Dünyanın bütün hayvanları, birleşin!

Dünyanın bütün hayvanları, birleşin!

'Eşek' derken affedersin çeken adam başka bir zaman aynı şeyi 'Ermeni' derken yapabilir. Kürkü veya yağı için öldürdüğü hayvanlara yaptığı muameleyi aynı para hırsıyla toprağın altında kalan yüzlerce işçi için yapabilir. Hayvan yerine konulan bizler, başka türlerdeki dostlarımızı unutmamalıyız.

Hakan ERDOĞAN

Sabah namazından sonra hazırlayıp yatırmıştım onu dizlerimin üzerine. Kurban ya; fark etmiş olacağı, bırakmıştı kendini. Kara güzeli gözlerinde ırmakları, ovaları, dağları bırakmıştı. Bırakmıştı ayakta durmaları, yürümeleri, koşmaları. Yemeleri, içmeleri bırakmış ciğerlerine çektiği biraz nefesten başka bir şeyciği kalmamıştı. Bir besmele uzaktaydı çile.. Bir besmele uzaktaydı Tanrı... Bir besmele uzaktaydı ki bıçak, yumuşacık etine değdi mi akan kan bizi daha da yakınlaştıracak... Tutup sevdim boynunu. “...paylaşacağım seninle bu macerayı, üzülme” dedim. Dedim “...korkma, içinden sıyrılıp çıkan can beni de götürüyor o yerlere...”. İşimiz bittiğinde gökyüzü açılacaktı her ikimize. 

Kınalı bir kaptırırsa kendini rüzgârın uğultusuna fayda etmez fırlatır atarsın kavalı, kızıp köyde seninle geçtikleri alaya. Bir koymaya gör ellerini keçinin kafasına, belki günlerce yorulmaz itelemekten. Buzağısı da varsa hele sarıkızın yanında, çıkaramazsın ahırından bin bir güçlükle bile. Bir inat ki bir inat! Hele şu deve milleti.. Şöyle çöktü müydü azıcık tuzsuz kalanı yere; kervan döner dolaşır da dünyanın çevresini, gelip bulur yine onu oturduğu yerde. İnsan da inatçıdır ya. 

Beterdir hepisinden hemi de. Kötüdür hem koyunun, keçinin olamayacağı kadar. Dana ve deve bütün samanı bitirene kadar düşünseler bulamazlar insanın şeytani icatlarını. Sonu gelmez şiddetinin içine Allah’ı koyar da yine öldürür insan, Allah’a yaklaşmak için kurbanlar verir.

Kutsallık, farklı olanı, kendinden olmayanı yok etmek isteyenlerin elinde peyda olan yegane silahtır çünkü. Naziler için de bu böyleydi, IŞİD için de aynı şey geçerli. Gelecek dönemlerde yine böyle karanlık bir güç zulme başlayınca kutsallık aynı şekilde yürürlükte olacak. Şiddet dolu beyinlerde hızla çok eskilerde kalmış bir hayal kırıklığına dönüşür Tanrı ve “öldür” der. Kendini her şeyin merkezine koymuş, yıkıcılığa doyamamış dimağlar, ancak Tanrı’yla ürkütmeyi, Allah korkusuyla sindirmeyi düşünürler. Kutsallık ve Tanrı fikri nasılsa hep en acımasız duraklarında eşlik etmiştir insanlara.

Bu coğrafyada bayram olarak kutlanan etkinlikte ise gıda paylaşımı konusu bir sosyal dayanışma unsuru olarak ortaya konulur ve işin şiddet amaçlı geliştirilen siyasi boyutu arka planda bırakılır. Oysa İbrahim peygamberin öyküsünden de anlaşılacağı gibi, Allah ile yapılan anlaşmada diplomasi, farklı olanın öldürülmesi üzerine kuruludur. Cihat edilirken, günahkarlar itinayla temizlenirken ve din düşmanı bozguncular cezalandırılırken yaşatılan şiddet yine Allah adına kurban bayramlarında uygulanan biçime benzer. Kendine benzemeyene yaşama hakkı verme! 

HAYVAN PROLETARYASI

Canlıların sınıflandırılması ile ilgili yapılan en eski çalışma Aristo’ya ait. Yaşam formları üzerine onun yaptığı taksonominin çelişkilerle dolu olduğu ve yeterli olmadığı anlaşıldıktan sonra yapılan pek çok deneme ile 18. yüzyılın sonlarında Carolus Linnaeus’un son şeklini verdiği ve kendi ismini taşıyan sınıflandırma uzun süre geçerliliğini korudu. Ancak, bugünkü taksonomide sayısız türde hayvan halen sınıflandırılamaz ve isimlendirilemez durumda olmayı sürdürüyor. Bilim canlılığın sonsuz çeşitliliği karşısında çaresiz kalmış halde. Hayvanlar alemi diye bir şey var mı, biz neredeyiz, bunlar bile belli değil. 

Bu noktada, Deleuze ve Guattari’nin felsefedeki kavramlara bakışını kendimize hayvanlara uyarlamamız işe yarayabilir. Zira, canlıları biyolojiye hapsederek tasnif etmeye çalışan anlayışın ciddi bir yardıma ihtiyacı var. Deleuze ve Guattari’ye göre kavramlar ne yaptıklarıyla da tanımlanmalıdırlar; olabilirlikleri, davranışları, ilişkileri ve  işlevleriyle. Sabana, pulluğa koşulmuş bir beygir öküze daha yakınken her gün özenle yiyip, içen ve antrenman yapan bir yarış atı ünlü atlet Ben Johnson’a benzer. Güzel kokulu şampuanlarla yıkanıp, kokular sürünen ve kuaförden çıkmayan bir kaniş köpeği sosyetik bir kadın gibiyken, bazı sirk hayvanları en yetenekli hokkabazları aratmazlar. 

Biz insanların bilimsel tanımıyla “Homo sapiens” (akıllı insan) denilen türün içinden de farklı hayvan türlerine yakın çok fazla birey çıkar. Yer diplerinde ölümün kucağına bırakılan işçiler, en zor iklim koşullarında elleri, ayakları parçalanarak çalışan çiftçiler, köylüler hem tasnifi hem yönetimi üstlenen sınıflar tarafından pek insan gibi görülmezler, insan yerine konmazlar. Onların konumlandıkları yer artık ekonomi-politik açısından tanımlanamayacak kadar uzaklara düşmüştür. Her tür elem ve ıstıraba katlanmakta beis görmeyen biz bataklık insanları, biz hor görülmüşler, biz her umudunu intihara tahvil etmek isteyenler bilmeliyiz ki, bizi dışlayanlardan çok daha yakın olduğumuz ama başka türlerin mensubu olan emekçiler, ezilenler de vardır. 

“Eşek” derken affedersin çeken adam başka bir zaman aynı şeyi “Ermeni” derken yapabilir. Kürkü veya yağı için öldürdüğü hayvanlara yaptığı muameleyi aynı para hırsıyla toprağın altında kalan yüzlerce işçi için yapabilir. Kurban bayramında binlerce hayvanı öldüren zihniyet, aynı ahlak anlayışı ve namusuyla her gün onlarca  kadının canına kıyabilir. Fonksiyonel olarak insan gibi olmadıkça, insan gibi yaşamadıkça herkes kurban edilir. Ve öyle de oldu..

Direniş alanlarından, sokaklardan zorla koparılmış kuçular, zorla işbirlikçilere dönüştürülen pisiler, ezilen türlerin hepsinin sınıf mücadelesi içindeki yerini görmemizi engelleyebilir. Lakin, hayvan yerine konulan bizler neo-liberal politikalardan, ekolojik cinayetlerden ve şimdi de kutsallıktan çok daha fazla etkilenen başka türlerdeki dostlarımızı unutmamalıyız. Devrim, proletaryanın bütünleşmesi ile mümkün olabilir. Bundan böyle onların patileri bizim patimiz, onların toynakları bizim toynağımızdır. Güzel günler hayvanlarla birlikte kucaklanacaktır.

www.evrensel.net