Çocuğum olsa nüfusa değil sendikaya götürürüm

Çocuğum olsa nüfusa değil sendikaya götürürüm

Düzce’den gelip İstanbul’un ortasına iki çadır kurdular. Amaçları sendikalı olarak çalışabilmek. Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan Mas-Daf işçileri hem fabrikanın bulunduğu Düzce’de hem de genel müdürlüğün bulunduğu Ataşehir’de direnişlerini sürd&uu

Berivan Koç / Gökhan Durmuş

Dostlarını düşmanlarını öğrendiler verdikleri sendikalaşma mücadelesi boyunca. Sendika haklarına karşı patronların, valinin, kaymakamın, jandarmanın hatta imamın bile nasıl yan yana geldiğini yaşayarak gördüler. “Okul oldu bu süreç bizler için” diyen Ali Rıza Taşkıran “Eğer çocuğum olursa doğar doğmaz nüfusa değil de ilk sendikaya kayıta götürürüm. Böyle yapmaları bir yerde iyi oldu, bilinçlendik. 120 işçi, 120 işçinin çocuğu olsa ailesi olsa kaç insan bilinçlendi düşünün” diye konuştu.

BU KADAR KİRLİ OLACAĞINI DÜŞÜNMEDİK

Birleşik Metal-İş’e üye olurken zor olacağını tahmin ettiklerini ancak bu kadar kirli olacağını düşünmediklerini söyleyen Taşkıran, patronun sendika düşmanlığını anlayabildiklerini söyleyerek, şöyle devam etti: “Ama biz resmen Düzce’deki kaymakamla, jandarmayla, polisle, valiyle hatta imamla bile mücadele vermek zorunda kaldık.”

Yaşanan bu kadar hukuksuzluğu, kanunsuzluğu kamuoyuna duyurma görevlerinin kendilerine düştüğünü söyleyen Taşkıran, “İyi ki sendikadan vazgeçmemişiz. Kimin ne olduğunu öğrenmiş olduk. Jandarmanın kimin jandarması olduğunu, valinin kimin valisi olduğunu, polisin kimin polisi olduğunu öğrendik” diye konuştu.  Direnişte geçirdiği 80 günü 4 yıllık bir üniversiteye değişmeyeceğini ifade eden Taşkıran, bu yüzden sendikalaşma mücadelesine girdiği için çok mutlu olduğunu söyledi.

Diğer sendikalardan destek gelmediğini, birkaç sendika dışında kendilerini ziyaret edenlerin de olmadığını dile getiren Servet Yıldırım, Mas-Daf direnişinin işçi sınıfının direnişi olduğunu, kendileri kazandığı zaman bütün işçilerin kazanacağını vurguladı. Yıldırım, bütün sendikaları direnişlerine destek vermeye çağırdı. (İstanbul/EVRENSEL)


YASALAR PATRONLAR İÇİN VAR

Ataşehir’in ortasına çadır kurma nedenlerini “Hem insanlar görsün işçinin emekçinin halini hem de patronlar görsünler” diye açıklayan Servet Yıldırım, Ataşehirlilerden olumlu tepkiler aldıklarını, gelip kendileriyle sohbetler ettiklerini anlattı. Direniş başladığı günden beri sadece 5-10 gün Düzce’ye gittiğini kalan sürede hep Ataşehir’de olduğunu ifade eden Yıldırım, “Bu işin sonu nereye varırsa oraya kadar gideceğiz. Ya hükümet bize bir çare bulacak, ya işveren bir çare bulacak. Ama bu sorun İlla çözülecek. Çözüm olmadan bırakacaksak mücadelenin bir anlamı yok” diye konuştu. Türkiye’de örgütlenmenin, sendikalaşmanın karşılığının işsizlik anlamına geldiğini düşünen Yıldırım, patronun her dediğine “evet” diyecek bir sendikaya üye olunmadıysa, çoğu zaman onu da kabul etmediklerini söylüyor.   Sendikalaşmanın önünde engellerin çok olduğunu ifade eden Servet Yıldırım, “Yasalar işçi için yok işveren için var. Biz işçi haklarını ne kadar savunabiliriz bunu bilmiyorum ama patron her türlü hakkını savunabiliyor. Bizim memleketimizde işveren anayasası diye bir şey var” diye konuştu.


Mas-Daf işçilerinin neden Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendiğini Ali Rıza Taşkıran şöyle anlattı: İş güvencemiz yoktu. Ücretlerimiz orantılı değildi. 2 yıl zam alamadık. 2 yıldan sonra Genel Müdür ‘Bir 6 ay daha bekleyin, yönetim kurulunun verdiği zammı beğenmedim 6 ay sonra güzel bir zam yapacağım’ dedi. Tabi ekmek teknemiz, neden olmasın dedik. 6 ay dişimizi sıktık. 6 ay sonra baktık yine asgari ücret yatırılmış. Çağırdık müdürü dedik ‘Böyle böyle söz vermiştiniz ne oldu?’, ‘Ben böyle bir söz vermedim yazılı kağıdınız var mı?’ dedi.

Bu fabrikanın tümüne yapılmış bir yanlış olduğu için öyle 1-2 kişinin başının altından çıkıp 5 kişinin sendikalı olduğu bir durum olmadı. 120 çalışanın 120’si de sendikaya gitti imza attı. Bunu çeşitli şekillerde kırmaya çalıştı, tehdit etmeler, personel müdürü arabayla üzerimizden geçti. Bu şekilde vazgeçiremeyeceklerini anlayınca ‘Anlaşalım’ dediler. Genel müdür ve sendikanın yöneticileri bir araya geldi. Biz anlaştık dediler, siz de normal çalışmanıza başlayın dediler. Sendika da tamam dedi, biz de çalışmaya başladık. Mesela 2 ayda çıkacak pompayı biz 15 günde çıkardık. Sonra anlaşmak için kapılarını çaldığımızda yetkiniz yok dediler.

Pazartesi işe geldik. Servisler yok, kendi imkanlarımızla geldik fabrikaya. Açtık kapıyı, kartımızı bastık, üstümüzü giydik, tam işimizin başına geçiyorduk, muhasebe müdürü ‘İş akdiniz feshedildi, işten çıkarıldınız, lütfen fabrikayı boşaltın’ dedi. Bu ne biçim işten çıkarmaktır. 120 kişiyi birden işten attılar. İzinli olanları, raporlu olanları bile çalışmıyor gerekçesiyle işten attılar. Bununla da sınırlı kalmayıp Düzce insanını bize karşı kışkırtmaya çalıştılar. Nasıl yaptılar bunu? Cuma namazlarında hutbe verdiler, patronun kârını azaltıcı davranışlar yapmak günahtır, dinen caiz değildir falan. Biz de tabii cuma namazında oturuyoruz, bu bizi anlatıyor dedik. Şok olduk. Diğer yerlerden işçi bulmaya çalışıyorlardı. Sivil polis içeride. Sivil polis oraya işçi getiriyor, değişik partiler geliyor. Düzce’dekilerin hepsi, bu ticaret odası başkanı, milletvekili, kaymakamı, jandarması, polisi bunların içinde. Üzerimdeki önlüğü giydim diye 150 TL ceza kestiler bana. Jandarma “Size burada sendikacılık yaptırmayacağım” diyor.

www.evrensel.net