28 Eylül 2014 08:10

Devletin tepesinde marazi üslup sorunları

Kasparov, IBM Deep Blue’yla yaptığı maç sonrasında bilgisayarın aslında bir insan olduğunu iddia etmişti ya; biz de ona benzer bir şaşkınlığı tersinden yaşadık.

Paylaş

Hakan ERDOĞAN

Kasparov, IBM Deep Blue’yla yaptığı maç sonrasında bilgisayarın aslında bir insan olduğunu iddia etmişti ya; biz de ona benzer bir şaşkınlığı tersinden yaşadık. Sanki bir makine girmişti başbakanın içine ve performatif olarak vince dönüştürmüştü kendisini. Çocuğun kafasını çıkartılabilen bir aparat mı sandı, yoksa IŞİD’in elinden kurtarıldığı için yerinde mi diye iyice kontrol etmek mi istedi? Rehinelerin kurtarılmasını gövde gösterisine dönüştürecek yeterli malzeme yoktu da o yüzden mi böyle coştu? “Stratejik derinlik” gibi iddialı bir kitap yazan Davutoğlu’nun bir bildiği vardı da ancak muhataplarının anlayabileceği gizli bir mesaj mı veriyordu? IŞİD’in saçtığı barbarlıktan sonra çocuk geçiş sürecini daha yumuşak yaşasın diye mi böyle hoyrat davrandı veya bir zaferin çılgınca kutlanması mıydı? Doğu illerinde Oktober fest yapılsa toplanıp çocukların kafalarına mı asılacaktık?
Bu iktidarın hammaddesinin tuhaflık olduğunu, onu ayakta tutanın, tüm zorluklara karşı kendisine direnç aşılayan şeyin bu gariplikler silsilesi olduğunu bir anlığına unutmuştum. Hatta bir süre beynimdeki tuz iyice azaldığı için görsel hezeyanlara kapıldığımı sandım. Oysa gördük ki bu iktidarın en önemli özelliği toplumun her kesimini şaşırtmak ve onlara da çılgınca davranmak üzere gerekli uyaranları aşılamaktı. Zira devlet erkanı sürekli bir yolunu bulup tebaasına fantastik deneyimler yaşatıyordu.
IŞİD, tozu dumana katarak gelen bir felaket, kendini doğrulayan uğursuz bir kehanet halinde dibimizde bittiği anda ayağımız kaymış ve hızla bataklığa çekilmiştik. Onlarca yerimizden yakalanıp, onlarca gün debelenmiştik. Neyse ki, sonuçta rehinelerimiz sağ salim dönmüşlerdi. Bizler sevinmeyi, kurtarılmalarını sağlayanlar da övünmeyi hak ettiler. Ama başbakan o çocuğu kafasından tutup kaldırınca oynanan sahne acayipleşti işte! Davutoğlu’nun yaptığı hareket, suç mahallinde unutulan bir parmak izi gibi kaldı gazetelerde ve televizyon ekranlarında. Sanki onu alıp bir reklam filminin içine koyacak gibiydi. Çocukların politik ortamlarda istismar edilip duygusal yönden örselenmeleri bir yana, hem yapılan hareket çocuğun canını yakacakmış, ona zarar verecekmiş gibi görünüyor hem de insanların tarih boyunca birbirlerini öldürmek için nasıl astıklarına tanık olan bizlere, yoğun bir ürperti veriyordu. Bazen çok önemsiz görünen bir davranış, küçük bir jest bile fazlasıyla belirleyici olabilir. Üzerinde kafa yorunca değerli ipuçları da verebilir. Bu çok zor, fazlasıyla karışık bir vakaydı. Böyle bir hareket nasıl bir motivasyonla yapılır diye çok düşündüm. Açıklamak için elimdeki metaforlar yetmez olmuş; mecazlar aciz, benzetmeler yalnız, sıfatlar naçar kalmıştı.
Anadolu’da çocukların böyle sevildiğini, başbakanın da büyüklerinden nasıl yaptıysa öyle yaptığını söylüyorlar. Belki bizim ölümcül sevmelerimiz, hoyratlığın zulme uzandığı bir çizgide gezinen kültürümüz, başbakanımızın modern ve nazik görünümünün altında yatan babayiğidi de etkiliyordur.  Belki despotizmini ataerkil bir yıkıcılıkla kuşanmış olan iktidarın her zamanki temsilcilerindendir Davutoğlu’nu da. Ama sadece o kadar değil...

AŞIRI SAMİMİYET Mİ?

Onları tanırsınız; caddelerimizde, sokaklarımızda yerlere gelişigüzel tüküren, sümküren adamlar vardır. Cemiyetin gözünde nasıl görünecekleri, hangi toplumsal vaziyet içinde oldukları onlar için fark oluşturmaz. Etrafları kalabalıklarla sarılıyken bile kendilerini, karılarını ve çocuklarını hırpaladıkları, eski flüoresanlarla aydınlatılmış evlerde gibi hissederler. Bunun nedeni eğitimsiz, düşüncesiz ve kaba olmalarından ziyade abartılmış bir samimiyettir.
Bizim devlet erkânının uzun süredir takınmış olduğu hal de buna benziyor biraz. Valisi, müdürü, bakanı dâhil, devletin yönetim kademelerinde görevli hiçbir mercide usullere dair bir hassasiyetin kalmadığı aşikâr. Bir meziyetmiş gibi vurgulayarak argo konuşuyor, kaba davranıyor hatta fiziksel şiddet sergiliyorlar. Belki çoğunluk, görevlerini uzmanlığın gerektirdiği üsluba sahip olmadan yapanların bu amatör tutumlarını samimiyet gibi, halka yakın olmak gibi algılıyor. Oysa ciddiyet taşıyan, fazlaca önem arz eden bir meşguliyet içindeyken davranışların ölçüsü olmak zorundadır. Örneğin, ameliyat yaparken, iş makinesiyle çalışırken, deney tüplerinin başında vakit geçirirken dikkat edilmesi şart olan hususlar, izlenmesi gereken prosedürler, uyulmazsa gidişatı mahvedecek kurallar vardır. Devlet yönetmek de o kadar basite alınacak bir iş sayılmaz. Ancak, bir önceki başbakanın kendi sınırlarına aldırmadan yaptığı hareketler şimdi tüm yönetim kademelerine sirayet etti. Zira, bu usturupsuz yapının en çarpıcı örneklemelerini kendisinden görmüş bulunuyoruz. Erkin yeni tezahür biçimi yalnızca bugünkü muktedirlere miras kalmadı, halk ve kamu kuruluşları arasındaki ilişkileri de değiştirip yozlaşmış hale getirdi.
Anadolu’nun neresine giderseniz, bir çocuğu kafasından tutup kaldırmak, aynen yükseğe atıp tutmak gibi, tehlikeli bir konumda sarkıtmak gibi zorlukla “hadi neyse” denilecek, taşkınlık olarak görülecek bir harekettir. Bir başbakanın taşıdığı kültürel kodlar, görev başındayken bazen dışlanmayı gerektirir. Bir çocuğun nasıl sevildiği, memleketin nasıl idare edileceği hakkında da fikir verir çünkü. Davutoğlu, kendisini o mevkiye getirmiş de olsa, önceki başbakandan beri geliştirilen, dayatılan ve artık katlanılmaz hale gelen marazi üsluptan kurtulmak zorunda.
Memleketin bu kadroyla iyi yönetilmesi mümkün değil, buna şüphemiz kalmadı. Ama keşke her şey berbat edilirken görüntü biraz şık olsaydı.

ÖNCEKİ HABER

Özgür çocuk

SONRAKİ HABER

Mersin'de bisiklet fabrikasında yangın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa