05 Ekim 2014 06:00

Ofsaytta yüz yıl

Birkaç yıl önce Beyoğlu’nda karakolda polis kurşunuyla öldürülen genç Afrikalının kimlik bilgisine, mahkeme her nasılsa bir türlü ulaşamıyor, o vakitler. İstanbul’da Afrika kupası düzenleniyor. Bir film için çekilen görüntülerde, bir genç adam, topu alıyor, kaleciyi çalımlıyor, önünde kale boş ama topu kaleye gönderemiyor. Bu da gol değil.

Paylaş

Çağdaş GÜNERBÜYÜK

Birkaç yıl önce Beyoğlu’nda karakolda polis kurşunuyla öldürülen genç Afrikalının kimlik bilgisine, mahkeme her nasılsa bir türlü ulaşamıyor, o vakitler. İstanbul’da Afrika kupası düzenleniyor. Bir film için çekilen görüntülerde, bir genç adam, topu alıyor, kaleciyi çalımlıyor, önünde kale boş ama topu kaleye gönderemiyor. Bu da gol değil.

Genç adamın adı Festus Okey. Film de Reyan Tuvi’nin Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi ilk belgesel ödülünü alan filmi Ofsayt. İstanbul’daki Afrikalıların umutsuz hayatlarını çekerken, Festus’un ölümüyle başka bir seyir almaya başlayan bir belgesel olmuştu. Tuvi, bundan dört yıl sonra Gezi’yi anlattığı Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek ile ayrı yarışmaya başvurdu. İşte ondan sonra olanlar, yüzüncü yaşıyla övünülen ülke sinemasının düştüğü ofsaytın fotoğrafı.

Çok şey tartışıldı da, günlerdir çözülemeyen sorun aynı: Ön jüri tarafından seçilen filmler arasında olmasına rağmen, Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek, belgesel yarışmasına alınmadı. Ön jüri bunu kabul edilemez buldu, bir açıklama yaptı. Açıklamada kendilerine birtakım yasa maddelerinin gerekçe olarak gösterildiğini anlattı. Olayı enteresan kılan unsurlardan biri oldu ondan beri, bu yasa maddeleri. Festival komitesi de açıklama yaptı ve bu yasa maddelerini gerekçe gösterme, filmde hakaret olduğu için bu kararı verdikleri gibi mazeretler sundu, hatta sansürün “filmi korumak için” yapıldığı bile söylendi.

Cevap gecikmedi elbette, sinema yazarları ve festivaldeki çeşitli jürilerin üyeleri festivali yanlıştan dönmeye çağırdı ve tepkisini gösterdi. Yarışmanın diğer filmlerinin de günlerdir festival yönetimiyle görüştüğü söyleniyor, kamuoyuyla paylaşılan bir şey olmasa da, beklenen, film geri alınmazsa birçok filmin çekilip festivalin iyice zorda kalabileceği. Festival sansürü kabul etmeyip mazeret bulmaya çalıştıkça da, kalır elbet.

Ondan beri sansür mü, otosansür mü, ön jüri iyi mi etti kötü mü etti, kim kime hakaret etti, başka filmlere de “şunu çıkar” dendi mi, kim dedi, yönetmen kendisi de “temiz versiyon”u vermeyi önerdi mi, önermedi mi tartışmalar bir başladı ki, yüz yılda sansürü def edememiş sinema dünyasına hayırlı olsun. Deniyor ki mesela, sansür Gezi belgeseli olduğu için değilmiş, çünkü başka Gezi belgeselleri de, başka politik filmler de seçilmiş, onlarda sıkıntı yokmuş. Neden o zaman sorusunun yanıtı, daha mı iyi, daha mı kötü, siz karar verin: Filmde bir sahnede, herkesin öfkesini yönelttiği o malum şahsa edilen bir küfür duyuluyormuş, belli belirsiz. İzleyen herkesin aklında Antikapitalist Müslümanlar’a geniş yer verilmesi kalıyor da, küfür fark edilmiyor bile ama hukukçulara izletme uygulamasıyla film didik didik edilince olan oldu. Yani yeni bir “kurabiye” vakası, meselenin bir yanı da, tape günlerinden bildiğimiz kadarıyla, bunca tepki içinde malum şahsa en çok dokunanı.

Anlaşılan, başta tahmin edildiği gibi bir AKP’li bürokratın doğrudan müdahalesinden çıkmamış yasak kararı. Belki, günlerdir çözülememesi, bir türlü geri dönülememesinde siyasi baskı daha etkilidir. Şaşıracak bir şey yok. Ama bir işgüzarlık silsilesiyle ilerleyen krizin asıl anlamı, Birgün’de Alkan Avcıoğlu’nun yazdığı gibi “sansürün içselleşmesi”. Uzun zamandır örneğini gördüğümüz engellenen filmler, bilmem kaç yaş sınırları, desteği şarta bağlamalar ve çeşit çeşit sansür vakası, siyasetçilerin, bürokratların imzasıyla olduğundan, anlayıp tartışması daha kolaydı. 1979’da sıkıyönetim sansürüne karşı filmlerin çekilip festivali yapılamaz hale getirmesi gibi. Bu örnekte birden, yönetmenin tavrı, ön jürinin eylemleri, o kişiyle öbür kişi arasındaki tartışma gibi ayrıntılar öne çıkıp kafa karıştırmaya başladı. Oysa, bildiğimiz bir şey var, bir festival çıkıp ortada bir mahkeme kararı falan yokken bir film için “şu maddeye aykırı” diye açıklama yapıp hedef gösterdi. Herhalde herkes bunun aşılmasını, festivalin bütün sahneleriyle bütün filmleriyle gerçekleşmesini umuyordur. Bu yazı yazıldığı sırada belli değilse de, yakında olur; filmi alırlar almazlar, festivali düzenlerler düzenleyemezler, istifa ederler etmezler, ama başımıza gelen bu. Üstelik, bunu yapanların çekirdekten iktidar yandaşı bürokratlar değil, bir hafta önceye kadar sansüre karşı duruşlarına kefil olunacak, sinema dünyasının ileri gelen isimleri olması, sorunu hafifletmeyecek. Çünkü her yanı saran sansür ve yasak anlayışı sonunda özgürlükle ilişkimizi kökünden zedeledi. Sinemayı yüz yıldır hep ofsaytta bıraktı. Yani bu da gol değil.

ÖNCEKİ HABER

Çocuklar kurban kesiminden uzak tutulmalı

SONRAKİ HABER

Yüksek İstişare Kuruluna Ahmet Davutoğlu ayarı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa