30 Eylül 2014 20:31

Davutoğlu: Koalisyona katılma şartlarımız bellidir

Başbakan Ahmet Davutoğlu, televizyonlarda yayınlanan 'Yeni Türkiye Yolunda' konuşmasını yaptı. Davutoğlu, IŞİD'e karşı koalisyona dair "uluslararası toplumla gerekli her türlü işbirliğine hazırız. Ancak sorunu çözmek için bütünlüklü bir strateji geliştirilmesi şarttır" dedi.

Paylaş

Başbakan Ahmet Davutoğlu, televizyonlarda yayınlanan 'Yeni Türkiye Yolunda' konuşmasını yaptı. Bölgede ABD öncülüğünde IŞİD'e karşı oluşturulan koalisyona dair konuşan Davutoğlu, "Herhangi bir adım atılacaksa ve Türkiye'nin de bu ortak yapı içinde herhangi bir rol alması isteniyorsa, şartlarımız ilk günden beri zaten bellidir"diyerek "uluslararası toplumla gerekli her türlü işbirliğine hazırız. Ancak sorunu çözmek için bütünlüklü bir strateji geliştirilmesi şarttır. Yarım çözümler daha büyük sorunları da beraberinde getirecektir" dedi. Davutoğlu, AKP hükümetinin IŞİD'le işbirliği yaptığı iddialarını da reddetti.

Ağustos ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi ve sonrasındaki görev değişim sürecinin sancısız atlatıldığını ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu: "Yeni bir dönemin başında, yeni umut ve heyecanlarla yola çıktığımız şu günlerde ekranlarınız aracılığıyla evlerinize misafir olmaktan, Yeni Türkiye'nin büyük hedeflerini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Malumunuz olduğu üzere, demokrasimiz adına hepimize gurur veren çok olgun bir sürecin sonunda yeni Cumhurbaşkanımızı seçtik. Kendisinden Başbakanlık görevini devraldığım Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirilen seçimle Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan oylarınızla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. Bu seçim hiç şüphe yok ki demokrasimiz açısından bir milat değeri taşımakta, millet iradesi nihayet en yüksek seviyede tecelli etmiş bulunmaktadır. Geçmiş hükümetleri boyunca ülkemize çok önemli ufuklar açan, çok değerli hizmetlerde bulunan, unutulmaz eserler bırakan Sayın Cumhurbaşkanımıza, huzurlarınızda bir kere daha ülkem ve hükümetim adına şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Türkiye hızını hiç kesmeden, yürüyüşünü hiç sekteye uğratmadan hem cumhurbaşkanlığı hem başbakanlık makamında bir görev değişimi yaşamıştır. Bizler bu değişimi bir bayrak yarışı, bir nöbet değişimi olarak görüyor, bu şuurla hareket ediyoruz. Dünyada hem başbakanlık hem cumhurbaşkanlığı değişim sürecini bu kadar başarı ile yürüten başka bir örnek göremezsiniz. Türkiye kökleşmiş demokrasisi ile, çok şükür, kriz beklentilerini boşa çıkarmıştır. Sancısız bir geçiş yaşadık ve kaos bekleyenlerin elleri boş kaldı. Bundan sonra da paralel yapı da dahil her türlü demokrasi dışı vesayet odağı ile mücadelemize kararlılıkla devam edecek, kriz fırsatçılarına göz açtırmayacağız. Türkiye'nin kazanımlarının korunmasında ve atılımların hiç kesintiye uğramadan sürdürülmesinde devamlılığın ne kadar hayati olduğunu iyi biliyoruz. İşte tam da bu yüzden sadece 3 gün içerisinde Bakanlar Kurulu başta olmak üzere tüm dönüşüm sürecini başarıyla tamamladık. Yeni görevlendirmeler, atamalar hızla gerçekleştirildi. Bizim bu süreçlerle kaybedecek vaktimiz yok. Biz önümüze bakıyoruz."

'TÜRKİYE ARTIK NORMALLEŞMİŞTİR'

Türkiye'nin normalleştiğini söyleyen Başbakan Davutoğlu, "2023 vizyonunu yakalamak için çalıştıklarını" ifade etti. Ahmet Davutoğlu, "Türkiye artık normalleşmiştir. Gayr-i tabii yollarla, siyasi mühendislik operasyonları ile iktidar devşirmek isteyenlere kapılar kapanmıştır. Milletimizin her bir ferdi tamamiyle emin olabilir ki, bu medeniyet kervanı yoluna her geçen gün hızını arttırarak devam edecektir. Yeni Türkiye hayalimiz artık adım adım gerçeğe dönüşüyor. Bu yolda aldığımız her hayırlı mesafe, önümüzde yepyeni kapılar, çok daha parlak ufuklar açıyor. Başardıklarımızın daha fazlasını başarmak, 2023 hedeflerine doğru ilerleyen Yeni Türkiye'yi inşa etmek için hiç ara vermeden çalışmalarımıza aynı aşk ve şevkle başladık. Nihai hedefimiz; aziz milletim bunun da ötesinde, bu toprakların sahip olduğu kadim mirası yeniden canlandırmak, yeni bir medeniyet ihyasını gerçekleştirmektir.  

Değerli vatandaşlarım, Türkiye nevzuhur bir ülke değildir. Köklü bir tarihe ve zengin bir geleneğe sahibiz. Ben de 62. Hükümetimize güvenoyu aldıktan hemen sonra bu köklü geleneğe sahip çıkmak adına Selçuklu başkenti Konya'yı, Osmanlı'nın tohumlarının atıldığı Söğüt'ü ve Cumhuriyet meşalesinin yakıldığı Samsun'u ziyaret ettim. Bundan sonraki siyasetimizde de bu tarihi şuurla hareket edeceğiz. Aynı bilinçle göreve başlar başlamaz Türk demokrasisinin kökleşmesine kendilerini adayan seleflerim rahmetli Adnan Menderes'i, Turgut Özal'ı ve Necmettin Erbakan'ı ziyaret ettim. Onların bu demokrasi mücadelesinde ödedikleri bedellerin farkındayız ve bu bedelleri hiç unutmayacağız. Yüklendiğimiz tarihi sorumluluğun şuurundayız. Hesabımızı popülist bir anlayışla değil, 2023 vizyonu çerçevesinde belirlediğimiz kısa, orta, uzun vadeli hedeflerimizi yakalamak üzere yapıyoruz. Seçim siyasetine, seçim ekonomisine, kısa vadeli popülist uygulamalara geçmişte prim vermediğimiz gibi, bugün de vermiyoruz, yarın da vermeyeceğiz. Türkiye'yi daha güçlü, daha müreffeh, daha itibarlı bir ülke haline getirmek, demokrasimizi ülkemizin her bir ferdinin, her bir vatandaşının gurur duyacağı ileri bir seviyeye taşımak adına gereken her adımı atacağız. Çözüm süreci başta olmak üzere, bu ülkenin ne kadar kanayan yarası varsa hepsine kararlılıkla çareler üreterek, toplumsal barışı her yönüyle mutlaka tesis edeceğiz. Birliğimizi, dirliğimizi, dostluk ve kardeşliğimizi hiç kimsenin bozmasına izin vermeyeceğiz, saflarımızı sık tutarak, birbirimize kenetlenerek, birbirimize muhabbetimizi arttırarak aramıza fitne ve fesat sokmayacağız. Geçmişte olduğu gibi, kendi önceliklerini koruyan, barışın yanında, haksızlıkların karşısında, gerçekçi ve aktif bir dış politika izlemeye devam edeceğiz.

Ekonomide güveni ve istikrarı asla kaybetmeden çıtayı sürekli daha yukarılara taşıyacak; rekabetçi, yenilikçi, üretimini arttıran, istihdam üreten bir anlayışla büyüyeceğiz. Ekonomik kazanımlarımızdan, refah artışından toplumun bütün kesimlerinin en adil şekilde pay alması için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Tek bir insanımızın bile mağdur olmasına, tek bir vatandaşımızın bile mahrumiyet yaşamasına asla rıza göstermeyeceğiz. 81 vilayetimizin imarından, 77 milyon insanımızın mutluluğundan, gelecek nesillerimizin akıbetinden kendimizi sorumlu sayıyoruz" ifadelerini kullandı.

101 gün IŞİD'in elinde tutulan Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının "yürütülen sabırlı sürecin sonucunu aldıklarını" öne süren Davutoğlu şunları kaydetti: "İşte bu kavuşma anı görüntüleri için çok bekledik. Sabırla, metanetle, dirayetle çok kritik bir süreci yönettik. Ve nihayet geçtiğimiz hafta IŞİD'in elinde rehine olarak tutulan vatandaşlarımızın kurtarılmasıyla birlikte millet olarak Elhamdülillah erken bir bayram yaşadık. 101 gün boyunca Musul'da başta Başkonsolosumuz Öztürk Yılmaz olmak üzere 46 vatandaşımız ve üç yerel görevlimizi kurtarabilmek adına çok dikkatli, adeta kılı kırk yararak sürdürdüğümüz çalışmalardan 20 Eylül sabahı nihayet beklediğimiz sonucu aldık. Böyle bir operasyonun fiziki ve stratejik zorlukları bir yana, hepimize yaşattığı duygusal boyutlarıyla da millet olarak zor bir imtihandan geçtik ve çok şükür bu zorlu süreçten alnımızın akıyla çıktık. Ülkemiz evlatlarına, vatandaşlarımız vatanlarına, yavrularımız babalarına, 77 milyon insanımız yeniden huzura kavuştu. Böyle zor bir süreci mükemmel bir şekilde sürdürerek mutlu sona bağlayan, pek çok risk alarak zoru kolaylaştıran, vatandaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturan güvenlik görevlilerimizin her birini bir kez daha şükranla selamlıyorum. Başta müsteşarımız olmak üzere, Milli İstihbarat Teşkilatımıza teşekkür ediyorum… İnsan hayatı söz konusu olunca tabiidir ki her adımı büyük bir hassasiyetle atmak, öncelikleri iyi belirlemek gerekiyordu. Her şeyden önemlisi tek bir vatandaşımızın bile canını tehlikeye atmadan süreci yönetmeliydik. Rehin durumda bulunan kardeşlerimizin de bu uzun zaman boyunca metanetlerini, ümitlerini kaybetmemeleri, ülkelerine güvenmekten bir an bile vazgeçmemeleri elzemdi. İftiharla ifade edeyim ki, bu olayda Türkiye ne kadar büyük bir devlet olduğunu ve ne kadar işinin ehli bir hükümet tarafından yönetildiğini bütün dünyaya göstermiştir. Daha önce de, benim Dışişleri Bakanlığı görevini sürdürdüğüm dönem zarfında 200'ü aşkın vatandaşımızı Afganistan'da, Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da, Somali'de kaçırılan, rehin tutulan çeşitli vatandaşlarımızı kurtarma operasyonlarıyla özgürlüklerine kavuşturduk. En zor şartlar altında Libya'dan 26 bin insanımızı tahliye ettik, 10 gün içinde. Her bir vakanın kendine özgü şartları vardı, kendine özgü dengeleri, hassasiyetleri vardı. Bu olayların tamamında Türkiye'nin gücünü, etkinliğini, harekât kabiliyetini gördük, bununla gurur duyduk."

'BAKANLAR KURULU KARARIYLA IŞİD'İ TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN ETMİŞ BİR HÜKÜMETE İFTİRA ATILIYOR'

Türkiye ile IŞİD'in çeşitli ilişkiler içinde olduğunu iddialarını eleştiren Davutoğlu, Bakanlar Kurulu kararıyla IŞİD'i terör örgütü ilan ettiklerini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Son birkaç yıl içinde bölgemizde hepimizi üzen pek çok olay yaşandı.

Milyonlarca masum insan, zalim yönetimlerin, güç çatışmalarının, terör saldırılarının kurbanı oldu. Suriye'de, Irak'ta, Filistin'de defaatle uyarmamıza rağmen uluslararası toplum doğru olanı yapmaktan sürekli kaçındı. Bu duyarsız ve çelişkili politikalar neticesinde kıvılcımlar bütün bölgeyi tehdit eden yangınlara dönüştü. Devlet otoriteleri ortadan kalktı, orduların etkinliği kalmadı ve halklar çeşitli çatışmacı gruplar karşısında savunmasız kaldı. IŞİD gibi terör örgütleri bu kaostan faydalanarak, bu büyük otorite boşluğunu kullanarak etki alanlarını genişletti. Bugün ortaya çıkan tablodan rahatsızlığını dile getiren uluslararası topluma, yakın geçmişte bölgede esen demokrasi rüzgârlarına destek olmalarının, demokratik yöntemlerle göreve gelen yönetimlere sahip çıkmalarının gereğini defalarca anlattık. Ancak farklı hesaplar içine girerek bu hayati adımları atamadılar, alınması gereken tedbirleri etkin biçimde uygulayamadılar ve maalesef bölge büyük acılara gark oldu. Uzun bir zamandır çeşitli çevreler haksız ve mesnetsiz biçimde Türkiye'nin IŞİD'le çeşitli ilişkiler içinde olduğu, bu örgüte destek verdiği gibi maksatlı ve art niyetli iddiaları dolaşıma sokuyor. Bu iddiaların hangi kirli hesapların ürünü olduğunu gayet iyi biliyoruz. Türkiye'nin bu konuda sürecin en başından beri nerede durduğu, nasıl bir tavır ortaya koyduğu belli… Daha önce Bakanlar Kurulu kararıyla IŞİD'i terör örgütü ilan etmiş bir hükümete bu iftira atılıyor. Maalesef uluslararası toplumun bu kayıtsızlığı bölge insanına çok acı bedeller ödetmiş, yüz binlerce insan canından olmuş, şehirler yıkıma uğramış, toplumların farklı kesimleri arasındaki düşmanlıklar had safhaya yükselmiş durumda. Ülke olarak, bu ateşin söndürülmesi, masum canların canına kasteden zorbalıkların ve terör yapılanmasının bertaraf edilmesi için her türlü adımı atmaya hazırız. Ancak bu arayışların Türkiye'nin hassasiyetlerini gözetmesi ve meseleye nihai çözüm getirecek kapsamda olması gerekiyor. Aksi halde, yapılacak lokal operasyonlarla, alınacak palyatif tedbirlerle elde edilecek her netice, kısa zamanda akamete uğrayacak, önü alınan bir terör örgütünün yerine bir yenisi gelecektir. Bu meselede Türkiye baştan beri tavrını açık şekilde ortaya koyuyor, kendi sözünü söylüyor.

Siz vatandaşlarımızdan ricam, belirli çevrelerden yayılan maksatlı ve art niyetli spekülasyonlara kesinlikle prim vermemeniz, hükümetinize güvenmenizdir. Net olarak ifade ediyorum ki, Türkiye'ye zarar verecek, insanlarımızı tehlikeye atacak, menfaatlerimizi zedeleyecek hiçbir girişime “olur" vermemiz mümkün değildir…

Herhangi bir adım atılacaksa ve Türkiye'nin de bu ortak yapı içinde herhangi bir rol alması isteniyorsa, şartlarımız ilk günden beri zaten bellidir. Burada üç temel şartımız var. Birincisi ve en önemlisi ülkemizin ulusal çıkarları ve güvenliğidir. Bunu temin etmek için her türlü önlemi alırız. Bunu yaparken de aziz milletimiz dışında kimseye sormayız, kimseye hesap vermeyiz.

İkincisi tarihten gelen bir görevle mezhep, ırk, dil ve din farkı gözetmeksizin komşularımızdan gelen tüm akrabalarımıza insanlık adına sahip çıkarız. Bizim gönlümüz de, kapımız da 500 yıl önce de dara düşenlere açıktı bugün de açık. Bu aziz ve yüce gönüllü milletimiz hiç bir zaman mazluma kayıtsız kalmamıştır.

Üçüncüsü ise bölgesel istikrar. Biz bu coğrafyada istikrar, refah ve güvenli bir gelecek istiyoruz. Bunun için de uluslararası toplumla gerekli her türlü işbirliğine hazırız. Ancak sorunu çözmek için bütünlüklü bir strateji geliştirilmesi şarttır. Yarım çözümler daha büyük sorunları da beraberinde getirecektir."

Başbakan Davutoğlu, savaş bölgesinden kaçanların Türkiye'ye sığındığını belirterek, devletin çıkabilecek sıkıntıları aşacak imkanlara sahip olduğunu söyledi. Davutoğlu şöyle konuştu: "Bugün böyle bir ateş çemberinin yanı başında Türkiye bir istikrar adası olma niteliğini sürdürüyor. Yakın çevremizdeki bu yangınlardan biz de ülke olarak elbette etkileniyoruz, bölgede ateş altında bulunan siviller Türkiye'yi bir kurtuluş kapısı olarak görüyor. Ait olduğumuz medeniyet, inandığımız ahlaki ilkeler, nesilden nesile aktardığımız insani değerler, zorda kalanın yanında olmayı bir mukaddes görev olarak omuzlarımıza yüklüyor. Tarih boyu millet olarak bu çizgide yürüdük, geleceğe de böyle yürüyeceğiz. Sınırımıza gelen, kapımızı çalan, yardım için elini uzatan bu insanlar bizim kardeşlerimiz, akrabalarımız, dostlarımız, komşularımız... Bu asrın başında aynı devletin vatandaşları, aynı cephenin askerleri, aynı mefkûrenin takipçileriydik. Ecdadımız Çanakkale'de, Yemen'de, Trablusgarp'ta omuz omuza vuruştular, aynı toprağa şehit düştüler. Şimdi dara düştüğünde kim olduğuna, neye inandığına, soyuna, mezhebine, kültürüne hiç bakmadan yardım elimizi uzatmak, kapımızı açmak ve bize bağlanan umutları kırmamak bizim için bir onur meselesidir. Büyük bir devlet olmanın, şerefli bir millet olmanın gereği budur. Bize güvenen hiçbir kardeşimiz, dostumuz bu kapıdan başı eğik, gönlü kırık ayrılmayacak, zalimlerin kucağına geri dönmeye zorlanmayacaktır.

Türkiye'nin buna yetecek gücü de vardır, imkânı da vardır. Geçen hafta sadece Kobani'den ülkemize gelen mülteci sayısı neredeyse 160 bini aştı... Bunlar çok büyük ekseriyetle Kürt kardeşlerimiz… Savaştan, ateşten, zulümden, yokluktan kaçıyor; umut olarak gördükleri Türkiye'ye sığınıyorlar. Şu teyzelerin, çocukların dramına hangi yürek sessiz kalabilir. Kapıda bu kardeşlerimizi Mehmetçik karşılıyor aziz milletimiz adına onları bağrına basıyor ve her türlü ihtiyacı ile ilgileniyor. Başta AFAD olmak üzere Kızılay ve tüm kuruluşlarımız canla başla bu yarayı sarmak için seferber olmuş durumda.

Şu anda Suriye'den, Irak'tan, Filistin'den toplam 1,5 milyondan fazla mülteci ülkemizde misafir ediliyor, tabiatıyla birçok ihtiyaçları var, bunlar tespit ediliyor, alınması gereken tedbirler alınıyor. Bunlar olağanüstü durumlardır aziz vatandaşlarım, bazı sıkıntılar çıkabilir; ama ülke olarak, devlet olarak bunları aşacak tecrübeye de, imkânlara da sahibiz. Milletimizin bu hamiyetperver tavrının gelecek zamanlarda ülkemiz için ne büyük hayırlar, büyük bereketler getirdiğini inşallah hep birlikte yaşayıp göreceğiz."

'SÜRECİ BAHANE EDEREK KAMU DÜZENİNİ BOZACAK GİRİŞİMLERDE BULUNMASINA DA ASLA İZİN VERMEYİZ'

Çözüm sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Ahmet Davutoğlu, "Bir önceki hükümet döneminde başlattığımız ve önemli mesafe aldığımız Çözüm Sürecini bu yeni dönemde de hayırlı bir neticeye bağlamakta ilk günkü kadar kararlıyız. Bu hayırlı sürecin seyrini etkilemek, buradan menfaat temin etmek, hatta her fırsatı kullanarak var olan olumlu havayı dağıtmak üzere gayret gösteren çeşitli art niyetli çevreler var. Bunlar tahmin etmediğimiz, öngörmediğimiz girişimler değil; bunları da hesaba katarak yola çıktık.

Çözüm sürecinin bugün Ortadoğu'nun tek başarı hikâyesi olduğunu herkesin iyi bilmesi, atılan her türlü iyiniyetli adımı özenle ele alması lazım…

Uzun yıllardır maruz kaldığımız bu çatışma ortamının bize millet olarak neler kaybettirdiğini, bölgede yaşayan insanlarımıza ödettiği ağır bedelleri iyi düşünmeliyiz. Biz bu topraklarda yeniden kardeşlik ikliminin hüküm sürmesini, kardeşin kardeşi kırdığı çatışma ortamının artık sona ermesini istiyoruz. Kan dökülmesin, canlar yanmasın, ocaklar sönmesin, çocuklar öksüz, analar evlatsız kalmasın istiyoruz. Bu kavganın kimseye yararı yok; en büyük bedeli de bölge insanı ödüyor. El ele, omuz omuza vererek, bunca kayıp yılın açığını kapatalım, bu bölgelerimizi kalkındıralım, işsiz gençlerimize istihdam alanları açalım istiyoruz. Ne kadar kalp kırıklıkları varsa, ne kadar mağduriyet, mahrumiyet varsa hepsini gidereceğiz inşallah. Bu konuda kararlıyız ama en önemlisi samimiyiz… Bugün çözüm sürecine her zamankinden daha fazla inanıyoruz.

Ancak konuyla ilgili herkesin bilmesi gereken bir şey daha var: hiç kimsenin bu süreci bahane ederek kamu düzenini bozacak girişimlerde bulunmasına da asla izin vermeyiz.

Çözüm süreci ile kamu düzeni birbirinin alternatifi değildir. Bizim bu ülke için, bu ülkenin insanları için yerine getirmemiz gereken çok temel görev ve sorumluluklarımız var. Temel görevlerimizden biri ülke güvenliğinin ve asayişin sağlanmasıdır… Buna yönelik her türlü tehdit girişimine karşı da gerekli tedbir almaktır. Bu tedbirleri almak noktasında en ufak bir tereddüdümüz olamaz. Hangi soruna çözüm bulacaksak, bunu bu ülkenin selametini her şeyin önüne koyarak bulacağız. Herkes bu özeni gösterirse kısa zamanda bu mesele bir daha dönmemek üzere gündemimizden çıkar, bu topraklarda yeniden kardeşlik rüzgârları esmeye başlar. Her adım için ayrı ayrı hesabımızı yaptık, stratejilerimizi belirledik, inşallah kısa zamanda somut sonuçlarını da göreceğiz. Türkiye'yi çok güzel günlerin beklediğine dair inancım tamdır" diye konuştu. (DHA)

ÖNCEKİ HABER

Antep\'te trafik kazası: 3 ölü

SONRAKİ HABER

Çanakkale Kent Konseyinden Kaz Dağları için sosyal medyada kampanya çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa