24 Eylül 2014 19:10

Umudun keskin kokusu

Zihnindeki cümleler bulanıklaşırken iki parça gazete kağıdının üzerini örtmek için kullanıldığını artık fark etmiyordu. Çünkü gazete kağıtlarının bedenini örtmesiyle umut kesintiye uğramıyor aksine gökyüzüne doğru daha keskin bir kokuyla yayılmaya başlıyordu

Paylaş

Hazal KAR
Wan

Gökyüzü ne kadar kararırsa kararsın buradan ayrılmayacaktı. Gerekirse burada yeni günün doğumuna tanıklık edecekti. Zor değildi, yapabilirdi, daha önce defalarca kez yapmıştı. Güneşin ilk ışıklarının esmer yüzünde daha da belirginleşen gözlerine nasıl yansıdığını hatırlıyor, hatırladıkça mutlu oluyordu.

Bir an gözlerini önündeki kalabalıkta gezdirdi. Kalabalık yer yer insanların birbirine yaklaşmasıyla bir bütünmüşçesine duruyor, yer yer de insanların birbirinden uzaklaşmasıyla oldukça düzensiz görünüyordu. Düzensizleşen kalabalıkla korkuya kapıldığını ama aynı kalabalığın bütünleşmesiyle korkusunun uçup gittiğini fark etti. Gözleri önündeki kalabalığı aşıp her an saldırıya hazır bekleyen barikata takıldı. Evet korkusunun nedeni belliydi! Kalabalığın hareketlerine bağlı olarak gelip giden korkusunun nedeni zırhlarını kuşanmış şu resmi giyimli adamlardı.

Barikatın ardından gözlerini sağ yanında duran zırhlı araca çevirdi. Kalabalığın sesiyle birlikte endişesi de gittikçe artıyordu. Önündeki kalabalığın birkaç saldırı sonrasında ortalığa dağılacağını ve kendisinin öylece bu meydanda kalacağını düşünüyordu. Kolları ağırlaşmaya başlamıştı, iki eliyle olabildiğince havada tutmaya çalıştığı sarı renkteki fon kağıdının kollarını yormuş olduğu düşüncesi ona gülünç geldi. Oysa ardında, gökyüzüne doğru yükselen inşaatta her gün kaldırıp indirdiği demir parçalarını düşününce gülümsemesini engelleyemedi. Bu bir anlık düşünce onu daha da kararlı kıldı ve ağırlaşan kollarına aldırış etmedi. Yine de kargaşa çıkacak olması onu tedirgin ediyordu.

Boynunu hafifçe çevirip arkasında yükselen inşaata bir göz attı. Neredeyse bir yıl olacaktı burada çalışmaya başlayalı. Yine böyle kavurucu sıcağın olduğu bir gündü, yapı göğü delercesine yükselmemişti henüz. Ondan birkaç hafta sonra çalışmaya başlayan üniversite öğrencisi Selim geldi aklına, nereden geldiyse... “Birkaç gün içerisinde çok sevmişti Selim’i. Gerçi bu kumral çocuğu burada sevmeyen mi vardı! Bizimle sohbet etmeyi seviyor, yeri geldi mi yaşça bizden küçük olmasına rağmen derdimizi dinliyordu. Öğrenciydi ama eli de işe yatkındı, kaytarmadan yapıyordu üstlendiği işleri. Arkadaşlarından birine okuması için kitap getirmişti. Ben de merak edip sorunca; ‘Yarın da sana getireyim.’ dedi. Ana’ydı kitabın adı, evde duruyor şimdi, hatıra işte... İlk getirdiğinde 10-15 sayfasını okumuştum sonra o olay olunca bıraktım, okumak istemedim. İsteksizliğin yanında bir de vakit olmuyor ki, evimde geçirdiğim zaman burada geçirdiğim zamanın yanında hiç kalır...”

Hatırlanmaması gereken kötü bir anıyı hatırlamış gibi suçlu bir şekilde geri çevirdi başını. Göğü delen inşaat yine boynunun arkasında kaldı. Selim’in hak etmediği sonunu hatırladığı için bu davranışı yapmıştı. Üniversite öğrencisi bu gencin başına, çalıştığı inşaatın iskelesinin düşmesi sonucu ölümü ona acı veriyordu. Sonra mı, şirketin ailesine ödediği bir miktar parayla kapanmıştı Selim’in cesedinin üstü...

Bu ani gelen hatırlayıştan kurtulmak için midir bilinmez, Selim’in ona verdiği kitap aklına düştü. Bu kadar zamandır okumamış olması ister istemez bir suçluluk duygusu uyandırdı. Çünkü Selim ona kitabı verirken tembihlemişti, bu kitabı okuyup bitirdiğinde ona yeni kitaplar getirecekti. Ardından pazarlık yaptığını hatırladı; sonu mutsuz biten kitapları sevmediğini söylemişti. Bu talebine karşılık Selim’in içten gülümsemesi belirdi gözlerinde ve kulaklarında yankılandı sesi; ‘Tıpkı öyküler gibi her kitap umut kokmalı...’

Bu düşüncelerinin ortasında elleri hala havadayken kulaklarındaki Selim’in sesini kalabalıktan yükselen sesler bastırdı. Korktuğu olmuş kargaşa çıkmıştı. Barikat kurmuş üniformalıların geriye çekilmesiyle sağ yandaki zırhlı aracın ardındaki TOMA’nın kalabalığın üstüne doğru geldiğini fark etti. Az önce göz gezdirirken bu TOMA’yı nasıl fark etmemiş olduğuna şaşırdı. Sağa sola kaçışmalar başlamıştı. Kalabalığın önünü boşaltmasıyla öylece ortada kaldığını anladı. Yine de kıpırdamadı yerinden, kıpırdayamadı. Az önce zihninde beliren her şey ağırlaşıp ayaklarının altına doğru akıyordu. Selim’in cansız bedeninin kendi ayaklarının üstünde olduğunu hissediyordu. Ayakları sanki olduğu yere çivilerle çakılmıştı. Kollarının hala havada olduğunu gördü. Ne kollarını indirecekti ne buradan bir adım kıpırdayacaktı. Gökyüzü ne kadar kararırsa kararsın burası onun ve arkadaşlarınındı ve hatta Selim’indi...

Yaşamak adına evlerinden daha çok vakit geçirdikleri bu yer onlarındı... Kararlılığının ortasında soluk borusundan ciğerlerine inen bir acı hissetti. Acı gittikçe yayılıyor ayakta durmasını engelliyordu. Yere yığıldığında başının altında yayılan ıslaklıkla birlikte uyandı rüyasından. Evet, bu yapı gerçekten göğü deliyordu. Öylesine yüksekti ki tepesinden zeminine çakılana kadar ne düşlerde buluyordu insan kendini... Belki böyle olmasaydı yani kendi kanının zemine yayılışını hissetmeseydi başının altında, çalışma koşulları için yapılan bir eylemde elinde döviziyle, üstüne gelen TOMA’ya karşı kararlıca duracaktı. Belki böyle olmazdı da, kalkar yürüyerek tutardı evinin yolunu. Hem öyküler gibi kitaplar da umut kokmalıydı hatta onunla beraber zemine yapışmış şu hayatı bile umut kokmalıydı.

Zihnindeki cümleler bulanıklaşırken iki parça gazete kağıdının üzerini örtmek için kullanıldığını artık fark etmiyordu. Çünkü gazete kağıtlarının bedenini örtmesiyle umut kesintiye uğramıyor aksine gökyüzüne doğru daha keskin bir kokuyla yayılmaya başlıyordu. Sonra gazete kağıtlarının ardından bir flaş patladı, baş ucunda duran ve yarısı kana bulandığından mürekkebi dağılmaya başlamış olan sarı renkteki fon kağıdını kadraja almaya dikkat ederek... Mürekkebi dağılmaya başlamış harfler bir araya getirildiğinde kağıdın üstünde; ‘Yaşam bazen hayallerin ötesine geçer.’ yazısı seçiliyordu.


 

ÖNCEKİ HABER

IŞİD bir rehineyi daha öldürdü

SONRAKİ HABER

Yıldırım’ın seçmene gönderdiği 10 milyon mektubun parasını kim ödedi?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa