01 Ekim 2014 19:41

Ortakçının oğlu

Topraksız köylüler, yöresine göre “yarıcı”, “maraba”, “ortakçı” diye adlandırılır. “Efendi” olan yoktur içlerinde. Ama bir ortakçının oğlu Tâlip Apaydın vardır ki, o, herhangi bir “efendi” değil, tam anlamıyla bir “beyefendi”dir.

Paylaş

Ahmet SAY

Mustafa Kemal’in eskiden sıkça hatırlanan bir sözü vardır: “Köylü milletin efendisidir!”

Bu sözün lafta kalmaması için esaslı bir toprak reformunun yapılması gerekiyordu, onun ömrü yetmedi. Sonuçta köylü nüfusun çoğunluğu, topraksız yoksul köylü olarak kalıverdi. 1950’lilerde ve izleyen yıllarda kırsal kesimden kentlere kitlesel göçün nedeni, ağırlıklı olarak budur.

Topraksız köylüler, yöresine göre “yarıcı”, “maraba”, “ortakçı” diye adlandırılır. “Efendi” olan yoktur içlerinde. Ama bir ortakçının oğlu Tâlip Apaydın vardır ki, o, herhangi bir “efendi” değil, tam anlamıyla bir “beyefendi”dir. Başarılı bir yazar olarak ün kazanması, onun beyefendiliğini pekiştirmiştir: Örneğin uygar ülkelerin yazarları, ün kazanmış olmayı nasıl kolaylıkla sindirebilmiş, alçak gönüllü kalabilmişse, bizim köy enstitülü yazarlarımızın da topu birden böyle alçak gönüllüdür. Oysa sanıyorum ki Tâlip Ağabey’in bu az rastlanır beyefendiliği, sanatçı kişiliğinden yansıyan incelikler bütünüydü. Çünkü sanatçı kişiliğin derin duyarlıklarını o, aynı zamanda yaşam biçimine dönüştürmüştü.
Belirtmeye çalıştığım bu gerçek, bana ait bir gözlem, bir niteleme değildir. Tâlip Apaydın’ı tanıyan herkes, onun “ipek gibi bir insan” olduğunda birleşir.

‘ FOTOĞRAFLARIMIZI SİZE GÖNDERECEĞİM’

Otuz yıl kadar önceydi, cumhuriyetimizin ilk kuşak bestecilerinden Fâik Canselen ve eşi (Işıklar içinde yatsınlar), bir de ben ve eşim, bir sonbahar akşamı Tâlip Ağabey’in tam kendisi gibi ipeksi eşi Hâlise Hanım’ın yemek davetine uyduk.

Gözlemlerimi özetleyeyim: Apaydın’ların hem alçak gönüllü hem içtenlikli olmasının getirdiği olgunluk ve üstün düzeyi, ben o akşama kadar pek yaşamamıştım.

Meğer fotoğraflar da çekilmiş o akşam, bilmiyordum. Bunu ne zaman ve nasıl öğrendim dersiniz? 30 Eylül 2014 günü öğlen zamanı, Tâlip Ağabey’in cenazesinin kaldırıldığı Ankara Kocatepe Câmiine gittiğimde, öncelikle Hâlise Hanım’a başsağlığı dilemek istemiştim. Beklediğimden de metin görünüyordu. İşte bu metanetin, bu kendiliğinden oluşan sağlam duruşun değerini düşündüğüm sırada o, içinde bulunduğumuz acılı ortamı aşarak bir anda başka bir konuya geçti:
 “Bizim evde o akşamki yemekte çekilmiş fotoğraflar var, onları size göndereceğim” dedi.

İçim burkuldu, ama bunu belli etmemeye çalıştım, Hâlise Öğretmenime teşekkür ettim, yanından ayrıldım.

Bizim için çok özel olan bu fotoğrafları, yazacağım birkaç açıklayıcı notla birlikte zarfa koyup saklayacağım. Zaten benim mirasım, bu tür birtakım zarflar, kağıtlar ve kitaplardan başka bir şey de-ğildir. Bu mirası devralacak olan oğlum, onların değerini bilecektir.

ÖNCEKİ HABER

Cevdet Kudret Ödülü Haw’ın

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa