İç ve dış baskılarla Hizbullah’ı etkisiz bırakmak

İç ve dış baskılarla Hizbullah’ı etkisiz bırakmak

Lübnan’da hükümet krizi devam ederken diğer yandan da Lübnan Devlet Başkanı  Mişel Süleyman ve yeni Lübnan başbakanı Özgür Yurtsever Hareketi lideri Michael Aoun arasındaki siyasi çekişme kabinenin kurulmasını geciktiriyor. Peki, Lübnan hükümetinin kurulmasının geciktirilmesi Lübnan dış siyasetinin etkis

Mahdi Darius Nazemroaya*

Lübnan’da hükümet krizi devam ederken diğer yandan da Lübnan Devlet Başkanı  Mişel Süleyman ve yeni Lübnan başbakanı Özgür Yurtsever Hareketi lideri Michael Aoun arasındaki siyasi çekişme kabinenin kurulmasını geciktiriyor. Peki, Lübnan hükümetinin kurulmasının geciktirilmesi Lübnan dış siyasetinin etkisiz kılınması amacını mı taşıyor?

BM Güvenlik Konseyi ve her zaman ki BM kurumları, ABD ve AB tarafından Lübnan üzerinde baskı oluşturmak amacıyla yeniden devreye sokuluyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un kendisi NATO’nun saldırılarını meşrulaştırmak için her şeyi yapan  kuklalık görevine devam ediyor. Moskova Ban Ki-moon’u bu yüzden 2008 yılında açık açık NATO ile gerçekleştirilen gizli anlaşmalarla ilgili olarak gizli kapaklı işler çevirmekle suçladı. BM bir iç mesele sayılabilecek Lübnan Direnişi’nin silahları konusunu uluslararasılaştırmaya ve bu yolla direniş güçlerini silahsızlandırmaya çalışıyor. Geçerliliğini yitirmiş olsa da BM’nin 1559 no’lu kararının kararın yürütülmesiyle ilgili özel temsilcisi olan Terje Roed Larsen, Hizbullah aleyhine raporlar yayınlamaya aktif şekilde devam ediyor.

Birleşmiş Milletlerin Lübnan elçilerinin Beyrut’taki gereksiz ve davetsiz konuşmaları sömürge altındaki figürleri andırıyor. Bu elçiler sanki Washington’un, Brüksel’in ve Tel Aviv’in ajanları. ABD Devlet kademesi bünyesinde  özel olarak açılan Lübnan Özel Mahkemesi aslında Washington’un, Lübnan ve Suriye’ye karşı kullanmayı düşündüğü politik silahlardır. Bu silahlardan biri de son olarak Lübnan için kurulan Refik El-Hariri suikastıyla ilgili uluslar arası mahkeme. Hariri öldürüldüğünde resmi bir devlet görevlisi miydi ki bu cinayetle ilgili uluslar arası bir mahkeme kuruldu. Diğer taraftan bu uluslararası şebeke Lübnan’daki binlerce insana karşı yapılan cinayet ve suikastlerin araştırılması için neden herhangi bir mahkemenin kurulması konusunda duyarlılık göstermedi? Lübnan Özel Mahkemesi ve aranan adaletle ilgili planlanan şey nedir? Lübnan’da yeni kabinenin yokluğu, Said Hariri’ye ve 14 Mart İttifakına Lübnan meselelerini rahatça yönetmeye devam etme izni veriyor. Bu da ABD’nin Lübnan’a özel oluşturduğu Özel Mahkemenin işlerini kolaylaştırıyor. Çünkü Beyrut’ta yeni bir hükümet, mahkemenin Lübnan tarafından tanınmasına açıkça karşı olacaktır.
Lübnan’da Yerel Güvenlik Güçleri özellikle Hizbullah ve Hariri’yi muhalefet edenlere karşı kullanılıyor. Bu güçler Şam aleyhine çalışıyor ve Suriye’deki şiddeti körüklemeye yardım ediyor. Bu güçler emirleri Lübnan hükümetinden değil, Zengin Hariri ailesinden alıyor ve onlar tarafından kontrol ediliyor. Beyrut’ta kabine krizi yüzünden Hariri ve arkadaşları rahat davranıyor. Lübnan’ın fiili içişleri bakanı Ziad Baroud ise buna karşı kendi bakanlığından gönderilmiş olmasına rağmen bazı  belgeleri imzalamayı reddetti. Baroud, yerel güvenlik güçlerinin kendi izni ve denetimi olmaksızın gizlice işler çevirdiğini düşünüyor. Bu bağlamda yerel güvenlik güçleri sürekli olarak görevdeki İletişim Bakanı Charbel El-Nahhas’ın, güvenlik güçlerinin merkezi bürolarını rutin olarak denetlemesini engellemeye çalışıyor. Baroud’un güvenlik birimlerinin denetlenmesi konusunda isteği yerel güçlerce yerine getirilmiyor. Yerel güvenlik güçleri açıkça operasyonlarını gizliyor. Bu güçler, İletişim Bakanı El Nahhas ve ekibinin, merkez büroların belli katlarına çıkmasını istemiyor.

Lübnan’da ABD, AB, İsrail, Ürdün, ve Suudi Arabistan’dan Hizbullah ve koalisyonlarını zaptetmek üzere bir lobi yuvası olduğu biliniyor. 2006’da İsrail’in Lübnan’a saldırısı boyunca AB elçilikleri Hizbullah aleyhine bilgi toplamak için çalışıyorlardı. Suudi ailesi de İsrail ile Lübnan’daki casus ağı arasındaki bağlantıyı kolaylaştırmak için yardımcı oldu. Bu durum İsrail için çalışırken yakalanan Şii din adamı Şeyh Muhammed Ali Hüseyin ile Suud ailesi arasındaki net ilişkiyi açığa çıkardı.

Bu bilgilerin toparlamanın ana hedeflerinden bir tanesi Hizbullah’ın bir İran ajanı olduğuna kanıt oluşturmaktı. Son zamanlarda Hizbullah, İran’la birlikte İran Körfezindeki, özellikle de Bahreyn’de ve Arabistan’da Şiîlerin hakim olduğu bölgelerdeki gösterileri ateşlemekle suçlandı. Bu bağlamda Lübnanlı vatandaşlar devlete birçok konudaki sadakatleri göz önünde bulundurulmaksızın Khaliji rejimi tarafından seçilerek İran Körfezinden kovuldu. Bu plan yerel bölünmeler ve nefret yaratmak amacıyla mezhep ayrımını körükleme programının bir parçası olarak okunmalıdır. Bu program Lübnan’da Saad Hariri tarafından Hizbullah ve müttefiklerine karşı da kullanıldı. İronik bir biçimde Hariri, Suudi askerleri Halife’yi iktidar da tutmak için Bahreyn’i askerleriyle işgal ettiğinde İran’ı Bahreyn’in içişlerine karıştığı gerekçesiyle suçlamayı tercih etti.

İran körfezindeki petrol şeyhleri şimdi, Lübnanlı, Suriyeli, Iraklı, İranlı ve Pakistanlı vatandaşların kendi sınırlarına girmelerini sistematik olarak engelliyorlar. Kuveytliler bu durumu ‘bu ülkelerdeki siyasi dengesizlikler yüzünden Kuveyt’te sorun oluşabilir’ diyerek haklılaştırdı. Kuveyt’in gerekçeleri şüphe çekici. Kuveyt ve şeyhleri bunu, sorunun Çin ve Hindistan ile birlikte Doğu Akdeniz’den Afganistan ve Pakistan sınırına kadar olan bölgeyi tutuşturacağını bildikleri için yaptılar.

SURİYE’NİN DENGESİNİ BOZMAK

Şam iradesini elden bırakması için ABD ve BM tarafından baskı görmektedir. Bu durum uzun vadeli bir projenin parçasıdır. Amaç rejim değişikliği ya da Suriye rejiminin gönüllü olarak itaat etmesini sağlamaktır.

Suriye, vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde kaba kuvvet uygulayan otoriter bir oligarşi tarafından yönetiliyor, bu kesin. Fakat Suriye’deki ayaklanmalar farklı unsurlardan müteşekkildir ve sadece bir özgürlük arayışı değildir. Bu bağlamda ABD ve AB tarafından Suriye’deki ayaklanmalar, Suriye liderini yıldırmak ve üzerinde baskı oluşturmak amacıyla bir araç olarak rahatça kullanılıyor. Suudi Arabistan, İsrail, Ürdün, ve Lübnan’ın meşhur 14 Mart İttifakı’nın hepsi Suriye’deki ayaklanmaların oluşmasında rol oynamaya devam ediyorlar.

Suudi ailesi de Suriye hükümetinin demokratik reform konusundaki özgün çağrılarını boğma yolunu seçti. Suudi ailesi, mezhebi unsurları kullanarak protestolar ve ayaklanmalar boyunca Suriye muhalefeti içerisindeki demokratik unsurları merkezden uzaklaştırılmasına yardımcı oldu. Suudi ailesi dini ve ideolojik farklılıklara karşı hoşgörüsüzlük yaratan mezhep yanlısı ve şiddet unsurlarını tetikledi. Bu unsurlar çoğunlukla Feth’ul İslam ve Mısır’da organize edilen yeni radikal siyasi hareketler olan radikal Selefiler’di. Ayrıca bunlar Nusayrilere, Dürzî’lere ve de Suriyeli Hıristiyanlara karşı yarıştırılmaktadır.

Suriye’deki şiddet, bölgedeki iç gerilimlerden ve öfkeden avantaj sağlama amacıyla dışarıdan desteklendi. Suriye ordusunun şiddetli tepkisinden başka medya yalanları da kullanıldı ve sahte görüntüler yayınlandı. ABD, AB, 14 Mart İttifakı, Ürdün, ve Khalijis tarafından silahlar, fonlar ve türlü destek Suriyeli muhaliflere kanalize edildi. Silah zulaları Ürdün ve Lübnan’dan Suriye’ye kaçırılırken parasal yardım, tehlikeli ve benimsenmeyen dış destekli muhalif kişilerce sağlandı.

Suriye’deki olaylar, Şam’ın eskiden beri stratejik müttefiki olan İran’la da ilişkilendirildi. Senatör Liberman’ın Obama yönetiminin ve NATO’nun, Libya’daki gibi Suriye ve İran’a saldırmasını istemesi tesadüf değildir. Suriye’ye karşı uygulanacak yaptırımlar konusuna İran’ın dahil edilmesi de rastlantısal değildir. Suriye ordusunun ve hükümetinin elleri artık içeriden bağlandı çünkü Suriye ve İran’ı hedef alan yeni ve daha kapsamlı bir saldırı hazırlığı vardır.

LEVANTEN GAZ ALANI

Suriye, iki önemli enerji koridorunun merkez parçasıdır. Birincisi Türkiye’yi ve Hazar Denizi’ni İsrail ve Kızıl Deniz’e bağlar, ikincisi ise Irak’ı Akdeniz’e bağlar. Suriye’nin teslim oluşu Washington ve müttefiklerinin bu enerji yollarını kontrol edeceği anlamına gelebilir. Bu durum ayrıca Doğu Akdeniz’deki Lübnan ve Suriye sahil şeridinin ötesindeki geniş doğal gaz alanlarının Çin’in erişimine uzak olacağı ve bunun yerine AB, İsrail ve Washington’a gideceği anlamına gelir.
Doğu Akdeniz gaz alanları AB, Türkiye, İran, Suriye ve Lübnan arasındaki müzakerelerin konusu olagelmiştir. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından başka Levanten gaz alanları da Kremlin’in Rusya Federasyonu için Suriye’de bir askeri dayanak noktası oluşturmasının sebebidir. Bu, Suriye’deki Sovyet dönemi denizcilik tesislerinin durumunun iyileştirilmesiyle gerçekleştirildi. Ayrıca, Beyrut ve Şam için, Levanten sahilindeki doğal gaz alanlarının keşfedilmesi ve geliştirilmesine yardım edilmesi konusunu Kabul eden de İran’dı.

HAMAS-EL FETİH

Güney Batı Asya’daki savaş ile Filistin’in devlet olma durumu hakkında artan resmi düzeydeki müzakereler arasında güçlü bir bağıntı var. Filistin’in devlet olma ümidi, Arap dünyasını, Irak’a karşı savaş hazırlıklarından dolayı yükselen gerilimden ötürü oluşan baskıdan kurtarmak için iki kişi tarafından sürekli olarak kullanıldı. İlki olarak George H. Bush, ikincisi ise ciddi olarak Filistin meselesini gündeme getiren ilk başkan olarak övülen George W. Bush’tur.

Bulunduğu mevkîde iki durumlu davransa da, Obama da şimdilerde Filistin devleti hakkında konuşuyor. Ayrıca, Hamas ve El-Fetih arasındaki uzlaşmayla birlikte Filistin’in uluslararası sahada tanınmasına doğru geri sayım başladı. İsrail’de daha önce Hamas’tan ötürü dondurduğu parasal yardımı Filistinlilere göndermeye başladı.

El-Fetih ile Hamas arasındaki uzlaşma, Hamas’ın ellerini bağlamaya da hizmet etti. Hamas, İsrail işgali altındaki Filistinlilerin yönetiminde küçük hisseli bir ortak olmama konusunda dikkatli olmak zorunda kalacak. Hamas artık, demokratik olmayan yollarla Filistin otoritesinin büyük ortağı olarak empoze edilecek olan El-Fetihle birlikte birleşik bir hükümet içerisindeki ortaklığını koruyabilmek için davranışlarını ıslah etmek zorunda. Bir anlamda Hamas, İsrail ve Washington tarafından dolaylı yollardan evcilleştiriliyor.

PAKİSTAN’DAKİ DENGESİZLİK

Usame bin Ladin’in ABD güçleri tarafında öldürüldüğü haberinin anons edilmesi, büyük bir olaylar paketini beraberinde getirdi. Usame bin Ladin’i, Müslümanlar arasında popüler ve saygı gören bir kişi olarak sunmak amacıyla hesaplı bir çaba var olagelmiştir. Bu, “Medeniyetler Çatışması” denilen tezi desteklemek amacıyla yapılmıştır.

ABD hükümeti Pakistan aleyhine bir medya kampanyası başlatmıştı. İslamabad, Usame bin Ladin’e ve onun El-Kaide ağına yataklık yapan bir merkez olarak lanse edildi. Gerçekte, Pakistanlıların teröristlerle ilişkileri Washington tarafından emredilmiş ve yönetilmiştir. Hikaye sandığımızdan daha karışık, fakat gerçekte Pakistan’da olan şudur: Pakistan bir millet olarak dağıtılmak üzere hedef alınmıştır. Pakistan’ın dağıtılması ve dengesizleştirilmesi  İran’la bir savaş senaryosu geliştirme amacı taşıyor. Pakistan’da İran’la arası iyi olan Pakistanlı devrimcilerin etkisi kırılmak isteniyordu. Böylece İran’dan Çin’e uzanan ve Pakistan’dan geçen enerji koridorunu da içerecek şekilde Çin’in çıkarları hedef alınacaktı.

Güney Batı Asya, Orta Asya ve Hindistan alt kıtasının birleştiği Avrasya’nın kilit bir bölgesinde bölgesel dengesizlik yaratılarak bu dengesizlik İran ve Afganistan’dan Pakistan’a, Hindistan’a ve Batı Çin’e uzandırılacaktı. Böylece aynı zaman Washington’un Pakistan’ın nükleer programını etkisiz kılması amacı kolaylaşacaktı.

ABD, teröristlere yataklık eden ülkelerin milli sınırlarını ihlâl etme ve bu bölgelere “teröre karşı savaş”ın bir parçası olarak askeri taburlar gönderme hakkına sahip olduğunu bir kez daha duyurdu. Hilary Clinton Washington’un bu tutumunu ‘ABD güçleri terörist gruplara suikast düzenleyebilecek’ diyerek haklılaştırdı. Bu sadece İran devrim muhafızlarını terörist olarak adlandırılmasıyla anlam kazanmıyor, sınırları içerisindeki birçok sürgün Filistinli grubun Washington tarafından terörist organizasyonlar olarak ilan edildiği Suriye gibi ülkelere yapılacak askeri müdahaleye bahane yaratmak için de bir açık kapı bırakıyor.


* Kanadalı Sosyoloji Uzmanı, Küresel Araştırma Merkezinde özellikle jeopolitik ve stratejik konularla ilgileniyor.

www.evrensel.net