28 Eylül 2014 08:20

Biz biz olalı böyle vahşet görmedik...

Ortadoğu coğrafyasında, her gelişinde daha da vahşileşen ve gelen gideni aratan katliam örgütlerinin yarattığı son kâbusla karşı karşıyayız.

Paylaş

Melda ONUR*

Ortadoğu coğrafyasında, her gelişinde daha da vahşileşen ve gelen gideni aratan katliam örgütlerinin yarattığı son kâbusla karşı karşıyayız. Kadınlara zulmeden, taşlayan, insanları ortalık yerde asan, kızları kaçıran, ciğer, kalp söküp yiyenlerden gele gele, şimdi kafa kesme infazlarını sosyal medya aracılığıyla dünyaya duyuran, esir aldığı kadınları 10 dinara pazarlayan, önüne gelen kim ya da neyse vahşice öldürüp, kesip biçen; nesilleri ve şehirleri kuruturcasına ilerleyen bu kâbusun adı IŞİD.
“Bu bölge çok acılar, çok zulümler gördü, çok katliamlar yaşadı ama böylesine bir vahşeti hiç yaşamadı.” Bu cümleyi 2 günlük Rojava-Erbil-Mahmur seyahatimizde defalarca duyduk. Halktan, yetkili ağızlardan, siyasetçilerden...
AKP’nin IŞİD’e bir türlü terör örgütü diyememesi tepkilere neden oluyor. “Kimse kusura bakmasın” cumhuriyetinde, ben de kendilerine “terör örgütü” diyemiyorum, kimse kusura bakmasın. Zira terör örgütü dediğinizin bile bir kırmızı çizgisi vardır; ideolojisi, hedefi doğrultusunda çok cana kıyar, hayatlar söndürür; ama kafa kesmek, ciğer söküp yemek, kadın pazarlamak terör örgütü olmaktan ziyade adi ve kirli bir suç çetesini andırıyor.
14-16 Eylül tarihlerinde biz 3 milletvekili (Ayla Akat ve Sebahat Tuncel ile birlikte), yerel siyasetçiler, STK ve meslek odası temsilcileri ile gazetecilerden oluşan tam 25 kadın, IŞİD zulmünden kaçan Ezidilerin kamplarını ziyaret için yola çıktık. Gittiğimiz her yerde “biz biz olalı böyle vahşet görmedik” sözlerine aşina olduk.

DEHŞETİ YAŞAYANLAR NEVRUZ KAMPI’NDA...

Rojava’nın Cizire Kantonu’nda Nevruz Kampı’na sığınan yaklaşık 7000 kadar Ezidinin, nasıl bir vahşetle karşılaşmış olduklarını anlamak için, sağ kurtulanların yüzüne bakmak yeter. Ziyaret için gittiğimizde, kampın kadınları ile buluştuğumuz büyük çadıra gelip dertlerini anlatmak isteyen Ezidi erkeklerin bizden tek istedikleri, IŞİD’in elinde olan eşlerinin, kızlarının, kız kardeşlerinin, gelinlerinin ve tabii birlikte götürülen çocukların kurtarılmasıydı. Göz yaşlarına boğularak anlattıkları vahşetin öldürme, işkence etme, yakıp, yıkma, yok etme boyutunu artık düşünmüyorlardı bile. Zira en önemli konu bu kadınlardı. IŞİD’in eline geçmemek için intihar edenler, aileleri tarafından öldürülerek zulümden kurtarılan kadınlar, acılı bir Ortadoğu masalı değil. 21. yüzyılın bataklığa dönüştürülen Ortadoğu’nun gerçeği. Nedense bana en çok dokunan asla unutamayacağım ise; bazı ailelerin IŞİD’in elinde olup Musul pazarında satılacaklarını öğrendikleri kadınlarını kurtarma yolu olarak, satın almayı deneyecek olmaları. Bunu da, tanıyıp güvendikleri Arap dostlarına para vererek ve ailelerinin kadınlarını satın almalarını isteyerek yapmayı düşünüyorlar.
Bir halk bu travmayla nasıl yaşar. IŞİD zulmünden kurtulanlar da mutlu değil, zira Ezidi topluluğunun tamamı onlar için aile. Ölen her kişi aileden, kaçırılan her kadın aileden... Öyle bakıyorlar hayata.
IŞİD zulmü Ezidi halkının tarihinde gördüğü 74. katliammış, ama böylesini hiç görmediklerini tekrarlıyorlar. Ezidi erkeklerin arasında sözü alan yaşlı bir grup lideri şöyle anlatıyor: “Saldırdılar, önlerine geleni öldürüyor, kurşuna diziyor, boğazını kesiyor ve kadınlarımızı kaçırıyorlardı. Peşmerge savaşmayı bıraktı, yalnız kaldık. Barzani bizi bu vahşetle baş başa bıraktı. Belki de böylece halkımızın yok olup gideceğini umdular. Kurtulmak için tam 13 saat yol yürüdük. Eğer bölgede bizi korumak için savaşan silahlı güçler olmasaydı hiçbirimiz yaşayamazdık. Bu vahşetle hiçbirimizi sağ bırakmamak için saldırıyorlardı. Şimdi güvendeyiz. Ama buradan başka bir yere gitmek istemiyoruz. Köyümüze, topraklarımıza dönmek istiyoruz.”

‘BU COĞRAFYANIN GÖRDÜĞÜ EN PİS VE KİRLİ ÖRGÜT’

Seyahatimizin bir sonraki durağı olan Erbil’deki Irak Kürdistan Parlamentosu’nda da aynı sözleri işitecektik.
Irak Kürdistan Parlamentosu Başkanı Yusuf Muhammed Sadık ve ile Başkanlık Divanı üyeleri bizleri kabul etti. Sadık, kendi bölgelerine sığınan Ezidiler ile yaşadıkları kamplar hakkında bilgi verirken “Kürtlerin yaşadığı bu coğrafya böylesine pis ve kirli bir örgüt görmedi” dedi. Bölgedeki IŞİD terörüne karşı Türkiye ile ortak hareket etmek istediklerini söyleyen Sadık, “Türkiye 1991 senesinde nasıl yardım etti ise, şimdi de aynı yardımı bekliyoruz” ifadesini kullandı.
Ardından Parlamento Kadın Komisyonu üyeleri ile bir araya geldik. Mecliste bulunan çeşitli partilerin parlamenterlerinden oluşan komisyonun da en önemli gündem maddelerinden biri IŞİD’in kaçırdığı kadınlardı. Kaçırılanlar arasında Ezidi, Türkmen, Süryani ve daha pek çok bölge halkından kadınların olduğunu bildiklerini, ancak kesin bir rakam veremediklerini, bir rapor oluşturmaya çalıştıklarını ve bu konuda Lahey’e başvuracaklarını belirttiler. Kampların defalarca ziyaret edildiğini, kesin bir sayıya ulaşmak ve kaçırılanların ismini belirlemek için yoğun çalışma yapıldığını anlattılar. Bilinen tek rakam en az 600 kadar kadının IŞİD’in elinde olduğuydu. Bu kadınların Musul pazarında Arap ülkelerine satıldıkları, hatta Suriye’deki IŞİD’çilere 10 dinara satıldıkları biliniyor. Ellerindeki kadın ve çocukları okullara kapatarak son derece kötü koşullarda tutuyorlarmış. Komisyon üyeleri Türkiye’den de konuya hassasiyet beklediklerini söylediler. BM’den de kendilerinden bilgi talebi olmuş. Bu konu ile ilgili bir alt komisyon, hem kadın komisyonu ile hem de dışişleri komisyonu ile koordineli çalışıyor. Komisyonun başkanlığını Kazhal Hadi (Kürdistan İslami Birlik –Yekgirtu Partisi vekili) üstlenmiş.

‘DÜŞMANIMIZIN GÜCÜNDEN DEĞİL VAHŞETİNDEN KAÇTIK’

Bir sonraki durağımız Ağustos başında IŞİD’in Şengal’den sonra hedef aldığı Mahmur Kampı oldu. Erbil’den çıkıp 45 dakika uzaklıktaki Mahmur kampına ulaştık.
Mahmur Kampı’nın adı her ne kadar kamp ise de 20 yılı aşkın bir sürede adeta bir köye hatta kasabaya dönüşmüş. Zira faili meçhullerden, köy yakmalardan kaçıp buraya gelen Kürtler, belediyesinden okullarına, hastanesinden sosyal tesislerine kadar bir yerleşim yaratmışlar. Aralarında Mahmur Kampı Belediyesi’nin Eş Başkanı Bermal Hakkari’nin de bulunduğu kadınlı erkekli bir grup bizi, kaybettiklerinin anısına inşa ettikleri mekanın avlusunda ağırladılar. Konu hemen IŞİD zulmüne geldi. IŞİD, civardaki 6 Arap köyünü basamak yaparak, yollara da mayın döşeyerek 7 Ağustos günü yaklaşık 100 araba ile gelmiş. Bermal Hakkari “Geldiklerinden haberdar olunca, ikinci bir Şengal yaşamamak için kaçtık. Savaşırdık ama karşımızdaki örgüt vahşi. Normal savaş kuralları yok, düşmanın gücünden değil vahşetinden kaçtık” dedi. Kadın ve çocukları Erbil tarafına gönderip, kampta eli silah tutan kim varsa kampın eteğine kurulduğu dağa çıkmışlar ve oradan IŞİD’i püskürtmüşler. Kamptaki evlere, bahçelere bir hayli zarar veren IŞİD’çiler, belediye binasına girmiş, duvarlara sloganlar yazmış, hatta belediyenin ortasına barut dökmüş, havaya uçuracaklarmış, fırsat olmamış. Hakkari “Biz Kürtler çok eziyetler, işkenceler gördük ama böylesini görmedik, bu IŞİD, bölgenin tanık olduğu en vahşi örgüt” diyordu. Bölgesel güçlerle birlikte IŞİD’i Mahmur’dan çıkarırken 4 kayıp vermişler. Peşmerge daha sonradan sürece katılmış; BM ise 3 gün sonra gelmiş.

IŞİD’ÇİLERİN NEFESİ ENSEMİZDE 2 GÜN...

Rojava-Erbil-Mahmur hattında karşılaştığımız bir güvenlik sorunu olmamakla birlikte bölge güvenilir olmaktan uzaktı. IŞİD daha çok Arap köylerinin bulunduğu yerlerde hareketliydi. Bölgesel silahlı gruplar IŞİD ile çatışarak güvenlik koridorları açmışlardı. Benzeri bir güvenlik koridorunun Şengal için açıldığı, ancak o koridorun henüz güvenli olmadığı ve Şengal’e gitmemek gerektiği söylendi.
Yine de Kuzey Irak ve Suriye’de dolaştığımız süre zarfında bölgenin çok da güvenilir olmadığı yönünde telkinler aldık. Yolda kontrol yapan Peşmerge, “Siz 15 km ötede IŞİD’in olduğunun farkında mısınız” diye sormuştu. Kimi yerlerde IŞİD’in bölgesel silahlı gruplarla çatıştığı yerlere 8 km kadar yaklaştığımız söyleniyordu. Kamışlı’ya bir hayli yaklaştıklarının haberi geliyordu. Türkiye’ye döner dönmez Kobanê’de insanların canhıraş kaçışına tanık olduk. Mahmur’a ise havan topuyla saldırdıkları duyuldu.
IŞİD sınıra dayandı... Adi ve vahşi bir suç çetesi mi diyeceksiniz, Terör örgütü mü diyeceksiniz, “Bizim isyankar çocuklar” mı bir karar verin, saflarımızı belirleyelim.

*CHP İstanbul Milletvekili

ÖNCEKİ HABER

Kantonlar’dan ölümüne korkan Daltonlar

SONRAKİ HABER

Kuru çaya yüzde 15 zam yapıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa