02 Ekim 2014 06:00

Yaşanmışlık izleri

İnsana en zor gelen yoldaşlarının ardından yazmaktır. Çünkü giden yaptığı bütün işleri bir anahtarı verircesine kolayca eline tutuşturmuş, “Hadi bakalım nöbet sende,” deyip çıkıp gitmiştir. (Bu tür görev devirlerinin elbet sosyalistler arasında olduğu bir gerçek). Örgütlenmelerde görev almak değildir zor olan. Gidenin yaptığı işteki yerini hatırlatmak, onun sanata ya da yaptığı iş her neyse o işe verdiği emeği korumaktır.

Paylaş

Sennur SEZER
İstanbul


İnsana en zor gelen yoldaşlarının ardından yazmaktır. Çünkü giden yaptığı bütün işleri bir anahtarı verircesine kolayca eline tutuşturmuş, “Hadi bakalım nöbet sende,” deyip çıkıp gitmiştir. (Bu tür görev devirlerinin elbet sosyalistler arasında olduğu bir gerçek). Örgütlenmelerde görev almak değildir zor olan. Gidenin yaptığı işteki yerini hatırlatmak, onun sanata ya da yaptığı iş her neyse o işe verdiği emeği korumaktır.

Şimdi Metin Demirtaş’ı düşünüyorum. Antalya’da Kaleiçi’nde bir konaktan otele çevrilmiş bir mekandayız. Antalyanın buğulu sıcağına inat Metin’in serin, yatıştırıcı yüzünü hatırlıyorum. Adnan Özyalçıner’le ikisi mi konuşuyor yalnızca yoksa ben hep gereksiz şeyler mi söylüyorum bilmem, konuştuklarımızdan  hiçbir cümle hatırlamıyorum.

Oysa hep söylemek istediğim bir şey var, çocukların babaların (bazan anaların da) ayaklarında nasıl çiçek prangalar olduğunu dile getirmekteki başarısı. Ben dilimizdeki şiirde daha önce yazılmış, geçim zorluğunu bunca incelikle dile getiren şiir bilmiyorum. Nasıl bir kurguyla iş aramanın zorluğunu, onur kırıcılığını dile getirmiş:

Havasız koğuşlara alışılır
Yatılır of demeden hücrelerde
Hiçbir şey öldürmez insan yüreğini
Öldürür eğilmek bir ekmek uğruna
Üç kuruşluk adamlar önünde

Yaşamanın şiirini böylesine güzel etkilemesi , onu her dizesi hayatın soluğuyla kıpırdar hale getirdi. O gerçekten emeğin emekçinin şairi. Bu yüzden belki olması gerekli yeri vermek kimsenin aklına gelmiyor.

“Bir zamanlar And dağlarında
Vurulan bir yiğidin anısıyla sarsılan kalbim
Terliyor sıtmalı bir hasta gibi
Ödenecek bonoların telaşıyla”

Che’yi dilimizde ilk söyleyen miydi bilmiyorum, ama onu  Güney Amerika’dan  Toroslara  getirivermişti. Analarımızın koltuklarında bohçaları, bizi hapisanelerimizde, el evlerinde   ziyaretteki sevinçle kaygının yıkıştığı yüzleri onun şiirleriyle işlendi edebiyatımıza.

O bahçede bir akçakavak var mıydı? İki bölüklü bir konaktı otelin üstüne çöktüğü bina. Herhalde bir kavak vardı. Ak pak bakıyordu karanlığa. Acıları göğüsleyip yaşamanın dinginliği miydi yüzündeki. Demirle uğraşmanın sabrı mı...

Metin Demirtaş’ı hep Antalya’da hatırlıyorum. Şiir okurken, bir şahnişin gölgesinde. Kale içinin  serinliği şimdi içimi ürpertiyor.

Ne garip insan yol arkadaşlarıyla çok az paylaşıyor acılarını. Kuşağımın kırkından sonra yumuşamaya başlayan katılığının da payı var bunda. Onunla hiç dertleşmedim. Evimi evliliğimi konuşmadım. Çocuklarımın birinin kız birinin erkek olduğunu bile doğru dürüst söylememişim, “kızlarınız” dedi durdu. Oysa  çevremizde yaşananların görev saydığımız ayrıntılarını konuştuğumuzu pekala hatırlıyorum.

Metin Demirtaş gitti. Ama şiirimizde izleri hep sızlayacak. Bir duvardaki tırnak izleri gibi. Yaşamamızın yıkılması gerekli duvarlarındaki  tırnak izleri gibi.
O duvarlar yıkıldığında duvarların yıkılmasında onun da  tırnak izlerinin payı olduğunu unutmamalıyız:

Ve doludizgin geçerek,
Her acıyı bir sevinçle ,
Yolu yok kalbim,
Sağ çıkacağız bu acılardan.

ÖNCEKİ HABER

Ah, bir huzur ver kapitalizm!

SONRAKİ HABER

AKP kongrelerinde halkın ekmeğini yemişler

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa