27 Eylül 2014 06:00

Bir Soma yolculuğu: Bizleri yalnız bırakmayın

Mayıs ayının 13. gününde tüm ülke kömür bulutunun arasında kaldı, bütün bir ülke sadece kömür kokuyordu. 13 Mayıs sabahı acılarımıza bir acı daha eklenmişti. Biraz vicdanı olan insanlar olarak acıları dindirmenin ağlayan çocukları susturmanın görevini en içten hissetmiştik.

Paylaş

Yılmaz BAL
Manisa

Mayıs ayının 13. gününde tüm ülke kömür bulutunun arasında kaldı, bütün bir ülke sadece kömür kokuyordu. 13 Mayıs sabahı acılarımıza bir acı daha eklenmişti. Biraz vicdanı olan insanlar olarak acıları dindirmenin ağlayan çocukları susturmanın görevini en içten hissetmiştik. Televizyondan kucaklayamadığımız çocuklara gitme kararını almak hiç de zor olmadı sekiz kişilik ekip için. Velhasıl, Soma’ya gidilecekti! Yolculuk gergin, heyecanlı ve buruktu elbette. Başka türlüsünü ummuyorduk ama nasıl Merhaba diyecektik? Biz bunları düşünürken ilk kapıya gelmiştik bile.

İlk kapısını çaldığımız ev eşini Soma katliamında kaybeden Zeynep ablanındı. 8 ve 10 yaşlarında iki kızı olan, eşinin annesiyle yaşayan, neredeyse hiç konuşmayan Zeynep abla. Çocuklarına baktıkça endişesi gözyaşlarına yansıyan Zeynep abla... Tek mesajı “Bizi yalnız bırakmayın” olan Zeynep abla. Sahi, nasıl yalnız bırakacaktık Zeynep ablayı!  

BÖBREK HASTASI AMA ÇALIŞMAK ZORUNDA

Engin abi, yıllarca madende çalışmış. Şu an böbrek hastası haftada 1 kez diyalize giriyor. Çalışamayacak durumda ama mecbur olduğu için kendini zorluyor bunun için. Emekliliğini istemiş ancak olumlu yanıt alamamış. Hastaneden rapor almaya çalışıyor ama bu konularda bilgisi olmadığı için ve nereye nasıl başvuracağını bilmediği için yardım istiyor. Engin abinin 3 çocuğu var eşi tarlada çalışarak, domates toplayarak evin geçimini sağlıyor. Aldığı günlük 30 liranın 10 lirasını yol parasına harcıyor. 

Maden katliamında abisini kaybetmiş güzel gözlü Nazlıcan. Yengesi, abisi öldükten sonra çocuğunu alıp gitmiş, kendisi annesiyle kalıyor. Sohbet ettiğimizde mavi gözlerinden akan gözyaşları ile bize şunları söyledi: “Bizim durumumuz bir çoğuna göre iyi asıl şu anda bu madende çalışıp fakat ölmeyen işçilerin durumları kötü. Devlet şu an maden kapalı olduğu sürede verdikleri ücretleri bu aydan itibaren vermeyecek.” Bizim çalışmamıza destek veren Nazlıcan sonraki ziyaretlere kendisi de katıldı.

DAVA AÇARSAN YARDIMI DA ALAMAZSIN!

Aynur abla 19 yaşındaki oğlunu kaybetmiş. Ege Üniversitesini kazanan oğlu Erkan, okul harçlığını çıkarmak için madende çalışıyormuş. 13 Mayıs günü annesi hasta olduğu için oğlunun çalışmaya gitmemesini söylemiş. Erkan da “Eğer ben gitmezsem benim işimi diğer çalışanlara yükleyecekler insanlar çok zor koşullarda çalışıyor bir de kendi yükümü o insanlara taşıtamam” diyerek evden çıkmış ama geri gelmemiş. Aynur abla iş verenlerin ve hükümete yakın insanların evlerine zarf dolu para ile gelerek “Allahın takdiri, kader... Sakın ola isyan etmeyin. Hükümete karşı gelmeyin zaten zor durumdasınız yoksa devlet bu yardımları da size yapmaz. Sahip çıkanınız yok bakın hükümetimiz sizlere sahip çıkıyor” diyerek bir yandan AKP propagandası yapıp, diğer yandan korkutarak davalarından vazgeçirmeye çalıştığını anlattı. Bunda kısmen de başarılı olunmuş. Bir de sosyal paylaşım sitelerinde çok dolaşan Manisa’da AKP’ye çıkan oy oranından dolayı Soma halkını eleştiren insanlara sitemde bulunuyor: “Çaresizliğin ne demek olduğunu bilir misiniz? Burada bize yapılan baskıdan haberiniz var mı? Oralardan bizleri eleştiriyorlar bizler zaten acı çekiyoruz bir de bu tarz yazıları okudukça bizler daha çok üzülüyoruz” O da son alarak “Bizleri yalnız bırakmayın” diyor.

MADENCİYE SU YOK

Maden İşçisi Murat abi ile konuşuyoruz. Kendisi şu an faaliyette olan bir madende çalışıyor. Tatil günlerinin olup olmadığını ve neler yaptıklarını sorduk. Bize söylediği “Tatil günlerinde ben uyumak zorundayım. Çünkü ben uyumazsam ertesi gün ölürüm” oldu. Madenciliğin çok zor olduğunu, çalıştığı madende bulunan çeşmelerin sadece denetlemelerde açık olduğunu, işverenin su içmeyi iş kaybı olarak gördüğünu, susayıp su içmeye gitmesinler diye çeşmeleri kapattırdığını anlattı. İnsanların psikolojilerinin çok kötü olduğunu maden faciasından arkadaşlarını kaybeden işçi arkadaşların da bir tanesinin gece çığlıklar atarak eşini “Seni bu madenden çıkaracağım” diye kucaklayıp dışarı çıkarmaya çalıştığını aktardı.   

Madende eşini kaybeden biri 8 yaşında diğeri 6 aylık olan 2 çocuğu olan Ayşe eşinin ailesinin evine yerleşmek zorunda kalmış. Çocukları o kirin pasın içinde güzelliklerini kaybetmemiş. Ayşe’nin bizlere “Burada bu tarz ölümler hep oluyordu ilk defa olan bir şey değildi. Değişen tek şey ölü sayısının yüksek olması’’ dedi.  Bu da ölümlere ne kadar alışık olduklarının acı gerçeğini hissettirdi bize 

Eşini Madende kaybetmiş olan  8 ve 10 yaşlarında iki kızı olan eşinin annesiyle yaşayan Zeynep Ablayı,

Maden işçisi Engin Abiyi, domates toplamaya giden aldığı 30 liranın 10 lirasını yola veren eşini,

Okul harçlığını kazanmak için çalıştığı madenden çıkamayan oğlu Erkan’ı bir saniye bile aklından çıkarmayan Aynur Ablayı,

“Ölümlere alıştık ki” diyen Ayşe’yi,

Daha kimleri daha neleri nasıl bırakacağız? 

Nasıl unutacağız? 

Dedim ya en başında ülkeyi koca bir kömür bulutu kapladı diye işte... Unutamadıklarımız, vicdanlarımız bu kömür bulutunu bir ateşe çevirecek. İşte bu ateş yakacak acıları yüreğimize salanları. Toma’yla Soma’yı söndüreceğini sananları. 

Geçici yardımlarımızı ulaştırdığımız ailelerden, çocuklardan, Soma’dan böyle döndük. Yapacak çok şey var, yol uzun yük ağır.

ÖNCEKİ HABER

Arayana iş, çalışana para yok!

SONRAKİ HABER

Hakların Köprüsü Derneği: Mülteci dostlarımız güvenlik problemi değildir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa