İklim değişir Akdeniz olur...

İklim değişir Akdeniz olur...

Contası gevşemiş musluklardan damlayan suların yarattığı israfla ilgili kamu spotları televizyonlarda dönerken, Koza Altın Şirketi Kayseri-Nevşehir sınırındaki Himmetdede Altın Madeninde, siyanürle altın ayrıştırmada kullanmak üzere, bozkırın ortasındaki yeraltı su kaynaklarından saatte 216 bin litre su çekiyor.

Özer AKDEMİR

Contası gevşemiş musluklardan damlayan suların yarattığı israfla ilgili kamu spotları televizyonlarda dönerken, Koza Altın Şirketi Kayseri-Nevşehir sınırındaki Himmetdede Altın Madeninde, siyanürle altın ayrıştırmada kullanmak üzere, bozkırın ortasındaki yeraltı su kaynaklarından saatte 216 bin litre su çekiyor. Bir insanın sağlıklı kalabilmesi için günde 2 litre su içmesi gerekmekte. Bu hesaba göre Koza’nın altın madeni saatte 108 bin kişinin içmesi gereken suyu tüketiyor!

1 MW’lık bir termik santralin üretimine devam edebilmesi için kesintisiz saniyede 15 litre soğutma suyuna gereksinimi olduğu hesaplanıyor. Buna göre 2000 MW kurulu kapasitesi olan bir termik santral için dakikada 1 milyon 800 bin litre soğutma suyu lazım. Mesela Konya Karapınar’da kurulması düşünülen 5870 MW’lık termik santral için gerekli olan soğutma suyu miktarı 2 milyar 776 milyon 744 bin 800 m3/yıl! Bu suyun tamamı kurak bir yapıda olan Konya Havzasının yeraltı sularından karşılanacak. Karaman-Ereğli-Karapınar arasındaki bütün yeraltı sularını da çekseniz bu miktar suya ulaşmanız gene de zor. (TEMA Vakfı  Konya Kayapınar termik santrali Etkileri Raporu - Kasım 2013)

KAMU SPOTU KİME LAZIM?

Evlerimizde kullandığımız elektrikli ürünlerin enerji tüketiminin azalması için “A sınıfı ürünler”  kullanmamızı öğütleyen kamu spotlarında ülkemizin enerji gerçeği ters yüz edilerek verilir. Sanki elektrik açığı varmış, sanki evsel tüketimde yapılacak küçük tasarruflar bu açığın kapatılmasında çokça önemliymiş gibi. Oysa Türkiye şu an ürettiği elektriğin 1/3’ünü kullanamıyor bile. Yani fazla elektriğimiz var. Yine, evsel elektrikte tasarruf yapın diyen kamu spotlarında örneğin, İzmir Aliağa Bölgesindeki demir çelik fabrikalarının tükettiği elektrik enerjisinin tüm İzmir kenti kadar olduğu bilgisi yoktur!

Hiç düşündünüz mü neden hep sıradan vatandaşlar için hazırlanır bu kamu spotları? Yüz binlerce insanın tükettiği kadar elektrik, su tüketen kirli-geri teknolojileri ülkemizde kurup paralarını katlayan sermayedarlar için olması gerekmiyor mu bunların? Öyle ya, saatte 108 bin kişinin içtiği su kadar su tüketen, koca Konya havzasındaki yeraltı sularını kullansa dahi yetmeyecek termik santral kuranlar dururken neden bizim musluktaki damlalar, mutfaktaki lambalar gözlerine batar kamu spotunu hazırlayan resmi kurumların?

KAZANAN HEP BATI KAYBEDEN HEP BİZ

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ülkemizde yapılmakta olan ve yapılacak tüm enerji yatırımlarının amacının Türkiye’yi bir ‘enerji üssü’ yapma kurgusundan kaynaklandığını söylüyor. Oda şu tespitleri yapıyor: “En kirli üretim süreçlerinden birisi olan elektrik enerjisi üretimi sürecini ülkemize kaydırarak bu kirli üretimi bizim gibi ülkelerde konuşlandırmak sonrasında bu üretimden oluşacak hava kirliliği çıktısını karbon ayak izleri ve bunun sonucu uluslararası karbon ticareti ve karbon vergileri ile bizden tahsil etmek. Açıkça bu durum bir taşla iki kuş avlama politikasıdır; elektriği sen üret, çevreyi, doğayı, atmosferi sen kirlet ama hem ürettiğin elektrik enerjisini ben kullanayım, hem de atmosfere saldığın karbon emisyonunun cezası olarak karbon vergisini ben alayım, sonuç olarak kazanan her iki durumda da gelişmiş batı emperyalizmi, kaybeden her yönü ile biz olacağız.” Enerjideki durumumuzun özeti bu!

HEM YAPARIM HEM YÜRÜRÜM

Geçtiğimiz günlerde küresel ısınmaya karşı New York’ta yüzbinlerce kişi bir yürüyüş yaptı. Gazetelere yansıyan rakam 310 bin kişi. Yürüyüşe Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon da katıldı. Küresel ısınmanın kapitalizmden kaynaklandığı artık kapitalist ülkeler tarafından bile kabul edildiği bir ortamda, emperyalist devletlerin güdümündeki BM’in genel sekreterinin bu yürüyüşte ne aradığı merak konusu oldu. Hani Moon’nun yanında ABD, Çin, İngiltere, Fransa, Rusya gibi diğer emperyalist ülke devlet başkanları da yürüseydi tam olurdu! “Aslında biz de biliyoruz, sorun bizden kaynaklanıyor. Ama biz de memnun değiliz bu durumdan” gibi bir anlam çıkardı bundan. Sorunu yaratanlar, sorunu çözmek yerine soruna karşı yapılan eyleme katılmış oldular bir anlamda Ban Ki Moon şahsında.

Salı günü New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde 125 devlet ve hükümet başkanının katılımıyla yapılan İklim Değişikliği Zirvesinde de benzer konuşmalar, görüntüler vardı. “Evet, dünyaya egemen olan sistem dünyayı bir iklim felaketine götürüyor”. Herkes şikayetçi, herkes kaygılı, herkes dünyanın atmosferinin kirlenmesinden ve küresel iklim değişikliğinden yakınıyor. İyi de bu atmosferi kim kirletiyor? Newyorkta yüz binlerce kişi ile birlikte yürüyen Ban Ki Moon’un başında bulunduğu örgüt belli aralıklarla bir işe yaramayan iklim zirveleri düzenleyerek ya da iklim değişikliği raporları hazırlayarak sorumluluktan kurtulabilir mi? Moon, kapitalizmin bu sorumluğunu perdelemek için mi yürüyor yüz binlerle!

SUÇU PERDELEME

Dünyadaki tüm canlıların yaşamını etkileyecek kirli faaliyetleri ekonomik-siyasi ömürlerini sürdürmek için devam ettirmekten geri kalmayan emperyalizm, bu suçunu örtme gayretinde. BM Genel Sekreterinin o yürüyüşte olması bu perdeleme hamlelerinden birisi. O nedenle milyarlara musluğu, lambayı gösterirken, kendileri deveyi hamuduyla götürüyorlar. Ama bunun sürdürülebilir olmadığının onlar da farkında. İklim değişikliği sıradan başa çıkılabilecek bir sorun değil. Yine de giderayak Karbon Borsası gibi buluşlarla sebep oldukları felaketi paraya çevirmenin yollarını buluyorlar! Halklar arasında savaş çıkarıp onlara silah satmak gibi. Buna karşın dünya halkları da, iliklerini kurutan, yaşam haklarını ellerinden alan bu sürdürülemez sömürüyü söküp atmanın yollarını bulacak mutlaka. O zaman iklim gerçekten değişecek, Akdeniz olacak...

www.evrensel.net