05 Ekim 2014 09:38

Hıristiyan komşularımızın kurbanları

Sennur Sezer'in yazısı... Hemen söyleyeyim bütün dinlerde oruç olduğu gibi kurban da vardır. Yahudiler ilk kurbanlarını sunakta yakarlardı. Sonra din adamlarının yöneltmeleriyle kurallar değişti.

Paylaş

Sennur SEZER

Sevgili gazete ve televizyon çalışma arkadaşlarımın en yaşlısı benim. Bu yüzden tarihle ilgili konuları yazmak hep bana düşüyor. Ben de her ne kadar Hazreti Adem’i görmemişsem cenneti, Nuh’u görmediysem aşureyi yazıyorum. Bugün anlatılması gerekli tarihi kişi İbrahim-Abraham.

Kurban sözcüğünün Yaradana yakın olmak anlamına geldiği söylenir. Tek tanrılı dinlerin atası Peygamber İbrahim (Abraham) bugünkü kurbanın ilkini kesmiş olandır. Bu kurban insan kurbanından hayvan kurbanına geçişin de ilkidir. İbrahim adamış olduğu için oğlunu Tanrısına kurban etmek istediğinde gökten bir koç inmiş. Bu oğul Müslümanlara göre İsmail, Musevilere göre İsak’tır. İsmail’in annesi Mısırlı bir köle olan Hacer, İsak’ın annesi Yahudi  Sare’dir.  Yahudilikle Müsümanlığın akrabalık ve ayrım noktası üstünde durmak niyetinde değilim. Ama Yahudi olmak için Yahudi anneden doğma gereğinin nedeni budur.

Hemen söyleyeyim bütün dinlerde  oruç olduğu gibi kurban da vardır. Yahudiler ilk kurbanlarını sunakta yakarlardı. Sonra din adamlarının yöneltmeleriyle kurallar değişti.

Günümüzün  kurbanları büyük şehirlerde satış merkezlerinde de kesiliyor. Size paketleyip veriyorlar (Yalnız sığırda paylaşım kurbanının neye göre paketlendiğini anlayamıyorum). İslam kurallarına bakarsanız onlar şöyle : 

*Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak bölünür. Ancak bir ailenin fertleri için kurban edilen hayvanın etini bölmek gerekmez. 

Ortaklaşa kurban kesenler kurban etini tamamen yoksullara ya da bir hayır kurumuna verecek olurlarsa yine kurban etini bölmeleri gerekmez. 

*Şayet kurban kesen kimsenin çoluk çocuğu kalabalık, hali vakti de çok iyi değilse bu takdirde kurban etini sadaka ve hediye olarak dağıtmayıp, tamamını çoluk çocuğu için alıkoyması daha uygun olur. 

Kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak ya da  kendisi ve çoluk çocuğu için alıkoymak caizse (dine uygunsa) de,  en uygun olanı, kurban etini üçe bölüp, birini kurban kesmeyen yoksullara sadaka olarak dağıtmak, bir bölümünü de akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de kendi çoluk çocuğu ile yemektir. 

*Bu arada hatırlatalım  Kurban etinden Müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir. 

ECDADIMIZIN BAYRAMLARI

Hani günümüzde ecdadımızı anmadan neredeyse soluk almıyoruz ya, gelin birlikte bir  tarih gezisi yapalım.

Tayyarzade Ata Bey Enderun Tarihi adlı kitabında  saraydaki bayramları şöyle anlatır:     

“Silahtar Ağa ile Çuhadar Ağa atlarından inip ileri geçerler ve padişahı, Babüssa’de önünde istikbal ederlerdi (karşılarlardı).Padişah, Divan çavuşlarının alkışları arasında atından iner, Babüssa’de’den içeri girer, sadrazam, vezirler ve alayda bulunan sair zevat,(öteki kişiler)  kubbe altına giderlerdi. 

Orada padişah tarafından kendilerine mükellef bir ziyafet verilirdi.Bu sırada Yeniçeriler de orta kapıdan içeri girerler, saray mutfakları önünde kendileri için hazırlanmış taslar içinde çorbaya seğirtirlerdi.Çorba içmek için koşarak gitmek anane idi”.

Kurban bayramlarında bir başka gösteri vardı; “saraya kesilecek kurbanlardan bir ya da birkaçını bizzat padişahın kesmesi  gelenekti. Padişah namazdan dönünce Enderunda Hırka-ı Saadet dairesi önündeki şadırvan yanında kurban kapısı denilen yere konulmuş bir iskemleye otururdu. 

Silahdar Ağa, padişahın keseceği koçları getirir, duası edilir, Hazinedar Ağa’nın getirdiği tülbentlerle hayvanların gözleri bağlanır ve yine Hazinedar Ağa padişahın beline bir futa sarardı. Bıçakçıbaşı bir gümüş tepsi içinde bıçakları getirir, baş lala bunlardan birini seçerek padişahın eline verirdi. 

Kurban eti saray kapılarına, baltacı, haseki, kozbekçi, sakalar, kuşhane, helvahane, odun ambarı, has fırın ve kayıkçı ocaklarına dağıtılırdı.” 

Şimdi mecliste ve benzer makamlarda  kurban kesme törenleri bekliyorum gibi bir izlenim edinebilirsiniz. Valla pek fena olmaz.

BİR DE ERMENİ KURBANI 

Ermeni cemaati Ağustos ayında, Sevgi Sofrası adıyla yılda bir kez bir dayanışma yemeği veriyor, Pazar sabahı ayinden sonra birlikte kurban eti ve pilav yenip bağış toplanıyor. 

Takuhi Tovmasyan, Aşçının Kitabı’nda Beykoz Surp Nigoğayoz Kilisesinin sevgi sofrasını, hazırlayanlardan biri olarak anlatır: 

“(...) Kilisenin sevgi sofrası için kurban edilecek koyunlar üç beş gün kilisenin bahçesinde misafir edilir, çocuklar tarafından sevilir, beslenirdi. Derken, cumartesi akşamüstü, kısa süren bir ayinden sonra, koyunlar semtin kasabı tarafından kurban edilirdi.(...).

Bir yandan da haşlanan etler tepsilere alınır, büyükler elleri yana tutuşa, etleri kemiğinden, yağından ayırır, didik didik eder, tuz ve karabiberle harmanlardı. Et suları tülbentten süzülüp ertesi gün pilav pişirmek için serin bir yerde saklanırdı.”

Kan akıtılmadan kurulan emek sofralarında sevinç aşlarını çoluk çocuk paylaşmak dileğiyle, inanan inanmayan herkese güzel günler diliyorum.  

ÖNCEKİ HABER

Reis-i Cumhur’dan öğreneceklerimiz...

SONRAKİ HABER

Büyük şirketlerin kredi borçları yeniden yapılandırılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa