05 Ekim 2014 06:00

‘Bir Onur Mücadelesi’

Bir yandan hükümet yetkilileri Türkiye için “Ekonomisi hızla büyüyen 10 ülke” reklamı yapmaya devam ederken öte yandan; ilaç, reklam, metal sektörleri üzerinde yükselen “büyük ekonomi” den kadın işçilerin payına düşen, örgütsüz ve haklardan yoksun çalışmak. MT Reklam ve Deva İlaç Fabrikası’nda uzun süredir direnişte olan kadın işçilerin anlattıkları ise denklemi hemen kurduruyor. Bu “hızla büyüyen ekonomi” kadın işçilere; tırpanlanan haklar, işten atılma tehdidi ve aşağılama olarak geri dönüyor. Nasıl mı? Sendikalı olmak istedikleri için işten atılan MT Reklam işçisi Bahar ve Deva İlaç işçisi Zeynep anlatıyor...

Paylaş

Duygu AYBER
Müslime KARABATAK


Bir yandan hükümet yetkilileri Türkiye için “Ekonomisi hızla büyüyen 10 ülke” reklamı yapmaya devam ederken öte yandan; ilaç, reklam, metal sektörleri üzerinde yükselen “büyük ekonomi” den kadın işçilerin payına düşen, örgütsüz ve haklardan yoksun çalışmak. MT Reklam ve Deva İlaç Fabrikası’nda uzun süredir direnişte olan kadın işçilerin anlattıkları ise denklemi hemen kurduruyor. Bu “hızla büyüyen ekonomi” kadın işçilere; tırpanlanan haklar, işten atılma tehdidi ve aşağılama olarak geri dönüyor. Nasıl mı? Sendikalı olmak istedikleri için işten atılan MT Reklam işçisi Bahar ve Deva İlaç işçisi Zeynep anlatıyor...

Sizi direnişe iten sebepler nelerdi?
Bahar Gök: İnsanca bir yaşam ve insanca bir çalışma şartları, çalıştığımız fabrikada bize söylenilen ücretlerin verilmemiş olması, çalışırkenki temel ihtiyaçlarımızın karşılanmaması ve taleplerimizi dile getirdiğimiz zaman bize sergilenen üslup. Yani sadece ekonomik olarak  değil, onurumuzu zedeleyecek davranışlar bizi örgütlü bir mücadeleye sevk etti. Yaklaşık 1 yıl önce bu nedenlerle bir araya geldik. 13 Mayıs itibariyle yürüttüğümüz çalışma örgütlü sayının tamamına ermesi sonucunda, Çalışma Bakanlığı’nın yaptığı tespit kağıdının fabrikaya ulaşmasıyla birlikte patron işimize son verdi. 19 işçiyi kapı önüne iten süreçte işten çıkarmalar devam etti. 110 işçi Düzce ve Gebze olmak üzere işten atıldı. Tüm olanaksızlıklara rağmen direnmeye devam ediyoruz.

Zeynep Cantürk: Deva’da çalışma koşulları kötü. Ben 15 senedir çalışıyorum. 4 senedir de 2-3 kişinin yaptığı işi yapıyorum. Bütün işçilerin durumu böyle. Kimse kimseyle iletişim dahi kuramıyor yoğunluktan dolayı. Bu nedenlerle 90 günü aşkın bir süredir direniş, her türlü bakıya rağmen kararlılıkla sürüyor ve sendika içeri girene kadar da sürecek.

SENDİKAYA DEVA’YA GİRENE KADAR MÜCADELE SÜRECEK

2010’a kadar Petrol-iş Sendikası Deva İlaç’ta örgütlüydü, Zeynep sen o süreçte sendikalı mı çalışıyordun?
Z.C: 10 yıl sendikalı çalıştım. Sendikalı çalışmanın daha iyi olduğunu kardeşlerimden dolayı biliyordum ki kendim isteyerek sendikalı oldum. Sosyal haklarımız da iyiydi. Kreş hakkı vardı mesela, 4 ayda bir ikramiye, izin parası, 24 gün yıllık izin... Patron bireysel sözleşme imzalatınca hepsi gitti. Şimdi ise sendikal faaliyetten dolayı 24 işçi çıkarıldı.

Şu da var sendika oradaki direnişi bitirdiğini açıkladı. Ama siz buna rağmen direniyorsunuz orada. Ne söylemek istersiniz?
Z.C: Direniş alanında bekleyen 24 arkadaşımız var. İşverenin o kadar baskısı vardı ki, “Sendikaya üye olmayın, sendikal faaliyette bulunmayın” gibi vaatlerde bulunuyordu. Para bile teklif etti. Kabul etmedikleri için hala direnişteler. Sendika Deva’ ya girene kadar da orada kalma kararı aldılar.

‘FAZLA MESAİ SOSYAL HAYATTAN UZAKLAŞTIRDI’

Peki, bütün bu kısıtlanan bu haklar kadın işçilerin hayatına nasıl etki ediyor?
B.G: İçeride çalışırken elbette daha yoğun hissediyorsunuz. Bir ay boyunca çalışıyorsun, mesaiye kalmamak gibi bir lüksün yok. Baktığınızda yasalarda artı mesaiye kalmak çalışanın tercihine kalmış, ama üretim müdürü oradan “Ne demek kimse kalmıyormuş?” diye bağırdığında mecbur kalıyorsunuz. Ona rağmen 40- 60 saat arası mesai yapan işçiler, 200- 250 lira ücret alıyor.

Ayrıca içerideyken kıt kanaat geçinirken, şimdi daha büyük ekonomik sorunlarla boğuşuyoruz. Bir arkadaşımız sürekli olarak, “Burada aç da kalabilirim ama bana amirlik taslayan kimse yok. Burada bana hakkımı öğreten insanlar var. Bizim burada hiçbir şey yapmadan oturmamız bile patronlara haddini bildirecek” diyor. Bence bu çok önemli bir yerde duruyor.

Direnişte dayanışma duygusu da oluyor öyle değil mi?
B.G:
Zaten direnişte en büyük kazancımız, içerideyken yıllardır ayrı bölümlerde çalışıp birbirini tanımayan işçilerin direniş çadırında birbirini tanımaya başlaması.

Bir taraftan fabrika dışında verilen bir yaşam mücadelesi var öte yandan asgari ücretin altında ücretlerle geçinmeye çalışıyorsunuz. Gündelik yaşamınız nasıl?
B.G: Sürekli ertelediğimiz ihtiyaçlarımız oluyor elbette. Özellikle çocuğu olan arkadaşlarımız “Durum böyle” diye açıklayamıyor, “Bekle evladım” denilerek çocukların istekleri erteleniyor.

Örneğin izin gününüzde dinlenebiliyor musunuz? Sosyal yaşantınız nasıl?
B.G:
Olmuyor işte... Zaten örgütlenirken de işçilere söylemeye çalıştığımız sorunlardan biri de buydu. Akrabalık ilişkilerimizi bile tüketmeye başladık. Ya düğünlerde ya da cenazelerde bir araya gelebiliyoruz. Çünkü sürekli fazla mesai yapmak zorunda kalıyoruz.

Ek mesailerle birlikte haftalık kaç saat çalışıyorsunuz?
B.G:
İşe başladığımda 2 hafta boyunca hiç aralıksız 12 saat çalıştım. “2 hafta sonra bitecek” denildi. Mesai haftada 2-3 güne düşürüldü. İşe başlarken mesaiye kalmak istemediğimi söylemiştim. “O konuda sıkıntınız olmasın. Burada sürekli mesai olur, rahat edersiniz” diyerek, sanki bizim yararımıza oluyormuş gibi bir yanıt verdiler. Anlayacağınız bizim fazla mesailer patronun işine yarıyor. Kendisi 53 ülkeye ihracat övünüyor ve 22 milyon dolarlık cirosu var.

Direnişi ayakta tutan MT Reklam’ın kadın işçileri galiba...
B.G:
Kadın bekarken babaya tabi, evlendiğinde eşe, çalışırken de patrona... Kadın işten çıktıktan sonra evde de çalışmak zorunda. Direniş sürecinde tartıştığımız konulardan da biri aslında bu. Direniş sadece erkek işçiye mal olmuş gibi bir algı var. Ama kadın işçiler 130 gündür direniyor. Böylece kendisi de “erkek işi” olmadığını fark ediyor.

SADECE KENDİMİZ İÇİN DEĞİL HALA ORADA ÇALIŞAN ARKADAŞLARIMIZ İÇİN DE DİRENİYORUZ

Direnişinizin bitirilmesi için tehdit mesajları atıldı mı?
B.G:
İdare bölümünden bizim direnişimize sempati duyan işçilerin tehdit edildiğini biliyoruz. Benzer birkaç olay yaşadık ve bu yüzden yanımızda gelip selam veren, sohbet eden çalışan arkadaşlarımızda azalma var. Çünkü yanımıza gelip bize destek sunan işçiler işten çıkarıldılar. Aynı zamanda içeride de bu yönde tehditlerin olduğunu biliyoruz. Çalışan işçiyle direnen işçiyi karşı karşıya getirmeye çalışan bir zihniyet var. Buna karşı da direniyoruz.

Taciz yaşıyor muydunuz çalıştığınız süre boyunca?
B.G: Farkında olmadan yaşıyorduk. Lavabo ihtiyacı olduğu zaman ya da yaptığı işi “düzgün” yapıyor mu diye kontrol etmek için başında bir amirin beklemesini taciz olarak algılamıyor insanlar. Bizim gecen hafta çıkarılan 2 kadın arkadaşımız var, onların başındaki Kenan usta 1 ay boyunca karşılarına geçip bekliyor, gözlerini dikerek nasıl iş yaptıklarını izliyordu. Kadın arkadaşlar rahatsızlardı. Ama içerde yaratılan hava bu. En ufak bir itirazda bulunan kapı önüne atılıyor. Mesela lavabo sıkıntısı yaşıyorduk kadınlar olarak. Fazla kalanlar hakkında tutanak tutuluyordu. Fazla mesai yapmak istemeyen insanları geçimsiz ilan ediyorlar. Bizim amirlerimiz de bizlere bir şey yaptıramıyorsa, onlar da hakarete uğruyorlardı. Duyduğumuz en hafif hakaret şuydu: “Kocan senin gibi birine nasıl tahammül ediyor? Ben olsam seni kapının önüne atarım.”

Direniş sizin hayatınızı nasıl etkiledi? Öncesinde buna cesaret ederdim diyor musunuz?
Z.C:
Direnişe bir noktadan sonra her şeyi göze alıp başlıyorsun. Çünkü belli haklara sahip olduğunu düşündüğün işe giriyorsun ama sonra bu haklarını alamıyorsun. O zaman “3 kuruşa çalışacağıma gidip direnirim” diyebiliyorsun. En azından daha sonraki çalışan nesiller için daha iyi şartlar oluşur. Direnen arkadaşlarımız sadece kendileri için değil, hala orda çalışan arkadaşlar için de, daha insanca yaşamak bir yaşam için de, sonrakiler için de mücadele ediyorlar.

B.G: Ben çok şey değiştirdiğini düşünüyorum. İlk günlerde ailesinden saklayarak direniş çadırına gelen bir arkadaşımız vardı. Babası öğrendiğinde dövmüş arkadaşımızı çadıra gitmesin diye. Evine gidip babasıyla da konuştuk. Aslında bilgisiz bir adam da değil sendikalar ve mücadele konusunda ama buna rağmen akşam aynı şeyler yaşanmış. Arkadaşımız da karşısındaki her şeye göğüs gerer, mücadelecidir de ama ailesinin tutumu yüzünden geri pozisyonda kaldı.

MT REKLAM DİRENİŞİNDE KADIN DAYANIŞMASI 

Sendikal Güç Birliği Platformu Kadın Koordinasyonu geçtiğimiz günlerde, direnişteki MT Reklam işçisi kadınları ziyaret etti. İşte ziyaret sırasında yapılan konuşmalar:

Petrol- İş Kadın Dergisi Editörü Necla Akgökçe: Sendikal Güç Birliği Platformu Kadın Koordinasyonu olarak size destek vermeye geldik. Direnişinizi destekliyoruz. Yalnız değilsiniz. Şu anda direnişte olan birçok işçi var. Tek Gıda- İş’ten arkadaşımız burada ve onlar da Sütaş’ta direniyorlar. İlaç sektöründe Deva’ da direnişte bulunan pek çok işçi arkadaşımız var. Bizim bizden başka sığınacağımız hiçbir şey yok. Kendimizden, bizim gibi olanlardan başka hiç kimsemiz yok. Sermayenin gücü, topu- tüfeği; devletin her türlü aracı varsa bizim de sendikamız var, dayanışmamız var.

Emine Genç- Direnişteki MT Reklam işçisi: Son zamanlarda eksik elemanla çalıştırdılar bizi makinelerde. Üç kişinin çalışacağı yerde iki kişi, dört kişinin çalışacağı yerde üç kişi çalıştırdılar. İş sağlığı için sadece ayakkabı veriyorlardı. Başka bir önlem yoktu. Yaralanmalar sakatlanmalar oldu. Bir kaza olduğunda, bir şey bozulunca ustaları çağırıyorduk. 1 buçuk aydır direnişteyim ve sürdürmekte kararlıyım.

Sibel Aykın- Direnişteki MT Reklam işçisi: Zorunlu mesailer, lavabolarda yasaklar, kısıtlı lavabo süreleri gibi baskı uyguluyorlardı. Biz bayan olduğumuz için özellikle sıkıntı çekiyorduk. Aylardır direnişteyiz. Direnişe çıkmadan önce direnişin nasıl olduğunu bilmiyordum. İnsanlara diyordum, “Acaba başka iş mi yok, niye insanlar bu şekilde direniyor?”. Ben 7 sene bu iş yerinde çalıştım. Hiçbir emeğimin karşılığını alamadım. Buraya da direnişe çıktım. O insanları anladım. Nerede insanlar grev yaptığını, insanların ne kadar zor bir yaşam sürdüklerini görüyorum. İçerde de zor yaşıyorduk, şimdi dışarıda da aynı. 141 gün oldu, psikolojimiz bozuldu. Yeri geliyor içimizde de tartışıyoruz. İçerden baskı yapıyorlar, sürekli polis çağırıyorlar. Bizi buradan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Ama diğer yandan direnmekte kararlıyız.

ÖNCEKİ HABER

Kobanê çözüm süreciyle beraber düşünülmelidir

SONRAKİ HABER

Menemen'de işçiler hak gasplarına karşı bir araya geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa