22 Eylül 2014 06:00

Yayıncı kimliği öne çıkan bir genel müdür

Nasıl bir TRT? Bu sorunun yanıtını vermek için öncelikle, TRT’nin yani kamu hizmeti yayıncılığının işlevi ve demokrasilerdeki yerine bakmakta yarar var.

Paylaş

Dr Recep YAŞAR*

Nasıl bir TRT? Bu sorunun yanıtını vermek için öncelikle, TRT’nin yani kamu hizmeti yayıncılığının işlevi ve demokrasilerdeki yerine bakmakta yarar var.

Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, kamu hizmeti yayıncılığını, demokrasinin yaşamsal bir unsuru, yayıncılıkta yüksek programcılılık standartlarının güvencesi ve Avrupa kültürel kimliğinin parçası olarak görmektedir.

1977 Amsterdam Antlaşmasında, kamu hizmeti yayıncılığı,  “her bir toplumun demokratik, toplumsal ve kültürel gereksinimleriyle, medya çoğulculuğunu korumakla doğrudan bağlantılı” olarak tanımlandı.

Buna göre, 3 temel ilke karşımıza çıkmaktadır. Programların zenginliği, bağımsız ve doğru haber, yayınları ülkenin her tarafına götürme. Program zenginliği yayınlarda toplumun tüm kesimlerinin farklı görüşlerine yer verilmesidir. Yerel ve kültürel değerler ile azınlıklara yönelik yayıncılık, kamu hizmeti yayıncılığının görev ve sorumluluğundadır.

BAĞIMSIZLIK TEMEL KOŞUL

Bunu yerine getirmek için de iki temel koşul var. Bağımsız düzenleyici kuruluşlar. Yani bağımsız RTÜK. Özerk/bağımsız Kamu Hizmeti Yayıncısı. Yani bağımsız TRT. TRT’nin varlığı ve geleceğini de bu çerçevede tartışmakta yarar var.

Düzenleyici kuruluş ülkemizde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)’tür.  Düzenleyici kuruluşların özerk/bağımsız olmaları temel koşuldur. RTÜK üyeleri, parlamentoda yer alan siyasi partilerin üye sayılarına bağlı olarak TBMM tarafından seçilirler. Bugün RTÜK üyelerinin çoğunluğu AK Parti tarafından gösterilen adaylardan oluşmaktadır.
RTÜK’ün faaliyetlerine baktığımızda, toplumsal olaylardaki tavrı, eleştirel yayın yapan televizyon kuruluşlarına verilen para cezaları tartışma yaratan kararlar olmuştur. TRT Genel Müdürlüğü seçimlerindeki süreçlerde de RTÜK’ün iktidar partisinin işaret ettiği ya da ona yakın dünya görüşüne sahip adayları üç kişilik aday listesine koyduğunu görüyoruz. Bu da TRT Genel Müdürü seçiminde iktidarla aynı tutumu sergileyen RTÜK’ün bağımsızlığını tartışma konusu yapmaktadır. RTÜK üyelerinin seçimi, salt siyasi partilerin özellikle de iktidar partisinin denetiminden çıkarılmalıdır.

TRT’nin bağımsızlığının 3 temel koşulu var. İdari ve mali özerklik ile editoryal bağımsızlık. İdari özerklik genel müdür ve yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi ve görevden alınma sürecini kapsamaktadır. Burada yönetimsel bir özerklikten söz edilebilir. Özellikle de TRT Genel Müdürünün görevden alınmasındaki koşullar, baskı grupları karşısında güçlü bir genel müdür yaratmaktadır.

İDARİ VE MALİ ÖZERKLİK , EDİTORYAL BAĞIMSIZLIK

TRT’nin mali özerkliği ise sağlanmıştır. Elektrik faturalarından yapılan kesinti ve bandrol ücretleri TRT’nin ana gelirlerini oluşturmaktadır. Bu doğru bir modeldir. Buradaki tek sorun ise, elektrikten kesilen payın bakanlar kurulunca belirlenmesidir. Bu bir baskı aracı olarak geçmişte kullanılmıştır. Avrupa Birliği ülkelerine baktığımızda da benzer modeller vardır. Kamu hizmeti yayıncılığının en başarılı modeli olan İngiliz yayın kuruluşu BBC’de de finansman, televizyon sahibi yurttaşların ödediği bedellerden karşılanmaktadır.

Editoryal bağımsızlık ise, TRT’de çalışan gazetecilerin (muhabir, kameraman, prodüktör, spiker ve sunucular) bağımsızlığı olarak değerlendirmek gerekiyor.  TRT’de görev yapan gazetecilerin editoryal bağımsızlığından söz etmek ise zordur. Buradaki gazeteciler, kolaylıkla görevlerinden alınabilmektedir.

KAMU HİZMETİ VE TRT

Buradaki temel soru şu; Mali özerkliği olan ve yönetimsel özerkliğinden söz edilebilen, TRT kamu hizmeti yayıncılığında ne kadar başarılıdır?  Demokrasilerin temel unsuru olan yurttaşların bilgi edinme, düşünce açıklama ve haber alma/verme hakkının kullanılmasındaki sorumluluğunu ne kadar yerine getirmektedir. TRT’nin program yapısına baktığımızda, toplumun tüm kesimlerinin kapsayan, farkındalıkları ekrana taşıyan, vatandaşların sorunlarının tüm tarafların katılımıyla tartışıldığını söylemek mümkün mü? Ne yazık ki, bu sorulara kolayca “evet” denemez. TRT’nin habere bakışının tarafsız olduğu, tüm siyasi partiler ile farklı gruplara eşit mesafede durduğu söylenebilir mi? Son seçimlerde TRT’nin tarafsızlığı ile ilgili tartışmalar, Yüksek Seçim Kurulu’nun bu konudaki uyarılarına baktığımızda bu konuda da kolayca “evet” demek mümkün değil.

Bu sorulara yüksek sesle evet denilemezse de Türkiye, kamu hizmeti yayıncılığından yani TRT’den vazgeçmemelidir. Aksine, Türkiye’nin özerk/bağımsız bir TRT’ye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Türkiye’nin bugünkü medya düzenine baktığımızda, yatay ve dikey yoğunlaşmanın arttığı, güvenirliliğinin sorgulandığı, militan gazeteciliğin ön plana çıktığı, nefret söyleminin yaygınlaştığı,  gazetecilerin tarafsızlığının bu kadar çok tartışıldığı bir ortamda, kamu hizmeti yayıncılığına daha çok ihtiyaç vardır. Böyle bir ortamda, vatandaşların doğru, hızlı ve tarafsız bilgi edinme hakkını yerine getirecek bir TRT’ye ihtiyaç vardır. Vatandaşların finanse ettiği TRT, yine vatandaşın sesi olmalıdır. Halkın çıkarını, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin savunucusu bir TRT,  Türkiye’nin demokrasisinin de sigortası olacaktır.

TRT’nin kültürel işlevi de unutulmamalıdır. Bugün mikrofonlardan yükselen, halk müziği, sanat müziği, klasik Türk Musikisi, klasik batı müziğinin yaşamasında TRT’de yetişmiş sanatçıların payı unutulmamalıdır. TRT’de yetişen bu sanatçılar olmasaydı, bu kültür hazinesinden bugün ne kadar söz edilebilirdi. Ne yazık ki, TRT bugün sanatçı kadrolarını lağvetmiş durumda. TRT’deki mevcut sanatçılar emekli olduğunda artık TRT’nin sanatçıları olmayacaktır. Bu kültürel miras da, neo liberal politikalara kurban edilmiştir. Sözleşmeli sanatçı adı altında bu alanda da taşeronlaşma yoluna gidilmiştir.

YAYINCI KİMLİĞİ TARTIŞILMAMALI

TRT Genel Müdürlüğü seçim sürecine girilirken, seçilecek adayın niteliği önemlidir. TRT yönetimi artık yayıncı kimliği ile ön plana çıkan ve yayıncı kimliği tartışılmayan bir genel müdürü hak ediyor. Geçmiş dönemlere baktığımızda, yayıncı kimliği olan genel müdür sayısının ne kadar az olduğu görülecektir. Ülkemizde, yayıncı kimliği olan televizyoncu veya gazeteciler hem TRT içinde hem de özel sektörde fazlasıyla vardır. BBC’nin başına yayıncı olmayan bir kişinin genel müdür olarak atandığını düşünebilir misiniz? O zaman ülkemizde niçin yayıncı kimliği olmayan, medya sektörü ile hiçbir ilgisi bulunmayan kişiler TRT yönetimine atanırlar.

TRT yönetim kurulunun da yapısı yeniden düzenlenmelidir. Yönetim kurulunda çalışanların temsilcilerinin de yer alması gerekiyor. Bu işlev TRT’de örgütlü sendikalar aracılığıyla yapılabileceği gibi, çalışanların seçeceği temsilciler aracılığıyla da yapılabilir.

HESAP VERİLEBİLİR BİR TRT

TRT’nin yeni yönetimine düşen en önemli görevlerden biri de hesap verilebilir olmasıdır. Dev bir bütçeye sahip olan TRT’nin bütçesi şeffaf olmalıdır. TRT’nin hesap verilebilirliği ve şeffaflığı vazgeçilmez olmalıdır.

Şimdi, görev RTÜK’e düşüyor. Yapısı ve bağımsızlığı tartışma konusu olsa bile RTÜK, yayıncı kimliği tartışılmayan, TRT’nin özerkliğini/bağımsızlığı savunacak kişileri aday göstermelidir. Böyle bir genel müdür, hem siyasi partilerden hem de diğer baskı gruplarından gelecek baskılara karşı daha güçlü durabilecektir.
Unutulmamalıdır ki, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkını toplumun tüm bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yerine getiren bağımsız bir TRT, Türk medyasının da daha bağımsız ve tarafsız olmasının da önünü açacaktır.

* Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı
 

ÖNCEKİ HABER

Fenerbahçe, Gaziantepspor\'u penaltıyla geçti:1-0

SONRAKİ HABER

Diyarbakır'da kayyum, çocuklar için gönderilen bisikletleri yandaşa dağıtmış

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa