçindeki yaratıcılık direnişten ve Gezi Parkı’ndaki ağaçları elleriyle diken babasından, onun ekip-diktiği ıhlamurdan, menekşeden patlamış koskocaman bir hikaye, bir resim olmuş. İçine girdiğinizde Berkin’le, polis barikatındaki piyanistle, yaranızı bantlayan doktorla, kırmızılı kadınla, ağaçla, suratınıza talcidli süt sıkan direnişçiyle... herkesle karşılaşabilirsiniz. Bir resime bakmak bazen gerçekten bir yolculuk, belki nostaljisinden ziyade peşine yeniden düşelim diye. Ressam Haydar Özay ve babası Cemal Özay’la konuştuk, resmin gerçekleşmesine imkan yaratan Mimarlar Odası’ndan ve Gezi’nin de mimarlarından Mücella Yapıcı ve Şube Başkanı Sami Yılmaztürk de söyleşimizin konuğu oldu. Bu arada resim hala sürüyor, tıpkı göz kırpan günler gibi... Ve sizi de bekliyor!

Gezi Direnişi çok sayıda kitaba, şarkıya, tiyatro oyununa, belgesele ilham oldu. Hatta hala da olduğunu söylemeliyiz. Bu güzel olduğu kadar yeni bir çalışma için risk de olabiliyor zaman zaman. Siz bu koskoca Gezi resmini neler düşünerek yapmaya başladınız? 

Gezi’yle ilgili, sonrasında da epey düşündüğüm bir çalışmaydı bu resim. Ve işte sizde görüyorsunuz, bu boyutta bir resme mekan bulmak çok zor. Yani tek parça 50 m2 lik bir tuval bu. Bunu bir mekana sığdırmak çok zor. 1 yıla yakın önce resim için hazırlık yaptım bir yandan da mekan arayışındaydım. Mimarlar Odası’yla, Mücella Hanım’larla 2007 yılından tanışıyordum. Yer bulmakla ilgili yaşadığım sıkıntıyı onlarla paylaştım ve Mücella Yapıcı resmi burada yapmam için davet etti. Sonra Mimarlar Odası’nın Yönetim Kurulu’nun da onayı ve desteği ile bu yaz, bu terasta Gezi ve sonrasını anlatan bu resme bir atölye oluşturdum. 

Tek kişilik bir atölye bu anladığım kadarıyla? 

Evet tek kişilik. Ama resmi ziyaret edenler, fikir verenler, farklı farklı bir sürü insanın eleştiri ve önerileriyle kollektif bir şey yapmış oldum. İnsanlar tarafından resmin hem de yapılış aşamasında çok takdir görmesi beni çok daha fazla motive etti. 7 yaşında bir çocuktan 60 yaşında bir profesöre kadar güzel övgüler yan yana geldiği zaman resmin iyi gittiğini siz de hissediyor oluyorsunuz. 

Bu boyutta bir tuval çalışmanın yer bulmaktan başka ne gibi zorlukları oluyor? Valla bizim gözümüzde çok büyük bir iş.

Bu terasın başka bir duvarındaydı resim, sonra buraya getirdik. 2 ay diğer duvarda çalıştım. En büyük zorluk bu rüzgarlı yazda o tarafın çok esmesi oldu. Böyle bir yazı hiç hatırlamıyorum; çok rüzgarlıydı, resim sürekli sallanıyordu, resmi istediğimiz gibi kuramadık... Yağmurdan, rüzgardan korunmak için resmin üzerine örtmüştük ve ben onun içinde çalışıyordum. Resmin bütününü görmeden, biraz sezgiyle bir doğaçlama duygusuyla ilerlettim. Yaşadığım en büyük zorluk, resmi nerdeyse hiç görmeden bir noktaya getirmem oldu anlayacağınız. 

Gezi Direnişi’nin hayatımızda bıraktığı iz kadar sizi bu resmi yapmaya sevk eden bir başka şey daha vardı? 

Tabi diğer güçlü ilhamım da babam oldu. Babam o parkta 79’dan beri çalıştığı için, oranın başbahçıvanı olduğu için Gezi Parkı bizim çocukluk bahçemiz gibiydi. Ailece giderdik çocukluğumuzda, sonrasında da hep parkta otururduk, oradaki ağaçların altı hep güzeldi. Babam da bu resmi yapmamı çok istedi. Çok da destekledi beni. Elbette bir sanatçı olarak bu tarihsel direnişten çok etkilendim. İkisi birden motivasyonum oldu. 

Babanız parkın mimarlarından yani. Öyleyse size iyi tüyolar da vermiş olmalı? 

Doğrusu evet. Biraz baba sözü dinleyerek, onun da eleştirilerini gözeterek çalışıyorum. Resmi bir anlamda da babam için yapıyorum. Zaten o benim resim çalışmalarımı hep destekledi, takip etti. Şan Tiyatrosu’ndaki resim süreçlerimi de izlemiştir Babam. Biz köy kökenli bir aileyiz ve benim annemin, babamın hoşgörüsü de bir köy çocuğunun ressam olmasına yol açtı. Birçok eğitimli aileden daha çok destek veriler bana. 

KUTU: BAHÇE TOPRAK, ÇİÇEK, AĞAÇTIR. BETON DEĞİLDİR!

Siz bahçıvanlığı sever miydiniz? Yoksa ekmek parası mıydı ? 

Cemal Özay (Ressamın Babası): O zamanlar ben, iş olarak Park-Bahçeler’e hevesle girdim. Köyden geldiğim için; doğayı, toprağı sevdiğim için isteyerek çalıştım hep. Sonra da işi yaptıkça bahçıvanlığın ne olduğunun, bahçeye nelerin lazım geldiğini öğrendim. Severek uğraştığım için bahçe işleri bana huzur da veriyor. Bahçe dediğinizde toprak, çiçek, ağaçtır. Bahçe beton değildir. 

Direniş günlerinde Parka da gitmiş olmalısınız? 

Birkaç sefer gittim olaylar sırasında. Orayı her görüşümde Haydar’a dedim; “Buranın resmini yapman lazım. Burda bizim büyük hatıralarımız var, senin çocukluğun var, benim orda 30 yılım geçti” dedim. Bir sürü uğraşımız, emeğimiz var Park’ta. 70’lerde Taksim’in bir doğası vardı. Şimdi hep beton yığını oldu. Mesela 20 yıl evvel diktiğin ağaca bakıyorsun yerinde yok. Bu tabi insana hüzün veriyor. Orda bir köprü vardı şimdi o köprü yıkılmış. Oysa bunların hepsinin bir anlamı var. Bir de ben o parkı ilk gezdiğim zaman Haydar’a dedimki; “Bu park kurtulur” dedim. O insanların Gezi Parkı’na sahip çıkacağını hemen anladım. 

Oğlunuzun resmi bitmeye yakın. Şimdi birlikte bakıyoruz resme, siz nasıl buldunuz? 

İyi yapacağını zaten biliyordum. Güveniyordum. Çok güzel. Bu resme bakıyorsun, kapılıyorsun, içine çekiyor seni. Hep başka başka şeyler görüyorsun. 

Anneler-babalar çocuklarını pek ressam, müzisyen olarak hayal etmez. Şimdi destekledim, güvendim dediniz. Resimle ilgilenmeye başladığından beri bu böyle miydi? 

Onun yaptığı önceki resimleri de hep takip ettim. Benim sendikama işçi resimleri de yapmıştı. Bizim aile resimlerimizi falan da yaptı Haydar. Görseniz capcanlı. Fotoğraf zannedersiniz. Resimde çok yetenekli. 

TAKSİM DAYANIŞMASI BU RESMİN ASILI OLDUĞU SALONDA KURULDU

Haydar Özay hem odanın hem sizin katkınızı anlattı. Gezi Direnişi’nin, Taksim Dayanışması’nın da parçası olan Mimarlar Odası ordan doğan bir resme de tuğla ekliyor. Gözlerinizin önünde büyüyen bu resim size ne düşündürüyor?  

Mücella Yapıcı (Yüksek Mimar): Böyle olağanüstü bir resmin burda olması inanılmaz bir onur bizim için.Üstelik Türkiye’nin olağanüstü bir dönemini yansıtan bir resmin Mimarlar Odası’nda, gözümüzün önünde inşa edilmesi, hayat bulması ayrıca çok heyecan verici. Onun için Haydar Özay’a teşekkür borçluyuz. Ayrıca buranın bir özelliği var, Taksim Dayanışması bu resmin asılı olduğu salonda başladı, 15 Şubat 2012’de. Burada 50 kurum ve kuruluş toplanıp bu projeye karşı mücadele etme kararı verip Taksim Dayanışması adını aldık. O salonun cephesinde bu resmin yapılmasını çok büyük bir heyecanla izliyoruz. Sanıyorum birkaç rötuşu kaldı. Bu resmin öyküsü, kitap gibi. Buradan ben herkese buranın açık olduğunu ve bu maceraya katılmak isteyenlerin gelip bu resmin en azından rötuşları bitmeden ressamını çalışırken görmelerini, resim hakkında ressamıyla sohbet etmelerini tavsiye ediyorum. Yoksa çok üzülürler. 

“BU RESME EV SAHİPLİĞİ BİZE DÜŞERDİ”

Mimarlar Odası her zaman bir kültür-sanat mekanı özelliği de taşımıştır. Yine bir sanat çalışmasının hem üretimine destek oluyor hem de sergileme olanağı sağlıyorsunuz. Tabi konusu itibariyle oda için yeri ayrı galiba?

Sami Yılmaztürk(Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı): Mimarlık bir sanattır, kültürün ifadesidir ve diğer sanatlardan farklı olarak bizzat yaşamın içinde bir sanattır. Fiiliyatı olan yapıyla, yapıyla ortaya çıkan sanatın insanla, toplumla buluşan bir yanı var, diğer sanatlardan farkı var. Meslek odasıyız, mimarlık sanatını desteklediğimiz gibi bizim mesleğimizin dışında da birebir mimarlığın parçası olan heykel, resim gibi sanatlarla da her zaman birlikte çalışmayı ve onlara destek vermeyi görev biliyoruz. Sevgili Haydar Özay da Gezi’yle ilgili resim yapacağını ve boyutlarını söyleyince bizim mekanın çok uygun düşeceğini düşündük. Hem içeriği hem de biçimi itibariyle bu esere ev sahipliği odamıza düşmeliydi zaten. Gezi Direnişi tüm Türkiye’ nin modern insanının bir eylem biçimiydi. Bu resmin de o tepkiyi, özgürlüğü, hak arayışını, direniş mücadelesini yansıtacağını düşünüyoruz. 

HAYDAR ÖZAY KİMDİR?

Ressam Haydar Özay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümünden 1996’da mezun oldu. 2006-2007 yılında metruk Şan Tiyatrosunda "Büyük İstanbul Resmini" tamamladı. Farklı malzemeye olan ilgisini, 2010 yılında yapmış olduğu, 40 parçalı "Kağıt Akrilikleri" adlı eserine yansıttı.

2013 Haziranı, Gezi Direnişi sonrası yapmış olduğu bir yıllık hazırlığın ardından, 1 Haziran 2014’te, TMMOB Karaköy şubesinde, " Gezi Resmi " için atölye oluşturarak, çalışmaya başladı.

RÖPORTAJIN VİDEOSU:

ÖNCEKİ HABER

Dünyanın bütün hayvanları, birleşin!

SONRAKİ HABER

Mersin'de bisiklet fabrikasında yangın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa