01 Ekim 2014 06:00

İşçinin oğlundan en ‘Baba’ film

Esenyurt, Soma, Torunlar, tersaneler... Sadece Türkiye değil dünyanın dört bir yanından geliyor işçi ölümü haberleri... Resmi rakamlara göre her yıl 2 milyon 300 bin işçi iş cinayetine kurban oluyor. Emekten yana sinemacılar da bu kanayan yaraya çeviriyorlar kameralarını.

Paylaş

Sevda AYDIN
İstanbul

Esenyurt, Soma, Torunlar, tersaneler... Sadece Türkiye değil dünyanın dört bir yanından geliyor işçi ölümü haberleri... Resmi rakamlara göre her yıl 2 milyon 300 bin işçi iş cinayetine kurban oluyor. Emekten yana sinemacılar da bu kanayan yaraya çeviriyorlar kameralarını.
Türkiye’de iş cinayetleri ile ilgili en son hikaye Soner Sert’ten geldi. ‘Baba’ adını verdiği kısa filminde inşaat işçisi bir babayı anlatıyor yönetmen. Bir inşaat işçisinin oğlu olan yönetmen, filminin çıkış noktasında babasının da yaşadığı iş kazası ve sonrasında yaşananlardan etkilenerek yola çıkıyor. Sert’in filminin gerçekle olan bu bağını, neredeyse her gün karşımıza çıkan iş cinayetleri pekiştiriyor.
Filmde Baba rolünü Kadim Yaşar canlandırıyor. İnşaat işçisi her gün şantiyesine varır işe koyulur. Bir gün çıktığı iskeleden düşer ve sakat kalır. Uzun süre iş arar ancak bir bacağı engelli olduğu için kimse iş vermez. Gazetedeki ilanlara bakarak bir güzel sanatlar fakültesinde iş bulur. Fakültede resim ve heykel öğrencilerine model olur.
‘Baba’ filminin galası Soma’da yaşanan iş cinayeti nedeniyle ertelenmişti. Soner Sert filminin galasını 1 Ekim’de yapacağını ilk açıkladığında bu kez de Torunlar şantiyesinde aynı cinayet işlenmişti. Bugün İzmir Fransız Kültür Merkezinde gala yapacak olan film aynı zamanda 51. Altın Portakal Film Festivali’nde gösterilecek.

İŞÇİ SINIFI CENNETE GİDER

Kameralarını iş cinayetlerine çeviren sinemacılar hiç de azımsanmayacak kadar film üretti. Bu filmlerin başında Altın Palmiye ödüllü İşçi Sınıfı Cennete Gider, İranlı Yönetmen Mecid Mecidi’nin 2001’de çektiği Baran, Dardenne kardeşlerin Söz ve Belçika’daki pek çok sosyal sorunu anlattıkları belgesel ve filmleri, tabii ki Yönetmen Ken Loach’un başta Ekmek ve Gül olmak üzere pek çok filmi, Yavuz Özkan’ın Maden’i geliyor.
1972’de Cannes’da Altın Palmiye alan Elio Petri imzalı İşçi Sınıfı Cennete Gider (La Classe Operaia va in Paradiso, 1971), Fabrika İşçisi Lulu Massa’nın hikayesini anlatıyor. Film, gelişen olaylarla birlikte fabrika ortamındaki gerginlik ve kaosun hakim olduğu atmosferle ilerliyor. Gian Maria Volonté’nin canlandırdığı Lulu çalıştığı fabrikada çalışkanlığıyla bilinir. Ancak parmağını kaybetmesinin ardından, fabrikada yürütülen işçi mücadelesinin içinde bulur kendini. İşini kaybetme tehlikesine rağmen Lulu parmağının hesabını sormak için mücadele eder.

BARAN

İranlı Yönetmen Mecid Mecidi’nin 2001’de çektiği Baran, 17 yaşında inşaatta çalışan Latif’in hikayesini anlatıyor. 17 yaşındaki Azeri Latif, Tahran’daki bir inşaatta ameledir. Aynı inşaatta kaçak olarak çalışan bir Afganlı iş kazasında yaralanınca Latif’in hayatı da beklenmedik bir yön alır. Sakatlanan işçinin yerine oğlu Rahmat çalışmaya başlar. Kalabalık ailesini geçindirme derdindeki bu çekingen genç, bir süre sonra istemeden de olsa Latif’in kantindeki işini elinden alır. O andan itibaren Latif, Rahmat’a karşı büyük bir kin beslemeye başlar. Ancak bu büyük kin, bir sırrın açığa çıkmasıyla büyük bir aşka dönüşecektir.
Senaryosunu Mecid Mecidi’nin yazdığı filmin başrollerinde Reza Naji, Hossein Abedini, Zahra Bahrami, Hossein Mahjoub ve Abbas Rahimi yer alıyor.

SÖZ

Dardenne Kardeşler filmlerinde Belçika’nın pek çok sosyal sorunu tartıştırır. Açlık, sefalet, işsizlik, göçmen işçiler bu konuların başında geliyor. Yönetmenlerin 1996 tarihli Söz (La Promesse), Afrikalı göçmenlerin yaşam şartlarına dikkat çekiyor, ardından gelen Rosetta’da (1999) ise bu kez işsizlik öykünü merkezine yerleşiyor.

EKMEK VE GÜLLER

2012 yılında Torino Film Festivali’nde yaşam boyu onur ödülüne değer bulundu ancak Loach festivali düzenleyen Ulusal Sinema Müzesi’nde, işçilerin taşeron şirket aracılığıyla çalıştırılmasını ve güvencesiz düşük ücretle çalışmaya direnen işçilerin işten çıkartılmasını görmezden gelemeyeceğini açıklayarak ödülü reddetti. Yönetmenin bu tavrı, herkese ‘Ekmek ve Gül’ filmini hatırlatmıştı. Ekmek ve Güller’de Meksika sınırından illegal olarak Los Angeles’a geçen Maya, ablası Rosa’nın evine yerleşir. Rosa ona, sendikasız ve güvencesiz işçi çalıştırılan bir şirkette temizlik işi bulur. Hizmet işçileri sendikası, Sam Shapiro’yu “temizlik işçileri için adalet” kampanyasını örgütlemek üzere görevlendirir. Maya’yı tutkulu bir dinleyici olarak örgütlemeye çalışan Sam, ondan hoşlanmaya başlar. Hasta kocasını düşünmek zorunda olan Rosa, bu ilişkiye karşı çıkar. İşçiler halkın desteğini sağlamak üzere çaba harcarken, şirket yönetimi de işçileri bölmeye ve akıllarını çelmeye çalışır. Hikaye sendikal mücadelenin başarısıyla sonlanır. Ken Loach, bu filmde 7 yıl sonra da İşte Özgür Dünya’da göçmen işçileri sömüren taşeron Angie’nin hikayesini anlattı.

MADEN

Maden filminde İlyas (Cüneyt Arkın) maden ocağındaki kötü koşullara karşı işçileri örgütlemeye çalışan bir devrimcidir. Agah Özgüç, 100 Filmde Türk Sineması kitabında filmi şu sözlerle anlatıyor: “Her an ölüm tehlikesiyle karşılaşan maden işçilerinin çalıştıkları ocaklarda gereken önlemler alınmaz. Ve uyarı amacıyla imza toplanırsa da dayanışma sağlanamaz. Davasında yalnız kalan İlyas (Cüneyt Arkın) direnmesini sürdürünce sendika ağaları tarafından kurşunlatılır. Bir süre sonra da İlyas’ın göçük altında kalıp ölmesi sonucu ilk kez işçiler bir araya gelir. Ve film ‘işçiler birleşin’ sloganıyla biter.”
Yavuz Özkan’ın senaryosunu yazıp yönettiği filmin başrollerinde Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Hale Soygazi, Meral Orhansoy ve Halil Ergün yer alıyor.

ŞEYTAN’IN MADENCİSİ

Kief Davidson ve Richard Ladkani’nin ortak yapımı Şeytan’ın Madencisi 14 yaşındaki Basilio Vargas ile 12 yaşındaki kardeşi Bernardino’nun Bolivya’nın Cerro Rico dağlarının madenlerinde geçen yaşamlarını anlatıyor. Son 400 yıldır işletilmekte olan gümüş madenlerinin bugüne kadar 8 milyon insanın hayatını aldığı belirtiliyor. Çocukların gözlerinden, madenin dünyasını, yani Şeytan’ın dünyasını tanıyoruz: Yer altında Tanrı yok, Şeytan var ve madencilerin hayatları ona bağlı. Çalışırken Basilio’nun önceliği kardeşinin başına bir şey gelmemesi, Bernardino’nun hayatta en büyük korkusu ise bir gün dağda tek başına çalışmak zorunda kalmak. Ailenin en küçüğü Vanessa 6 yaşında ve görevi annesiyle birlikte madenin kapısını beklemek. Her sabah, henüz hava aydınlanmadan iki kardeş, dağın boğucu tünellerine giriyor… Okul aylarında ise yarım gün okula gitmek onlara tatil gibi geliyor ve akşam yatağa girip koyun koyuna uyuyakalıyorlar. Olabildiğince sade bir film olan Şeytan’ın Madencisi, inanılmaz bir görsel doku ve ses zenginliği ile maden ocaklarındaki yaşamı aktarırken, seyirciyi bu iki küçük madencinin korku dolu hayatlarıyla baş başa bırakıyor.

ÖNCEKİ HABER

Maziyi arıyor

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa