03 Ekim 2014 06:00

Geçmişin umutlarını kurtarmak gerek

Toplumların ve insanların birer geçmişi vardır; bunun yanı sıra ortaya çıkan geçmişle ilişkiler. Bireyler ve toplumlar ya geçmişlerini göz önünde bulundurarak onunla ilişkilerini karşılıklı etkileşimle kendileri biçimlendirirler ya da geçmiş gün gelir kendisi hamle yapar, takip eder ve modern bir iktidar aracı olarak bugünü işgal etmeye çalışır.

Paylaş

Halil TÜRKDEN

Bugünü kurtarmak için öncelikle geçmişin gerçekleşmemiş umutlarını kurtarmamız lazım.”
-Walter Benjamin

Toplumların ve insanların birer geçmişi vardır; bunun yanı sıra ortaya çıkan geçmişle ilişkiler. Bireyler ve toplumlar ya geçmişlerini göz önünde bulundurarak onunla ilişkilerini karşılıklı etkileşimle kendileri biçimlendirirler ya da geçmiş gün gelir kendisi hamle yapar, takip eder ve modern bir iktidar aracı olarak bugünü işgal etmeye çalışır. Geçmiş görmezden gelindikçe, geçmişin bugün üzerinde nüfuzu artar. Bir bakmışsınız, korkulan, kaçılan ve direnilen iktidar geçmişin ürünü oluvermiş; yani siz geçmişle ilişki ve etkileşime girmediğiniz takdirde iktidarlar sizin yerinize bunu yapar, sizin yerinize geçer. Böyle bir etkileşim sonunda ne bugün ne de yarın insanı hatırlamaz; tek hatırlanacak olan iktidarlardır.

Bugün de böyle oluyor, geçmiş peşimizi bırakmıyor. Biz onu görmezden geldikçe, o giderek daha zor, daha belalı hale geliyor. Ne gariptir ki, bir zamanlar geçmişi manda ve himayemiz altına alır, onu istediğimiz zaman kutudan çıkarır, istediğimizi gibi kullanır, ötelerdik. “Uygarlaşma” denilen yolculukta anlamak ve hatırlamak nereye düşüyor; hesaplaşma durağı ne tarafta kalıyor? Susan Sontag o duraklar öncesinde şunu hatırlatıyor: “Anlamak hatırlamaktan daha önemlidir, her ne kadar anlamak için mutlaka hatırlamak gerekse de”.

Domatesi Çiçek Sananlar’da,Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde araştırma görevlisi olan Gökçen Başaran İnce, tarihten iki hadiseyi ele alıyor; Ağrı İsyanı ve Dersim Katliamı. Cumhuriyet tarihinin dillere destan uygarlaşmasının tarihinde es geçilmiş, durulmamış duraklar; hesaplaşmanın ve yüzleşmenin durakları… Yazar İnce, kitap boyunca toplumsal hafızayı diri tutmak, geçmişle hesaplaşma tüneline girebilmek için tek yolun meseleyi “insan hakları” kategorisinde tartışmak, konuşmak olduğunu vurguluyor.

‘MEDİNELEŞTİRİLMEK’ İSTENİRKEN KATLEDİLDİLER

Kitabın en dikkat çeken ve beğendiğim vurgusuysa yazılış amacında saklı. Yazar, “Öteki’lerin ‘mağdur ve kurban/asi ve isyancı’ Diğerleri’nin ise ‘muktedir ve zalim/medeniyet götüren kurtarıcı’ olarak sabitlenmemesi” vurgusu ve bugünün politik tartışmalarında kullanılacak bir referans metni olmaktan kaçınması çalışmayı özgün kılıyor. Kitap medenileştirilmek istenirken insanlıktan çıkarılan, katledilen ve dilsel, kültürel, hatta fiziksel varlığıyla ezilen halklar için yazılmış. Diğer deyişle, geçmişiyle hesaplaşamayan bir toplumun hafızasına bir not olarak düşülmüş.

Kitapta, Ağrı İsyanı ve Dersim Katliamı ayrı ayrı, iki bölüm halinde ele alınıyor. Resmi tarihten ve onun yol açtığı iktidar söyleminden ve dilinden uzak bir özet sunuyor okura. Bu tür bir yakın tarih çalışmasının gereği olarak da dönemin gazetelerinde çıkan haberlerin içerik analizine yer veriliyor.

Bu haber analizine bakıldığında iki hadise arasındaki siyasal ve kültürel farklılıklar açıkça görülebilir. Dersim Katliamı sırasındaki “İç-Şarkiyatçılık” başlığı Ağrı haberlerinde yer almıyor. Ağrı İsyanı’na daha çok “dış tehdit, dış düşman” olarak bakılmış; düşmanlar genellikle İran, Ermeniler ve İngilizler olarak adlandırılmış. Bu yönüyle Ağrı İsyanı’nın sınıra daha yakın bir alanda gerçekleştiği ve daha da önemlisi Ermeni ve Kürt liderlerin ittifakıyla ortaya çıkan bir hareket olduğu anlaşılabilir. Diğer deyişle, cumhuriyet rejiminin sürgün, tehcir ve katliamlarla yok etmek, kurtulmak istediği Ermenilerle, yok etmek yerine Türkleştirmek istediği Kürtlerin birlikte hareket etmesi “dış güç, dış düşman” olarak görülür. Tüm bu kurtulma ve yok etme vahşiliğinin yanı sıra, medeniyetin götürüleceği yer, insanların mağaralardan çıkarılması gereken, modernliğin, Türk-yurttaş kimliğinin götürülmesi ve benimsetilmesi gereken yer olarak Dersim ayrı bir yere sahiptir.  Çünkü Dersim halkına yaklaşım, kitabın adında olduğu gibi, “Domatesi Çiçek Sananlar” yaklaşımıdır. Onlara domatesi öğretmek isteyen resmi ideoloji yine ve yeniden katleder.

HANGİ TARİH İKTİDARIN DİZİNİN DİBİNDE YAZILMAMIŞTIR Kİ?

Alman Düşünür ve Kültür Tarihçisi Walter Benjamin insanlık tarihinde daha önce hiç denenmemiş olanın, tarihte hiç adı geçmemiş veya gücü elinde bulundurmamış olanın, hiç kulak verilmemiş olanın ve kaybedenin yanında durmak gerektiğine işaret eder. Geçmiş, bugün kaleme alınan her tarih-yazımında yeniden inşa edilir veya kurtarılır. Bu yüzdendir ki, tarih-yazımı görkemli bir iktidar aracı olmasının yanı sıra hiçbir zaman “tarafsız” olma imkanı bulamamıştır. Bir durup düşünmeli, hangi tarih iktidarın dizinin dibinde yazılmamıştır ki?
 

ÖNCEKİ HABER

Bebeğinizin kalp sağlığını anne karnındayken öğrenin

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu'dan TRT'ye "sansür" tepkisi: Adil olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa